|
Muhalefet partilerinin uzlaşı noktasına taşınmasıyla, mecliste grubu bulunan 3 büyük parti, anayasa, siyasi partiler yasası ile seçim ve halkoylaması yasasında değişiklikler yapıp, bir erken seçim tarihi belirlemek için komiteler kurdu.
Bu komitelerde rejim değişikliği kapsamında başkanlık sistemi de tartışılacak.
Komiteler henüz çalışmaya başlamadı, ancak, en kısa sürede çalışmaya başlaması bekleniyor.
Bugüne kadar anayasa değişiklikleri konusunda önerilerini birbirlerine veren 3 siyasi parti, temkinli bir iyimserlikle şimdi bekleme aşamasında.
Ancak bu "ne olacak görelim" bekleyişi sırasında da pozisyon teyidi yapmaktan geri durmuyorlar.
Erken seçimi bir joker olarak elinde tutmaya kararlı görünen CTP, "komiteler çalışmalı" diyor.
Özellikle daha önce de defalarca değiştirilmesi konusunda adımlar atılan, görünüşte değiştirilmesine sıcak yaklaşan bütün tarafların varlığına rağmen, değiştirilemeyen Anayasa, bir öncelik olarak duruyor, partinin önünde.
Muhalefet partileri ise "anayasaya değişebilir tabii" derken, Geçici 10. madde gibi konuşulmaması gereken kırmızı çizgilere sahip.
Öncelikleri ise 2008 içinde bir erken seçim.
Şu bir gerçek ki, bugüne kadar muhalefet partilerinin 1 yıldır devam eden meclis boykotu ve bu boykot süresince ortaya koydukları eylem şekilleri halkın ilgisini çekmedi.
Öyle ki, başlayan hemen hiçbir eylem bir sonuca ulaşmadı.
Ya da bu sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmadı.
Muhalefetin eylemleri, ya da boykotu dışında partilerin kendi içindeki çalkantılar daha fazla konuşuldu.
Ve aslında muhalefet partileri bu iç çekişmelere yenik düştü.
Demokrasi olgusu konusunda zaten çoktan sabıkalı durumunda olan bu partilere, belli ki, halk da demokrasi savunuculuğu görevini teslim edemedi.
Ancak, ilginçtir, muhalefetin eylemlerine destek vermeyen kamuoyu, meclisin tek parti edasında yönetilmesine de tepki vermedi.
Ama acaba bu, muhalefete destek vermeyen halkın iktidara desteği miydi?
Ben, bunun birbiriyle doğru orantılı olduğundan çok halkın siyasilerden ve siyasetten koşar adım uzaklaşması olduğunu düşünüyorum.
Ve şu anda geliştirilen siyasi geleneğin de buna önemli oranda katkı sağladığına inanıyorum.
Yeterli tartışma yapılmadan geçirilen birçok yasa, daha ne olduğu anlaşılamadan oldubittiye getirildi.
Yapılan güzel işler de bu yöntemin kurbanı oldu.
Mesela, önemli bir değişiklik olan Sosyal Güvenlik Yasası, o kadar tek başına geçirildi ki, şimdi sokakta ne olduğunu bilmeden bu değişikliğe karşı olan yüzlerce insan var.
Anlaşılmadığını kabul eden CTP, dağıttığı bildirilerle bir bilinçlenme yaratmaya çalışıyor.
Yıllardır tartışılan, aylardır üzerinde kapışılan bir yasa geçtikten haftalar sonra, anlatılmaya çalışılıyor halka.
Üstelik bir hükümet icraatından çok, belki de dürüst davranılarak, yeşil bir broşürle, bir CTP icraatı olarak sunuluyor konu.
Ve tek başınalık, daha da normalleştiriliyor.
Bir hükümetten çok bir CTP inisiyatifi imajı var her yerde.
Umarım anayasa ve diğer değişiklikler için de aynı yöntem izlenmez.
Normal şartlarda anayasalar halklar için yapılır.
Ve halkların katılımcılığı demokrasilerin gücünü belirler.
O yüzden de anayasalarda referandum önemli bir yer tutar. Kabul edilip değiştirilmesinde halka başvurulur.
Partileri birbirinden ayıran, Sivilleşme ve Geçici 10.madde gibi çetrefilli konuların da ana adresi halk olmalıdır.
Şimdi, bir tarafta "bu anayasayı değiştirmeliyiz" diyen 3 büyük parti var.
İkisinin erken seçim, önceliği.
Birinin erken seçim, jokeri.
20 Aralık'a kadar bir uzlaşı noktasına gelinmesi bekleniliyor.
Ancak ne telafuz edilen uzlaşı tarihinin, ne de erken seçim zamanının, özellikle anayasa değişikliklerinin geniş tabanda tartışılıp, halkla paylaşılması için yeterli zamanı vermediği ortada.
O zaman bu yeni bir kavga yöntemi midir?
Bu kadar dar bir zamanda, komiteler, özellikle ÖRPliler gelirse, biz dışarı çıkarız diyen muhalefet partileri ile çetrefilli bir konu olan ve anayasanın, neredeyse baştan aşağı değişmesini gerektirecek başkanlık sistemini de tartışacak.
Bunları samimiyet ile buluşturmak zor görünüyor.
Umarım pratikte işler daha farklı gelişir.
Çünkü bütün bunların gerçekten tartışılması ve hayata geçirilmesi için adım atılması çok önemli.
Ancak bugüne kadar sergilenen tavır bir katılımcılığı davet etmekten uzaktı.
"Eğer anlaşamazsak, zamanı uzatırız, ama erken seçimi de netleştirmek gerekir" derken, UBP, Anayasa değişikliğinin tartışılması için ne kadar zamana ihtiyaç duyulduğunu ve bu zamanın nereye kadar uzatılabileceğini ortaya koymuyor.
"Zaten 3 parti önerilerini koydu" demek, tartışmaya da gerek yok anlamına geliyor.
Ama, yazılırken, anayasada rolü olmayan halkın, aradan geçen bu kadar zamandan sonra, en azından, değişiklikler konusunda söz söyleme hakkı olması gerekiyor.
İşte şimdi muhalefet partilerine demokrasi için savaş verdiklerini somut olarak göstermek için önemli bir şans.
Buradaki katılımcılıktan, tahammülden daha anlamlı bir demokrasi örneği olmasa gerek.
Ve halkla içiçe olduğunu söyleyen iktidara da aradaki mesafeyi kapatmak için bir fırsat.
Üstelik bütün bu tartışmalarda gerçekten işleyebilen demokratik bir sistemi ne kadar içselleştirip arzuladığını göstermek için halkın da önünde bir fırsat var.
En azından mutlaka olmalı.
Ne olursa olsun, komitelerin çalışmalarının şeffaf bir şekilde, mümkün olan en geniş tabana yayılması, buralarda tartışılması ve halk tarafından da benimsenmesi gerekiyor.
Yoksa referandumla eş zamanlı erken seçime giderken, halkta ne vaat edilebilir ki?
Her geçen gün kendi günlük hayat pratikleri içinde kendi çözümlerini üretme konusunda uzmanlaşmış bir toplumun bireyleriyiz.
Bu ortam, hepimizi teker teker siyasilerin gündeminden uzaklaştırıp, toplumsal bilincini erozyona uğratıyor.
Son tartışmaların ise, bu noktada, bu uzaklaşmayı besleyecek, ya da ortadan kaldıracak bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum.
Ya ortak gündemler yaratabileceğiz, ya da daha da yabancılaşacağız birbirimize.
Yoksa bu sessizlik daha nereye kadar gider ki?
|