|
Yağmura hasret bir kış geçiyor.
Çok uzun zaman yağmuru görmeyince, yataktan kalktığım ilk gün, yağmura doğru gitmeye karar verdim, ben de.
Nazım, güneşe akın ederken, şimdiki zaman, yağmuru yakalamanın, yağmuru zaptetmenin zamanı, sanki.
Böyle olunca, sadece zamanın değil, zamanla birçok şeyin de değiştiğini anlıyor insan.
Zaman, artık yağmura akın zamanı, bir damla suya hasret bu topraklarda.
Direksiyonu yağmura doğru kırdıktan kısa bir süre sonra, Mağusa'da buldum, geçtiğimiz gün kendimi.
İnsan, kendi yüzüne, kendi tenine yabancılaşabilirmiş meğer de bir şehre daha tanıdık kalırmış.
Mağusa, öyle bir şehir ki, iki adım atsam, anahtarla kilidi çevirip, başımı koyacağım yastık gibi.
Öyle ev kokulu, öyle yakın ve hiç eskimeyecek bir tanıdık.
Ne kadar zaman geçse, rengi değişse, kendi ve ruhu değişmeyecek, tadı aynı şehir.
Gün geceye döndüğünde, usulca sobasını yakıp, sahibini bekleyen bir ev kokusu gibi.
Hayatımın çok değil, dört yılı geçti bu şehirde kesintisiz olarak ama, Mağusa benim için hala bir ev.
Sabah ayazını, gece kokusunu ezberlediğim, her ruh halini tanıdığım bir sevgili gibi.
Birçok önemli değeri içinde barındıran Mağusa'nın en büyük şansızlığı, denize yüzü dönük olması.
Bir tarafta kapalı Maraş'ın hayalet yüzünü seyretmek ve onu ezberleyip, ona alışmak zorunda kalıyorsunuz. Mağusa'da, bir tarafta da şehir içindeki en değerli görünüm olan Laguna'da mesela, gerçekten bir acı ve savaş ülkesinde olduğunuzu hatırlamak zorunda bırakılıyorsunuz.
O yüzden, şehir içinden özgürce denize dokunmak çok zor.
Hatta neredeyse tabu ve yasak.
Ama şimdilerde yeni tamamlanmış Laguna projesiyle, şehrin önemli bir yüzü denize kavuşuyor.
Bölgedeki yeni kafe ve restorant trafiği de projeyi canlandıracak ana damarlardan biri.
Laguna en sevdiğim yüzü, Mağusa'nın.
Şimdi bu yeni proje, şehre ayrı bir ruh ve kimlik katıyor.
Laguna'yı uzun yıllar büzüştüğü uykusundan uyandırıyor.
Proje yeni tamamlandığında, şöyle bir bakma fırsatım olmuştu ama, geçtiğimiz gün yağmurun ıslattığı denizden seyrettim projeyi.
Islak kaldırımlar ve gün geceye dönerken yavaş yavaş hayal gücünü canlandıracak bir güzellik çıkıyordu ortaya.
Belediye, bu çalışmasıyla çok uzun yıllar bir şehre yüzünü teslim etmenin haklı gururunu yaşayacak diye düşünüyorum.
Döşenen parke yolla, Palm Beach Otel'in arkasına saklanan denize ulaşmak, artık daha kolay.
Oto parktan, yeşillendirmeye kadar Avrupalı bir kimlik kazanan şehrin bu yüzü, her şey beklenildiği gibi giderse, Mağusa'nın deniz ile buluşan yüzü olmakla kalmayacak, Mağusa'nın denizden dünyaya ulaşacak yüzü de olacak aynı zamanda.
Ama projenin işlerliği ve şehrin yüzünün ana hatları, sanırım yaz mevsiminin harekete geçmesiyle ortaya çıkacak.
Uzun zamandır bölgedeki düzensizlik ve terkedilmişlik hala keskin bir şekilde kendini hissettiriyor.
Otel ve apartmanların arkasına saklanan deniz, çeşitli çalışmalarla halka kazandırılmaya çalışılsa da bugüne kadar çekirdek kabukları ve çöplerden geçit vermedi.
Şimdi yağmur her şeyi güzelleştiriyor.
Ama güneş yükselmeye başlayınca da trafikten çevre temizliğine ve denetimine kadar belediyenin sıkı çalışması gereken yerlerden biri olacak.
Bu bölge, balıkçıllarla martıların, dalgaların en güzel mavisinde dans ettiği ender güzelliklerden biri.
Öyle ki, denize baktığınızda, kendinizi en çok Kıbrıs'ta hissettiğiniz yer bana göre.
Zaman değiştiriyor.
Ya güzelleştiriyor, ya da çirkinleştirip, hırpalıyor, elimizden akıp gidenleri.
Ama Mağusa, zamanın bütün acımasızlığına rağmen, kendini çirkinliğe hapsetmemiş ender bir şehir bizim içim.
Özellikle, Lefkoşa ve Girne şehir merkezlerini düşündükçe, Mağusa'nın en kurtulmuş güzelliklerden biri olduğunu düşünüyorum, ister istemez.
O yüzden bu şehirde kendimi yastığımda hissediyorum.
Karnım ağrısa, ateşim çıksa, sabun kokusuna kendimi bırakıp iyileşeceğim zamanların şehri, Mağusa.
Ve şimdi şehir denizle de buluşmanın heyecanında daha bütün.
|