|
Bugün Dünya Gıda Günü.
Bazı değer ve olgulara ayrılmış özel günlerin varlığının, genellikle şekilcilik üzerine yoğunlaştığına inansam da Dünya Gıda Günü'nün bizim için bu yıl, özellikle, önemli olduğunu düşünüyorum.
Piyasadaki içme sularında, koliform bakteriye rastlanması, limit üstü tarımsal ilaç kalıntılarını gösteren sebze meyve analizleri, gündemde hala taze.
Güney Kıbrıs'tan Kuzey'e et kaçakçılığının, Güney'deki salgın hastalık gelişmeleriyle örtüşmesi de bu yılı, sanırım bu dönemde, biraz daha anlamlı kılıyor.
İlk defa bu yıl, Gıda yasası ile ilgili çalışmaların sonuçlanmak üzere olduğu açıklandı.
Ancak Bakanın açıklamasının ardından Veteriner Hekimler Birliği'nin söz konusu gıda yasasının, AB mevzuatına uymadığını söyleyen açıklaması geldi.
Birlik, yasa hazırlanırken, kendileriyle görüş alışverişinde bulunulmadığını söylüyor.
Ve kendi alanlarındaki sorunları sıralıyor.
Hayvansal gıda üretimindeki sıkıntılar ve veteriner ilaçlarının hekim olmayanlar tarafından kullanılması sorunu bir kez daha dile getiriliyor.
Bu tartışmaların artık geride bırakılıp, bu konularda gerçek bir birliktelikle bilinç yaratılması ve uygulamaların yapılması için çaba harcamalıyız.
Yoksa yasalar kağıt üzerinde hiçbir anlam ifade etmez.
Tarım ve Orman Bakanı Önder Sennaroğlu, Tarımsal ilaçlar yasası ile ilgili de ceza uygulamasını getirecek yeni düzenlemelerin yapılacağını açıklıyor.
Bunlar mutlaka önemli gelişmeler.
Gerekli yasaların bir an önce çıkarılıp, denetimlerin yapılması ve yasaların uygulanması gerekiyor.
Ama bunun her şeyden önce, AB normları, ya da çağdaş dünya düzenine ayak uydurmak önceliği yanında, insana verilen değer önceliği ile yapılması önemli.
Biz insana verilen değer konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz.
Dünya gıda hakkını ve gıda güvenliğini konuşurken, bizim için bunlar hala lüks konular sınıfında.
Oysa, en temel insan ihtiyacıdır beslenme.
O yüzden, sağlıklı koşullarda sağlanabilmesi ve gıda hakkının her kişinin hakkı olduğunun her şeyden önce herkes tarafından içselleştirilmesini sağlamalıyız.
Çünkü, şu bir gerçek ki, bu en temel hakkı talep konusunda, toplum olarak da ciddi sıkıntılar yaşıyoruz.
Alışmışız bir kere.
Kendi başımıza, kendi çözümlerimizi üretmeye çalışıyoruz.
Tepkilerimiz de "buradakilere güven olmaz, Güney'den alalım" tepkisiyle sınırlı kalıyor.
Ülkedeki su piyasası, her geçen gün daha da genişlerken, analiz sonuçlarında koliform bakteri bulunması, tekrarlanan analizlerde adı açıklanan 5 firmaya yenilerinin eklenmesine rağmen, hemen hiçbir sivil toplum örgütü konuya tepki göstermedi.
Onun yerine piyasanın mali sıkıntıları konuşuldu.
Yaşananlar karşısında bu kadar kanıksanmış bir yapı varken, gerekli yasalar çıkarılsa bile, bunların denetimi ve uygulaması konusunda gelecekte sorunlar yaşanabilir.
Zaman zaman yapılan analizlerde, tarımsal ilaç kalıntısına rastlanıyor.
Eğer gıda ve gıda güvenliği hakkını talep edeceksek, yıllardır yaşanan ve artık normalleştirdiğimiz bu olaylara da bir tepki vermemiz gerekiyor.
Yapılan araştırmalarda, ciddi bir artış trendi gösterdiği söylenen kanserlerin, en önemli bilinen sebeplerinden biri olan tarımsal ilaçların, kullanılmasına ve bu şekilde istismar edilmesine seyirci kalmakla, herkesin ortaya çıkan gayrı insani durumda sorumluluğu vardır.
Belediye seçimleri öncesinde kanatlılarla mücadelede ilaçlama yöntemi yerine biyolojik yöntemlerin kullanılması konusu ön sıralardaydı.
Bütün adaylar da bunun en ateşli savunucusuydu.
Ama hala ilaçlanmaya devam ediyoruz.
Değişen bir şey yok.
Daha da ötesi, bölge sakinleri de ilaçlama yapılmadığı, ya da ihmal edildiği zamanlarda ciddi şikayetlerde bulunuyor.
Keşke ilaçlanmak için gösterilen bu hassasiyet, daha çağdaş ve zararsız yöntemlerin geliştirilmesi için de gösterilebilse.
Şimdi Belediyeler Birliği Başkanlığı'nı da yürüten, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğulları, umarım bu konuda bir şeyler yapar. Çünkü seçim dönemi vaatlerinin öncelikleri arasında yer alıyordu, bu konu da.
Bugün, tarımsal ilaçlar ve zararlılarla mücadelede kullanılan yöntemler, insan sağlığına en zararlılar arasında yer alıyor.
Dünyada organik tarımın ve doğal mücadele yöntemlerinin gelişmesinin bir sebebi de bu.
Gıda Yasası, Su yasası ve Tarımsal İlaçlar Yasası hayata geçirilirken, Organik Tarım'ın da teşvik edilip desteklenmesi büyük önem taşıyor.
Bu yasaları çıkarırken, bilinçlenebilmek, yasaları uygulayabilmek ve bu koşullarda yeni alternatifler geliştirebilmek önemli.
Yoksa, kaçakçılık hala cazip ise, ilaçlama kolay geliyorsa ve piyasayı böyle tutabiliyorsanız, yaptırımların etkisi olsa bile, koşullar düzenlenmedikçe yaptırımlar hayata geçemeyecektir.
|