|
İnsan evde de olsa, sıkılmaya çok fırsat bulmuyor bu ülkede.
Öyle trajikomik ve not düşülmesi gereken şeyler yaşıyoruz ki, ömrümüzün, gülmek ile ağlamak arasındaki ince çizgide geçtiğini bir kez daha anlıyoruz.
Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan trajikomik bir haber, son birkaç gündür çeşitli yorumların da ana gündem maddesini oluşturdu.
Konu, bir gece kulübüne giden iki Kıbrıslı Rum erkekle, iki konsomatrisin tutuklanmasıydı.
Şimdi olayın neresine baksanız, orasına acı acı gülüyorsunuz öncelikle.
Gece kulüpleri, yıllardır bu ülkenin sorunlarından biri.
Kimse buralarda satranç oynandığına inanmıyor.
Kaldı ki, farklı bir şey iddia eden de yok.
Verilen rakamlara bakıldığında, bu yarım adanın kuzey parçasında, 43 gece kulübü var. Bugün itibariyle bunlardan 40'ı faaliyette.
Bu yarım adanın kuzey parçasının yüzölçümü kaçtır, kaç metrekareye, bir gece kulübü düşer, matematik daha ilginç sonuçlar ortaya koyabilir.
Geçtiğimiz yıl, Prologue Danışmanlık Merkezi, ülkedeki kadın ticaretini gözler önüne seren çarpıcı bir araştırmasını paylaşmıştı kamuoyuyla.
Prologue araştırmasını tamamladığı dönemde faaliyette olan 43 kulüp ve 9 pub'da hizmet veren kadınların rakamı, 336 olarak saptanmıştı.
Bu rakamı ortalama bir gerçek olarak kabul edersek, yetişkin erkek başına, kadın hizmetkar sayısı çok fazla olmasa gerek!
Araştırma sonucunda ortaya çıkan rakamlara göre, ülkede çalışan kadınların %75'i Moldovalılar, %20'si Ukraynalılar, geriye kalanlar da Rusya ve diğer ülkelerden gelenler olarak sıralanıyor.
Salt sosyal bir sorun olarak bakılan ve devletin de üzerinden para kazandığı bu işte çalıştırılan kadınların gasp edilen insan haklarına da dikkat çekiliyordu araştırmada.
Çünkü, kendi ülkelerinde ayda 100 dolar maaş alabilen ve geride bakmakla yükümlü olduğu koca bir ailesi olan, çoğu yüksek eğitimli kadın daha kolay para kazanmanın bir tercihi olarak kullanıyor bu işi.
Yapılan araştırmada aralarında avukat ve doktor olan kadınların olduğu da bilimsel olarak belirleniyor.
En az eğitimliler ise, teknik okul mezunları, ya da, barmaid ve dansçı gibi meslek sahipleri.
Pasaportlarını da teslim bırakıp, 6 aylık sözleşmelerle çalışan bu kadınlar, bu süre zarfında kazandıkları parayı biriktirip, ailelerine bakıyorlar, ya da daha iyi şartlara kavuştuklarına inandıklarında ülkelerine geri dönüyorlar.
Zaman zaman dayak dahil her türlü kötü muameleye maruz kaldıklarını ve şikayet mercilerinin olmadığının altını da çizmek gerekiyor.
Devletin rutin sağlık kontrolü yaptığı bu kadınlar gerektiğinde kontrol altında da tutuluyor. Ancak buradaki iddia, genellikle adaya geldiklerinde sağlıklı bulunan kadınların, zaman içindeki rutin kontrollerde hasta olduklarının saptandığı yönünde.
Burada da aslında hastalıkların kadınlardan değil, erkeklerden yayılım gösterdiği yorumları yapılıyor.
Geçtiğimiz gün, arkadaşlarla konuşurken, içlerinden biri, duyduğu bir hikayeyi anlattı.
İlişki sırasında prezervatif kullanmaya özen gösteren kadınların, patronları tarafından, "Türk erkeği prezervatif sevmez, o istemedikçe kullanmayacaksın" diyerek, kadınları korunmasız ilişkiye zorladığı yönündeydi.
Bu ülkede gece kulüpleri, artık verdikleri hizmetin çarşaf çarşaf reklamını yapabiliyor gazetelerde.
Hizmetin adı ise "yetişkinlere özel eğlence".
Şimdilik ürün kalitesi çok ön plana çıkarılmıyor, ama, böyle gidip rekabet kızışırsa, yakında ürün pazarlamalarıyla çıkacak bu reklamlar.
Şimdi hizmet yasal, hizmeti alan yasak mı, gibi garip bir durum çıkıyor yaşanan son olaydan sonra ortaya.
Prologue'un yaptığı araştırma, büyük yankı uyandırmış, Kıbrıslı Türk ve Rum gazetecilerin de katıldığı çeşitli toplantılarda değerlendirilmiş, konunun vahametine dikkat çekilmişti.
Ancak kendi alanında bir ilk olan bu araştırma, daha ileriye götürülemedi.
Daha da ötesi, devletin ciddi gelir sağladığı bu sektör, sadece, kara bir perde arkasına saklanıp, gidenler "ahlaksız", bekleyenler de "yaşaması gereksiz mahluklar" olarak kazındı, toplumun kafasına.
Oysa, bugün, dünya kadın ticaretinin ve cinsel istismarın her geçen gün artan sancısını çekiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü rakamlarına göre, silah ve uyuşturucu ticaretinden sonra üçüncü sırada yer alan insan trafiğinde 2,5 milyona ulaşan kurban var.
Dünya çapında elde edilen yıllık gelir ise, 7 ile 12 milyar dolar arasında değişiyor.
Ve maalesef "korsan ada" tanımlamasını unutturamayan bu küçücük ada parçası da bu ticaretin ayaklarından biri.
Prologue Danışmanlık Merkezi verdiği istatistiki bilgilerle, devletin gelirlerini de gözler önüne sererken, kadın ticaretindeki devlet rolüne de dikkat çekmişti.
Verilen rakamlara göre, bu kulüplerin aylık ortalama net karı, 200 bin YTL, 6 ayda 3.5 milyon YTL gelir anlamına geliyor.
Hiç de fena değil!
Şimdi ortada böyle bir tablo varken, çıkıp iki Kıbrıslı Rum'u, gece kulübüne gitti diye tutuklayıp, deşifre etmenin anlamı ne olabilir?
Bu ada parçasında, para karşılığı fuhuş eğer hala suçsa, artık kulüplerden, gece sokak aralarına sıçramış bir gerçek var karşımızda.
Güzelyurt yolunu, Amsterdam'ı aratmayacak renklere büründürürken, karanlık bastırınca şehir içlerine girilemezken, polisin gerçek iş yapması gereken yerde, gerçekleştirdiği son tutuklamalar, işgüzarlıktan öteye gidemiyor, maalesef.
Ve trajikomik hikayelerimize bir yenisini daha ekliyor.
Yoksa, karanlık yüzlerimizden biri olan bu konu üzerine gidecek ne bir medya, ne de devlet duyarlılığı gelişti.
Toplumun ayıp saydığı sessiz korkusunun arkasına saklanıp, yok saymaya devam ediyoruz.
Hepimiz "hizmetinizdeyiz"!!!
|