|
Bir yıl daha geride kalırken, en fazla değişmeyenler, olduğu gibi yerinde duranlar akla gelir.
Bu ülkede de olduğu gibi yerinde duranlara verilebilecek birçok örnek var.
Olduğu gibi yerinde duranlar, genellikle konuşuldukça sıkıcı hale gelen, sıkıcı konulardır.
İşte değişmeyen, sıkıcı bir konu başlığı;
Kimyasallar.
Yapılan çeşitli araştırmalarda, kanser, bugün, en fazla artış gösteren tehlikeli hastalıkların başında geliyor, ülkede.
Araştırmalar ise, çıplak gözle gördüklerimize, sadece belli ortalama rakamlar veriyor.
Örneğin, hepimizin en sık kurduğu cümle, "ne kadar çok hasta varmış" şeklinde başlayan bir cümle.
Ben yaşadığım süreç içerisinde, aldığım ve artık yüzlerce diye tabir edebileceğim bir yoğunluğa ulaşan mesajlar, telefonlar ve mailler arasında, o kadar çok tecrübe duyuyorum ki...
İnsanlar ortak deneyim, ya da duyguları daha kolay paylaşıyorlar. Onun dışında daha fazla sessiz yaşıyorlar, sadece kendilerine ait saydıklarını.
Kısacası, araştırmalar, kanserin ülkede en sık rastlanan sağlık sorunlarından biri olduğunu ortaya koyarken ve biz konuyu sık sık duyarken, rakamların anlatamadığı ve bizim duymadığımız, azımsanamayacak sessiz tecrübelerin varlığını da gözönünde bulundurmak gerekiyor.
Kendi içinde de ayrılan onlarca kanser türü var.
Ve bu hastalığa karşı mücadele veren şanslı kişilerle, mücadelelerinde şanslı olmayanlar.
Kanserlerin sebepleri ise, tıp literatüründe hala bir araştırma konusu.
Ama bilinen tartışmasız en önemli sebeplerinden biri, kimyasallar, kanser hastalıklarının.
Geride bıraktığımız yıl içinde, en fazla konuştuğumuz çevre sorunlarına da önemli etki eden kimyasallarla ilgili bir bilinç, henüz yeterli düzeye gelmedi, maalesef.
Hala, piyasaya sürülmüş, kimyasal ilaç kalıntılı sebze ve meyveler, hayatımızın en normalleştirilen parçalarından biri.
Buzdolabında büyüyen salatalık hikayelerini gülerek anlatıyoruz, biz.
Ve "bu domates, domates gibi kokuyor" diyebilecek kadar da kokusunu, şeklini, kendini yitirmiş birçok ürüne, ne kadar alıştığımızı ortaya koyuyoruz.
Biyologlar Derneği, geride bıraktığımız yılı, çevre açısından değerlendiren bir rapor yayımladı, geçtiğimiz günlerde.
Tamamı oldukça karamsar ve düşündürücü bir tablo çizen raporda, kimyasallar bölümünde, tarımsal faaliyetlerde, her yıl hastalık ve zararlılarla mücadelede, 200 ton tarımsal ilaç ve 25 bin ton civarında kimyasal gübre kullanıldığı vurgulanıyor.
Belediyelerin yaptığı gelişigüzel haşere ilaçlamaları, bu tabloya ayrıca ekleniyor.
Her yıl, 200 TON tarımsal ilaç!
Bu ilaçların ekolojik denge ve insan sağlığına zararları kanıtlanmışken ve bizim de denetimler konusundaki durumumuz ortadayken, konu daha da düşündürücü bir hal alıyor.
Şimdi Gıda Yasası ile ilgili bir çalışma var, gündeme.
Meclisteki bütçe görüşmelerinin tamamlanmasının ardından gündeme gelmesi beklenilen yasanın bir an önce yasalaşıp, hayata geçmesi, bu anlamda büyük önem taşıyor.
Ancak gerçek anlamda işleyebilir ve sürdürülebilir bir denetim ile ciddi yaptırımların uygulanması şart.
Bunun da ötesinde, artık dünya, yaşanan sağlık sorunları krizi karşısında mümkün olduğunca herşeyin özüne ve doğalına dönme çabası içindeyken, organik tarım, özellikle son yıllarda önemli bir pazar haline geliyor.
Birleşmiş Milletler Raporlarında, sürdürülebilir ekonomik kalkınma modeli unsurları arasında yer alan organik tarım, fiyat farkına rağmen, tüketicilerin de fazlasıyla desteklediği bir faaliyet, bugün.
Yapılan çeşitli tesbitlerde, özellikle Avrupa'da küçük üreticinin kurtarıcısı olan organik tarım faaliyetleri, İtalya ve İspanya'da, en fakir bölgelerin kalkınmasında önemli bir paya sahip olarak karşımıza çıkıyor.
Bizde de organik tarımın desteklenmesi, teşviklendirilmesi, kimyasallar konusundaki, bilincin gelişmesinde ve bu sorunun ortadan kaldırılmasında mutlaka önemli katkı sağlayacaktır.
Ve aslında çok da alışık olmadığımız yaşam kalitemizi yükseğe çekecektir.
Belediye Başkan adayları, son seçimlerde zararlılarla mücadelede, biyolojik yöntemlerin kullanılması gerektiğine dair bir sloganla ortaya çıktılar.
Bugün hala, biyolojik mücadele konusunda bir adım atılmış değil.
Hala, sinek gibi, birlikte ilaçlanıp, zehirlenmeye devam ediyoruz. Bununda ötesinde, belediye ilaçlama yapmamışsa, şikayetler en üst seviyeye çıkıyor.
Kullanılan kimyasalların, Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylı ve sağlığa zararlı olmadığı konusunda devam eden bir savunma olsa da örgütün hangi şartlar altındaki, hangi ülkelere tavsiye ettiği ilaçları kullandığımız konusundaki tartışmalar devam ediyor.
Doğal dengeye de önemli ölçüde zincirleme zarar verdiği, kanıtlanmış kimyasal mücadelenin yerini, mutlaka biyolojik mücadelenin alması konusunda sivil toplum örgütleri başta olmak üzere, herkese önemli bir görev düşüyor.
Çam kese böceği ile mücadelede, her yıl, tartışma konusu olan havadan kimyasal mücadele yönetiminin, bu yıl terkedilip, biyolojik mücadeleye geçileceğine dair, Çevre Bakanlığı'nın açıklaması, geçtiğimiz günlerde gündeme geldi.
Sadece çam kese böceği değil, her türlü zararlılarla mücadelede aynı yöntemin izlenmesi kimyasallarla ilgili sorunda önemli bir yapı taşı olacaktır.
Uzmanların üzerinde birleştiği ve insan sağlığına zararlı olduğu, kanser başta olmak üzere birçok sorunu tetiklediği konusunda şüphe götürmez bir yargı varken, bizim, bugün bu durumda olmamız mutlaka üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Dünya yaşam kalitesini artırıcı detaylarla uğraşırken, bizim de en azından hayati olan bu konularda artık biraz daha duyarlı olmamız ve bunları değişmeyen sıkıcı konu başlıkları sınıfından bir an önce çıkarmamız gerekiyor.
|