|
Siyaset gün geçtikçe kısırlaşıp, sığlaşıyor.
Bazen gelişmeleri izlerken, uzaktan bir kara mizah izler edasına düşmüş yakalıyorum kendimi.
Yaklaşık bir buçuk yıl önce, 2006 yılı Eylül'ünün ilk günlerinde, UBP ve DP'den istifa eden milletvekilleri, kurdukları yeni partiyle bir gecede hükümet ortağı oldu.
Hem Türkiye, hem de ülke kamuoyunda günlerce etik kısmıyla da tartışılan konu, muhalefet partilerinin meclisten çekilme kararlarıyla farklı bir noktaya taşındı.
Demokrasi mücadelesi için meclisten çekildiklerini ve ancak, ya erken seçim, ya da halktan onay almış bir partiyle, alternatif hükümet karşısında geri dönebileceklerini söyleyen iki muhalefet partisi, önce düdüklü ve kırmızı kartlı meclis eylemleriyle gündeme geldiler.
Daha sonra da otobüs gezileri, bölgelerde oluşturulan "ne yapalım" sandıkları derken, kendi aralarında da ayrılıp, hızlı bir şekilde gündemden düştüler.
Yapılan çeşitli kamuoyu yoklamaları, muhalefetin mecliste olmaması ve yeni oluşturulan hükümet modelinin etik olup olmadığı konularının, aslında halkın gündemine girmediğini de açık bir şekilde ortaya koydu.
Bugün ise, kim mecliste, kim dışarıda neredeyse unutuldu.
Tartışılan ÖRP, iktidar ortağı olarak çoktan kabul görüp, kapısı aşındırılmaya devam ediyor.
CTP'den iş bulamayanlar, UBP ve DP'den ümidini kesenler, ÖRP'de şans arıyorlar, çoktandır.
Bütün bunların üzerinden geçen yaklaşık bir buçuk yıllık bir zaman diliminin ardından, geçtiğimiz aylarda, mecliste yasalar ve anayasa değişikliği ile ilgili çalışmak üzere ad-hoc komiteler oluşturuldu.
Bir komite de başkanlık sistemini tartışmak için yaratıldı.
Ne var ki, muhalefetin komite çalışmalarıyla ilgili verdiği sürenin, yılsonunda dolmasıyla birlikte, erken seçim tarihinin belirlenmesi gündeme geldi.
Komite çalışmalarına ara verilirken, yapılan çeşitli açıklamalara bakıldığında, komitelerin daha yapacak çok işi var.
İncir ipine dönen Anayasa değişikliği konusu, bu durumda, maalesef, ütopya.
Başkanlık sistemi tartışmaları da romantizmden öteye gidemiyor.
En tartışmasız komitelerden kabul edilen meclis içtüzüğü, seçim ve halk oylaması ile siyasi partiler yasasının tartışıldığı komite de belli ki, sonuç noktasından uzak.
Oysa, komitelerin gündemleri, ülke siyaseti açısından oldukça önem taşıyan konuları barındırıyordu.
Ama ne yazık ki, kamuoyunda da çok heyecan yaratmayan bu konular, erken seçim tartışmalarının gölgesine kurban gitti.
Şimdi, CTP'nin kendi şartlarında oldukça pragmatik davranarak, ortaya koyduğu Haziran 2009'da erken seçim, muhalefet için tatminkar olmaktan uzak kalmakla birlikte, manevra alanlarını da anlamsızlaştırdı.
Yoğun tartışmaların ardından, UBP, daha etkin muhalefet için meclise dönme kararı aldı.
DP ise bir süre önce aldığı istifa kararının geçerli olduğunu önceden duyurmuştu.
Böylelikle iki parti arasında zaten başından ortaya çıkan ayrılık, sonuçta kendini daha kesin bir şekilde ortaya koydu.
Şimdi merak edilen, DP'nin de UBP kararını izleyip izlemeyeceği.
Ve UBP'nin daha etkin muhalefet olarak tanımladığı yol haritasının mecliste nasıl şekilleneceği.
Ancak ne var ki, bugün, istifa da edilse, meclise de dönülse, tartışmaların başladığı günden bu yana, iki muhalefet partisinin bütün ısrarlarına karşın, arpa boyu yol alınamamış, argümanların hemen hiçbiri alıcı bulamamış ve oyun her halükarda kaybedilmiş olarak kalıyor.
Şimdi, meclisten çıkılan gün ile bugün arasında nasıl bir fark ortaya konulacak ve daha ikna edici nasıl bir politika izlenebilecek?
Yıllarca iktidar olan ve mevcut sistemin yaratıcısı olarak tanımlanan, bugünün iki muhalefet partisi, bir buçuk yıl boyunca, erken seçimi elde edemediler.
Yaptıkları çeşitli eylemler kamuoyunda gündem bulmadı.
Ve iktidar ortakları için etik tartışmalardan yolsuzluk iddialarına kadar birçok ciddi eleştiri konusu gündemdeyken, muhalefet yıpranmaya devam etti.
Dün ile bugün arasındaki tek fark, kendini kabul ettirmiş yeni bir parti ile yoklukları kabullenilmiş iki büyük muhalefet partisi.
İki parti, radikal davranıp, yeni hükümetin kurulmasıyla meclisten istifa etmiş olsalardı, gündemin ilk tazeliğinde mutlaka bugünden çok daha farklı gelişmeler olurdu.
KADEM'in son yaptığı ankette, ÖRP'nin giderek güçlenen bir duruma geldiği ve özellikle seçim ne kadar geç yapılırsa, o kadar kazançlı olduğu ortaya çıkıyor.
Muhalefet partileri için ise, seçime kadar geçecek her gün, bu ortamda önemli bir kayıp getirebilir.
Ancak, yapılan çeşitli araştırmalarda, ne bir seçim, ne de mevcut yapı, toplum nezdinde ilgi görmüyor.
Mutlaka halkın siyasetten uzaklaşmasının çeşitli sebepleri vardır.
Ama sadece bu tablo bile, halkın neden siyasilerin gündeminden mümkün olduğu kadar uzağa düşmek istediğini ortaya koyuyor.
|