Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Yoldan çıkıp takla atan otomobilin sürücüsü öldü
Bebek kürtajla alınacak
Ya yasanız gidecek, ya da siz
Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklenti olmamalı
Kemal Sunal, mezarı başında anıldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

RUM TARAFININ SUÇU TÜRK TARAFININ MASUMİYETİ MİDİR?

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   9 Ekim 2007, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Referandum sonrasında ortaya çıkan çözümsüzlük alanı, Türk tarafının çözüm yönündeki politikalarına ilişkin eleştiri zeminini önemli oranda erozyona uğrattı.

"Biz, referandumda evet dedik, çözüm için üzerimize düşeni yaptık" sözleri, aradan geçen 3 buçuk yıllık zaman dilimi içinde onbinlerce kez tekrarlandı.

Bununla birlikte, Rum tarafının çözüm istemediği, çözümsüzlüğü beslediği, referandumda "hayır" diyerek, aslında Kıbrıslı Türklere "hayır" dediğini de onbinlerce kez tekrarladık.

Düşmanlığı katlayan bir şekilde, "ozmosis" kelimesi, defalarca yeniden türetilip kamuoyunun karşısına getirildi.

Rum tarafının resmi tezi olarak kullandığımız ve "hacmi küçük olanının, büyük olana karışıp, bütünleşmesi" anlamına gelen bu kelime, kesinlikle Rum tarafından fazla Türk tarafınca kullanıldı.

Öyle ki, sadece bir asimilasyon politikası değil, aynı zamanda, farklı anlamlarda da değerlendirildi.

"Ozmosis" Kıbrıslı Türkler için düşman Rum tarafının yok etme amacını temsil ediyor.

Hiçbir zaman güvenilemeyecek bir düşmanı ve samimiyetten uzak, asla çözümü talep etmeyecek bir tarafı da temsil ediyor.

Şu bir gerçek ki, Rum tarafı, kullandığı politik dille bir masumiyet timsali değil.

Askerden, mülkiyet sorununa kadar, izolasyon politikasından fiili uygulamalara kadar eleştirilebilecek birçok olumsuz ve barış ortamını beslemeyecek icraatları var, Rum tarafının da.

Ama eğer hedef çözüm ise ve çözüm için de bir güven ortamı gerekiyorsa, bir tarafın hatası, diğer tarafın da hatalarını meşrulaştırmamalı.

En azından, Türk tarafı karşılıklı ilişkiler ve güven ortamını sağlama adına kendi adımlarının özeleştirisini yapabilme noktasından uzaklaşmamalı.

Unutulmaması gereken önemli bir nokta var ki, şu anda, muhalefeti temsil eden TDP dışındaki iki büyük parti, Türk tarafının ne söylemlerini, ne de karşılıklı güven ortamına dair adımları ile ilgili hareket alanına sahip olabilecek politik zeminde değiller.

Eğer hükümetin büyük ortağı CTP, parti olarak kendi özeleştirisini yapmaz, resmi Türk politikasına sorgulayıcı yaklaşmazsa ve daha da önemlisi bu eleştirileri ortaya koyanlara da "radikaller" benzetmesini yaparsa, iki toplum arasındaki ayrılık, her geçen gün daha da büyüyecektir.

Özellikle Güney Kıbrıs'ın seçim ortamına girmesiyle birlikte daha da artan düşmanlık malzemesi söylemler, maalesef, Türk tarafınca da aynı potada kullanılıyor.

Oysa, "sen düşmansın" demek yerine, "ben dostum" demek, ilişkilerin beslenmesi ve güven ortamının yaratılabilmesi için daha iyi bir zemin oluşturmayacak mı?

Son günlerde, kanlı bir savaşın ardından, 50 yıl sonra, barış görüşmeleri için anlaşmaya varan, Kuzey ve Güney Kore örneği, ister istemez, ayrılıkta 50 yıla çok yaklaşan, Kıbrıs örneğini getiriyor akıllara.

Kuzey ve Güney Kore, görüşmelere başlarken, dil, tarih, teknoloji, ticaret, eğitim ve teknoloji alanlarında işbirliği konusunda da anlaştılar.

Kısa ya da orta vadede bir çözüm olmasa da iki toplum arasındaki güven ortamı için bizim de çalışmamız gerekiyor artık.

Bugüne kadar yapılan hiçbir görüşme sürecinde bu başarılamadı.

Görüşmeler devam ederken de karşı taraf düşman olmaya ve her an zarar verebilecek potansiyele sahip olarak algılanmaya devam etti.

Sadece Annan Planı görüşmeleri zamanında, bu resmi duruşun dışına çıkılarak, çözümü destekleyen taraflar, iki toplum arasındaki güven ortamını besleyecek çeşitli adımlar attı.

Daha da ötesi bir empati yaratılabilmesi için tavır sergiledi.

Ancak ne yazık ki, referandumdan sonra kimse bunun arkasında duramadı.

Eğitim Bakanlığı'nın, tarih kitaplarının değiştirilmesi konusunda attığı adım dışında, ilişkiler ve gelecek adına gelişme sağlanamadı.

Güven ortamı için gerekirse asker dahi çekilebileceğini savunan bir parti, bugün, "çözüm olmadan asla tek asker çekmeyiz" diyor.

Oysa CTP'nin parti programında, "Güven ortamının yerleştiği oranda, adanın aşamalı olarak askerden ve silahtan arındırılmasını savunur" deniliyor.

Demek ki, şimdilerde güven ortamı, ancak bir çözümle şekillenebilir diye düşünüyoruz.

Ancak ne yazık ki, anlaşmalar tarihin de şahitliğinde, gerekli güven ortamının sağlanamadığı ortamlara çözümü ve barışı getirememiştir.

Şimdi kullandığımız dilin, ya da eleştirilerin içeriği, karşı tarafın genel tutumuyla bağlantılıysa, özellikle de referandumda çıkan hayırsa, dönüp kendimize de bakma zamanı gelmiyor mu hala?

Biz referandumda "evet" diyerek, bütün geçmiş politikalarımızı temizleyip, referandum sonrasında oluşturduklarımızı da meşrulaştırdık mı?

Mülkiyet konusundan, askeri hassasiyetlere kadar kullandığımız hiçbir söylemde, bunlara dikkat etmediğimiz gibi, izolasyon politikamızı da tanınma tehdidi noktasına taşıyarak, biz ne kadar çözümü isteyen taraf pozisyonumuzu sağlamlaştırdık?

Çözüme ihtiyacı olan taraf, her zaman diğerinden daha fazla çaba harcar.

Türk tarafı bunu yaptı.

Şimdi kimseden özel bir çaba gelmediğine göre, kimsenin ihtiyacı, diğerinden fazla değil gibi görünüyor.

Bu da kimseyi kimseden daha masum yapmıyor.

Şimdi iki toplumu yeniden düşman yapan referandum sonucuna baktığımızda, her iki tarafın politikaları ile ilgili ilginç noktalar da çıkıyor karşımıza.

Örneğin, AKEL'in hayır diyerek, Kuzey'de derin bir şok etkisi yarattığı ortamda, referandum öncesinde, partinin planı kabul ettirebilmek için zaman istediğine ve bunun reddedildiğine dair haberler erken unutuldu.

Referandumda, çözüm ile birlikte, AB üyeliğinin de oylandığı bir ortamda, üyelik sürecinin baskısından AKEL'i kurtarmak, acaba sonucu değiştirir miydi?

Türk tarafının, "Güney Kıbrıs'ta "hayır" çıkacağını önceden biliyorduk" açıklamaları da kolay unutulanlar arasında yer aldı.

Türk tarafı, 1 Mayıs referandum tarihi konusunda esnek davranabilir miydi?

AB üyeliği için daha farklı ama aynı sonucu getirecek bir çözüm üretilebilir miydi?

Bütün bunlar, tamamen olasılık senaryoları üzerinden geliştirilebilecek tezler.

Ancak şu bir gerçek ki, politikacıların kurguladığı bir sürecin kurbanı her zaman halklar oluyor.

Şimdi, en azından insani ilişkilerin geliştirilebilmesi açısından ve savaş yaşamamış bir kuşağa, geçmişin intikam ve düşmanlık misyonlarını yüklemeden hareket etmeliyiz.

40 yılı aşkın bir süredir devam eden Kıbrıs sorununda, her iki taraftaki politik aktörlerin halklara önemli bir borcu var, çünkü.

   1038 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
05 Temmuz 2008, Cumartesi   AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK
04 Temmuz 2008, Cuma   KILIÇ SESLERİ ARASINDA KALAN LİDERLER
27 Haziran 2008, Cuma   BU HAVADA, BU ADADA KANSER OLMAK
25 Haziran 2008, Çarşamba   DÜNYANIN DEĞİŞEN FOTOĞRAFLARI
19 Haziran 2008, Perşembe   ÇARESİZLİĞE DENEYİMLİ FARELERİN ÇIRPINIŞI
18 Haziran 2008, Çarşamba   FREKANS KAVGALARI ve YAYINCILIK
17 Haziran 2008, Salı   BELLİ Kİ BU REZALETE KİMSE DUR DİYEMİYOR
14 Haziran 2008, Cumartesi   O GECE
13 Haziran 2008, Cuma   NÜFUS ve RAKAMLARIN ÖTESİNDEKİLER
12 Haziran 2008, Perşembe   AZINLIK HALİ


Yorum Sayısı:   11
  Evrim Benzetsel         - Lefkoşa 18 Ekim 2007, Perşembe 09:49 
Serhat bey.. Düşüncelerinizde haklısınız.. Benim de bizim tarafa işgal bölgesi diyen arkadaşlarım var.. Ama onların yanında da North side veya Turkish Cypriot Side diyen arkadaşlarım da var.. Tutumlarına gelince.. Haklısınız. Papadopullos u onlar seçti. Hala daha destekçisi çok büyük.. Ama Sn.Denktaşı da 30 sene biz seçtik. Onların ellerine bu imkanı biz verdik biraz da.. Eğer 2000 de Lahey ve 2002 de Kopenhag da yapılan görüşmelerde Sn Denktaş masadan kalkmasaydı bugün herşey biraz daha değişik ve düzgün olabilirdi. Papadopullos un eline verdiğimiz bu kozdan sonra da istediği gibi AB arenasında at koşdurdu.. Bu yüzden onlara da fazla yüklenemiyorum.. Yıllarca yaptığımız yanlış siyasetin meyvelerini yiyorlar.. Benim düşüncem bundan ibaret..

Saygılar
  Evrim Benzetsel         - Lefkoşa 18 Ekim 2007, Perşembe 09:48 
Bu arada o değişik bakışı sadece Bafta yaşadım.. Belki de şansımdan veya arkadaş çevremden dolayı başka yerde yaşamadım.. Bildiğim kadarıyla Bafta yaşayan rumların çoğu Girne göçmeni.. sanırım bu yüzden..
saygılar
  serhat alkan         - lefkoşa 17 Ekim 2007, Çarşamba 19:20 
Mr.Benzetsel,
İlk bakışta haklı görünüyorsunuz. İzolasyonlardan hepimiz çekiyoruz, hiçbir ülkenin vatandaşı olmamak veya bütün dünya tarafından yok sayılmak çok kötü. Üstelik nereye kadar sorusunun da cevabı yok, eee! insan ömrü kısa, insan neden ben rahat etmeyeyim diye soruyor kendisine. Bunlarda tamamen haklısınız ama diğer taraftan da benim için rahat etmiyor edemiyor inanın. Ben sizin sergilediğiniz hislere rumların da katıldığına bir türlü kalben razı olamıyorum. Bunun belirli sebepleri var. Evvela, önceki olayları bilen ve yaşayan insanlarız. Rumların bize neler çektirdikklerini canlı olarak yaşadık bunlar duyum değil. Başka bir sebep, rumlar şöyle böyle diyorlar yok adada tek devlet avrupa birligi falan filan, Türkleri avlayacak laflar ediyorlar ama en faşist, en koyu Türk düşmanı, düşünmeden Türk kanı içen, Akridas Planının mimarı Papadopullos ezici çoğunlukla kazanıyor. Ben hangi Rumla konuşsan küfrediyor Papadopullosa ama seçimlşerde herhalde oyu benden almıyor. Diğer bir sebep, bendeniz çok sık rum tarafına giden ve çok fazla rumlarla sohbet eden birisiyim ve sizi temin ederim ne kadar liberal, demokrat veya serbest fikirli olursa olsun bütün rumlardan (tek bir müstesna yok) Türk tarafı kelimesini duymanız mümkün değil. Hepsi ağız birliği etmişcesine "İşgal bölgesi" ve 74 savaşına da İşgal diyorlar. Ayrıca siz de gitmişsinizdir. Rum tarafında genellikle Türklere adını koyamadığım değişik bir bakışın olduğunu inkar edemezsiniz.
Barış istemek ve izolasyonlardan şikayetci olmak konusunda tamamen sizinle hemfikir olmakla birlikte bunlar da beni düşündürüyor yani.
  Evrim Benzetsel         - Lefkoşa 17 Ekim 2007, Çarşamba 18:46 
Sn Korkmaz. Ben söz hakkı verilmesin demedim. Benim o cümleleri yazarken demek istediğim, Kıbrıs ı düşünürken buradaki halkın neler yaşadığını,neler gördüğünü düşünerek hareket etmenizi istiyordum o kadar. Ben geçmişi tartışmıyorum... kktc nin durumunu tartışıyorum... Barış yanlısımısın diye sorarsanız evet. Öyleyim ve öyle de kalacam. Evlilikler boşanmalar da beni ilgilendirmiyor. Akel in ENOSIS kararını açıkladığınızda sadece güldüm. Aynı Akel e gidip enosis derseniz onlar da güler emin olun. Geçerliliğini korumaktadır demişsiniz. Nereden biliyorsunuz? Akel in avukatı falan değilim. Sempatizanı veya yardakçısı hiç değilim. Son zamanlarda yaptıkları politikalara karşı da duruyorum ama akel in enosis kararını sürdürdüğünü savunmanız yersiz. AB ye girmiş bir kıbrıs cumhuriyeti nin gidip başka bir ülke altında yaşaması komik olur. Keşke oy hakkı size de verilseydi. Bunu samimiyetimle istiyorum fakat sizden de birşey istiyorum. Özellikle Londra dan yorum yapan arkadaşlar Kıbrıs ta yaşayan soydaşlarını düşünmeden bazı yersiz ve yakışıksız kelimeler kullanıyorlar. özür dilerim ama gemi kıyıdan yönlendirilemez. Biraz daha objektif olup biraz daha düşünerek yazarsanız sevinirim.

Saygılar
  vefalı         - gazimağusa 16 Ekim 2007, Salı 21:16 
Aysu basri hanım... Rum tarafında avukatlık yapmayı düşündünüz mü?.. Hakikaten layıki ile yaparsınız bu işi... ne de olsa gazateciliğğinizde var?????
  Cem Korkmaz         - Londra 16 Ekim 2007, Salı 21:13 
Sn Benzetsel , yaziyi ben de iki kez okudum ve Sn Ozgur'un soylediklerine aynen katilirim .
Biz Londra'da yasiyanlara soz hakki vermek istemiyorsunuz , ancak parcasi olmak istediginiz , ugruna Kibris Turku'nun haklarindan binbir tavizler vererek girmek istediginiz AB'de norm , hangi ulkenin pasaportu varsa elinde , DEGIL SOZ HAKKI OY HAKKIN VAR . Ister o ulkede yasa ister Timbaktu'da ! Elciliklerde acilan sandiga gider oyunu kullanirsin . Bir de bizim ulkemizde ilerici ve AB normlarini yakalamak istiyen kesime bakiyoruz , YOOOK SIZE SOZ HAKKI YOK diyebiliyor , ama ayni nefeste siz bir KKTC vatandasi olarak , hem kendiniz hem de orada dogan cocuklarinizin ASKERLIK yapmasi , bedel odemesi gerekir diyebiliyor. Yani burda yasiyan bizleri ve burda dogan nesilleri kendi vatandasi sayarken , bir devletin vatandasina oncelikle ve ilk olarak vermesi gereken hak olan OY HAKKI'ni hernehalse bu hukumet ve destekcileri vermek istemiyor , sudan sebler uretiyorlar.
Bakiniz acikca yazalim , KKTC herhangi bir formul ile AB uyesi olur ise , bizler Londrada yasiyan KKTC vatandasi kisiler gerekirse insan haklari mahkemesine giderek bu hakkimizi almaya kararliyiz . Sizler de AB standartlarina tamami ile uyan bir ulke olmak istiyor musunuz , yoksa sadece isinize gelen kanunlarini uygulayan bir ulke mi olmak istiyoesunuz , buna acilen karar vermelisiniz .
Yazi hakkindaki yorumlara gelince Sn Aysu Basri unutulanlari siralamis ancak kendisinin de unuttuklari var .Mesela
1)Rum Meclisi'nin 1964 yili Temmuz ayi ile 1967 yili Haziran ayinda aldigi ENOSİS kararlari hala iptal edilmiş degildir.
2)AKEL’in 3-6 Mart 1966 tarihleri arasinda gerceklestirdigi 11.ci Genel Kurulunda alınan kararin icindeki 5.4’cu maddesinde yer Alan “Enosis” kararı halen gecerliligini korumaktadır.
Bunlara benzer bircok kararlar daha siralanabilinir ancak yorum cok uzayacak.
Rum dostlarimiz hakiki barisi arzuluyor olsalardi , tarih kitaplarini degistirmeyi birak , en azindan bu kararlari iptal etmeleri gerekmiyormuydu ?
Baris yolunda atilacak adimlarlarda mutekabiliyet aranmaz ise sonuc bir tarafin magduriyeti ve bir anlamda teslimiyeti ile sonuclanmaz mi ?
Sn Aysu Basri'nin verdigi Kuzey ve Guney Kore'nin tek dili paylasan halktan olustugunu zannedersem herkes bilmektedir , ancak Kibris adasinda iki ayri dili , dini ve gelenegi olan , 300 yili askin adada beraber yasamalarina karsin , iki halk arasinda evlilik sayisi 250'yi asmiyan ,iki halk yasamaktadir , ve ayrica bu halklardan cogunlukta olani , digerini tahakkumu altina alabilmek adina genosit uygulamaya dahi girismistir . Iste bu ortamda , kendisine genosit uygulama girisimi yapilan halkin kendisini guvende hissedebilmesi icin , karsi tarafin daha da ilimli davranmasi gerkmez mi ?
Ornegin , Gandi , Pakistan'in Hindistan'dan ayrilmasini onliyebilmek icin , bircok adimlar atmis ve tavizler vermeyi kabul etmemis miydi?
Ancak bizim karsimizda duran dostlarimiz tam aksi bir tavir sergiliyorlar ....
Saygilar
  MR. Evrim Benzetsel         - Lefkoşa 12 Ekim 2007, Cuma 06:09 
Sn Salih Bey.. gelin, bu adada yaşayın, çocuklarınızı burada okutun. Ondan sonra da iş ararlar iken onların yüzündeki umutsuz ifadeyi bir görün, o zaman anlarsınız neden sizlere fazla söz hakkı tanınmak istenmiyor.. Özgür bey.. teşekkürler davranışınız için.. yazıyı tekrar okuyun derken yazarın CTP yi eleştiren bir yazı yazdığını vurgulamak istedim... Bu arada bizim ders kitapları da onlarınkinden eksik değil... Ülkemiz için çalışalım tabii.. ama hangi ülke? KKTC hayali devam ediyor biliyorum.. ama nereye kadar? nedendir bu inat anlayamadım. Bugün bu izlasyonlar altında olmamızın en büyük nedeni değilmi KKTC? küçük esnafın batma noktasına gelmesinin? üniversite mezunlarımızın beyin göçünün nedeni değil mi KKTC? nereye kadar KKTC? 83 de kuruldu... hiç sormadınızmı kendinize 2007 ye kadar neden tanınamadı? 70 milyonluk ülke desteği varken arkasında neden 800 bin nüfuslu bir ülke tarafından durdurulabildi? işte hukuk dediğin böyle bişey Sn. Özgür.. Kıbrıs Türk'ü 1983 ün 15 Kasım sabahına kadar haklıydı.. Sn Denktaş elini KKTC içn kaldırdığı anda haksız duruma düştü.. ve hala o haksız durumdayız. KKTC ama nereye kadar? bu arada Sn. Denktaş'ın asla Talat'laşacğını sanmam.. eğer biri değişmiş ise o da Sn. Talat ın ta kendisidir..
saygılar
  OZGUR         - KKTC 11 Ekim 2007, Perşembe 08:37 
Sayin Benzetsel,yapici olmak hepimizin boyununun borcudur.Yaziyi yine sizi kirmamak icin bu sefer iki kere okudum.
CTP hicbir zaman 'sen dusmansin' demedi,hep ben 'dostum dedi' ve gunu geldiginde ,yani o tarihi gunde sozunde de durdu.Ben'dostum'diyen Rum'lar ve AKEL bile durmadi.Su ana kadar dogru mu yazdiklarim???
Cumhurbaskanimiz,M.A.Talat Egitim Bakanimiz iken cocuklarimizi okullarimizdan alip yesil hatta karsiya cicekler vermelerini elestirenlerdenim,yine de yaptiklarina saygim var,karsi taraf halen cocuklarini okullarinda bizi nasil taslamalari icin dersler veriyorlar,yalan mi???
Yaziyi,hatiriniz icin istediginiz miktarda yine okurum,Sn.Denktas Talat'lassa bile,Rum yonetimi,osmosis ve enosis sevdasindan vazgecmez.
Biz,birbirimizi suclayici ve kirici olmayalim,birlikte kendi ulkemiz icin calisalim, selamlarimla.
  Salih Huseyin         - Londra 11 Ekim 2007, Perşembe 08:24 
sayin Evrim hanim,hattim olmayarak belirtmek isterim ki, Ozgur beye ben katilirim, yazinin da tumunu okudum.
Biz yurtdisindaki Kibrisli Turklere genellikle soz hakki verilmez.
  Evrim Benzetsel         - Lekoşa 10 Ekim 2007, Çarşamba 18:53 
Sevgili Özgür.. Yazının tümünü okumadığın çok belli.. sadece 2 satır okudun sanırım..!
  OZGUR         - KKTC 10 Ekim 2007, Çarşamba 06:12 
Aysu Hanim,
butun gucunuzle Rum tarafini savunuyorsunuz.
Sanki iki tarafi suclar gibi yazmakla,hem nala hem miha vurmayiniz.
Referandumda Rum ve bilhassa AKEL partisi hayir degil ASLA HAYIR demeleri uzerine ne yapmaliydi ki CTP ve Kibris Turk Halki?
Guney ve Kuzey Koreyi de misal gostermeden once,siz o iki ayri ulkeyi ziyaret ettiniz mi?
Kore'nin durumu ile bizim Kibris'in durumu ayni degil.Insanlarimizi yaniltmayiniz,lutfen.
Sn.Talat ve Sn.Soyer Rumlarin gercek yuzlerini gordu,siz ne zaman goreceksiniz?


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

DENKTAŞ'I DA TUTUKLARLAR MI?

Ali Baturay

BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ

Hasan Hastürer

Aziz Kent'in gördüğü adres TC Büyükelç...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALKTA İPSARO DUYARLILIĞI...

Bilbay Eminoğlu

Bir bardak yeşil çaya ne dersiniz?

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınları ve cilt kanseri

Dr. Umut Altunç

KLİMA İLE GELEN ATEŞ!

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

Sarkozy'nin Akdeniz projesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

ULUSLARARASI İSKELE FESTİVALİ II. ŞİİR BUL...

Psikolog Ayla Kahraman

Zamanı yaşamak ya da harcamak

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Ç İ N Tuzu Dedikleri...

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK EGEMENLİK, TEK VATANDAŞLIK

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital