|
Yeni bir yıl geldi hatta bir solukta 5 gün eskidi bile.
Gülümseyen yeni yıl mesajları ve yeni yıl yazıları, kaşları ortadan çatık ana gündeme yapışmaya çoktan başladı bile.
2008'in de değişmeyen kaşı çatık gündemi, şüphesiz Kıbrıs sorunu.
Ancak, bu yıl, özellikle, bir çözüm sürecinin başlayabileceğine dair bir beklenti var gündemde.
Bu sürecin de bir çözümü getirmesi üzerine kurulmaya çalışılan bir umut.
Biraz pörsümüş, artık neredeyse yüzü makyaj tutmayan yorgun bir umut.
Ama hala umut!
2008, Güney Kıbrıs'ta Başkanlık seçimlerinin yapılacağı ilk çeyreğinde, Kıbrıs sorunun çözüm sürecinde önemli bir sayfa açacak.
İkinci yarısında, AB Dönem Başkanlığı'nı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan Fransa devralacak.
Böyle bir süreçte de Türkiye'ye limanlarını açması için verilen süre, yılsonunda dolacak.
Dolayısı ile Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olan bir dönem başkanıyla, Güney Kıbrıs'taki liderin tavrı ve Türkiye'nin izleyeceği politika ışığında bir süreç var karşımızda.
Kıbrıs sorunundaki gelişmeler, bu önemli dönemeçlerin şekillendirmesiyle birlikte değerlendirilecek.
İşte bütün bunların arifesinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'da üst düzey temaslarda bulundu.
Basına verilen mesajlar birliktelik temelliydi.
Ancak, Cumhurbaşkanı'nın önemli Ankara ziyareti ve buradaki mesajlarından öte, yeni yılda verdiği ilk mesajların da altı çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bir süre önce devletin resmi haber ajansı TAK ile CTP-BG arasında yaşanan gerginliğin ardından, Cumhurbaşkanı, basını ve vatandaşı mütekabiliyete hassasiyet göstermeye çağırdı.
Sadece devletin resmi haber ajansı değil, bütün medyaya yapılıyor bu çağrı.
Oysa mütekabiliyet, devletin Kıbrıs sorunundaki resmi politikası.
Cumhurbaşkanı ise, bu çağrı ile aslında medyanın Kıbrıs sorunu söz konusu olduğunda, bu resmi politikaya itaat etmesini istiyor.
Güney'deki gazeteler, Kıbrıslı Türk şirketlerin reklamlarını yayımlamazken, Kuzey'deki gazetelerin de Kıbrıslı Rum şirketlerin reklamlarını yayımlamaması görüşünü belirtiyor, Cumhurbaşkanı.
Medyanın her yönüyle resmi politikaya daha da itaat etmesi, hele Kuzey Kıbrıs gibi bir yapı içinde, tek sesliliği beraberinde getirirken, basın özgürlüğünün ve demokrasinin temel ilkelerinin de önemli ölçüde törpülenmesi anlamına gelir.
2008, Kıbrıs sorununun çözümü için bir süreç başlatacaksa, medyaya da önemli görevler düşüyor.
Özellikle, yıllardır iki toplum arasında sağlıklı bir haber akışı sağlanamazken ve yabancılık devam ederken, en önemli eksikliğimiz, iletişimsizliğimiz.
Her iki toplum da birbirini resmi politik dilden okuyor. Çünkü medya ne kadar çok sesli olsa da ki bu ayrı bir tartışma konusudur, temel Kıbrıs sorunu olduğunda bir karşı ve düşman taraf ortaya çıkıyor.
Ve Cumhurbaşkanı, yaptığı açıklamalarda tam da bu noktada önemli bir soru soruyor.
"TAK niçin kuruldu, bizim sesimizi dünyaya duyurmak için mi, Rum basınını bize akratmak için mi? diyor Cumhurbaşkanı.
TAK devletin resmi haber ajansı.
Ve Kuzey Kıbrıs'taki medyanın da temel haber kaynağı.
Yıllardır, iki toplum arasında sağlıklı bir haber akışı olmazken, geniş kitlelere hitap eden ve basının temel dayanağı olan tek haber ajansının, Rum basın haberlerini olduğundan da geriye atmasını beklemek, çözümün ana temellerinden biri olan iletişimi, aslında hiç önemsememek anlamına geliyor.
TAK, Güney'den haberleri Rum basınından özet çevirilerle, ayrı bir bültenle yayınlıyor.
Potansiyel spelükatif ve yalan haber yargısıyla veriliyor bu haberler
Medyada bugüne kadar en az özen gösterilen ise, Rum basın özetleri.
İçeriği ya da dili ne olursa olsun, yıllardır çözüm için çaba sarf edilirken, çözümün ve barışın simgesi konumundaki bir liderin, kesinlikle haber çeşitliliğinin önemini ve iletişimin hayatiyetini atlamaması gerekir.
TAK konusunda yaşanan tartışmalar ve perde gerisi kavgalar ne olursa olsun, tartışmalardaki temel nokta, Rum basın haberlerinin örtülmesi ya da yayınlamadan "iyi değerlendirilmesi" gerektiği yargısını taşımamalı.
Yeni yılın hemen arifesinde, Gazeteciler Birliği, Basın-Sen ve Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği, ortak bir deklarasyon yayımlayarak, çözüm için birlikte çalışma ve mesleki alanda da işbirliği mesajı verdiler.
Medyada mesleki alanda işbirliği bugüne kadar sağlanamadı.
Bireysel inisiyatifler dışında, kurumsal anlamda, özellikle Güney Kıbrıs'ta resmi politkaya yapışan bir tavır söz konusu.
Şimdi böyle bir mesaj verilmişken, en azından, ortak çalışmalar ve işbirliği, olası bir çözümün temelini oluşturacak iletişimin kurulmasında yardımcı olabilir.
Özellikle büyük medya kuruluşlarının işbirliği, iki toplumun da birbirinden daha sağlıklı haber almasını sağlarken, ilişkilerin gelişmesinde de önemli rol oynayacaktır.
Ama her şeyden önemlisi, eğer 2008'de bir görüşme süreci olacaksa, bu süreç daha başlamadan, ortak bir dilin oluşturulması, kullanılan terminoloojinin en azından üzerinde çalışılıp iki toplumlu ortak iletişimin önünün açılması gerekiyor.
Burada medyaya ve temsilcilerine önemli görev düşerken, politikacılara da buna zemin yaratma misyonu düşüyor.
Eğer bir çözümden bahsedeceksek, düşmandan kendimizi kurtarma zihniyetinden uzaklaşıp, sağlıklı temellerde bir anlayış ve algılayış yaratabilmeliyiz.
Yoksa hiçbir hukuki metin, ya da çözüm şekli, barışı beraberinde getirmez.
Ve biz mütekabiliyet derken, bunu çözümsüzlükle suçladığımız bir taraftan bekliyoruz.
Eğer çözümü simgeleyen bizsek bunu daha farklı anlatabilmeliyiz.
|