|
Bir süredir çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ile ilgili olarak süpermarketlerin Pazar günleri kapatılması girişimleri, gündemin tartışmalı başlığı.
Taraflar, reklam savaşları üzerinden paylaşıyor argümanlarını, kamuoyuyla.
Ve çeşitli radyo televizyon programlarında da haklılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlar.
Geçtiğimiz gün, Bakanlar Kurulu, konuya prensipte sıcak baktığına vurgu yaparken, kesin kararını, gelecek haftaya bıraktı.
Ortada bir prensip kararı olsa da bu erteleme, taraflara bir süre daha tartışma şansı bırakıyor.
Tartışma ise, temelde, hakları yenen işçilerin de düşünülmesi gerektiği ve iki ailenin tekelinin kırılarak, küçük esnafa yaşam şansı tanınması üzerine odaklanıyor.
Buna göre, 50 metre kare üzerindeki marketler, Pazar günleri açık olmayacak.
Özellikle bu sektörde çalışan işçilerin, sosyal sigorta yatırımlarından, çalışma koşullarına kadar, önemli sıkıntılar yaşadığı gerçeği, bilinen bir olgu.
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası da yaptığı araştırmada, büyük marketlerde, 1 yıldan fazla çalışan işçi bulmanın, oldukça zor olduğuna vurgu yapıyor.
Bu önemli bir sorun.
Ama Pazar günleri kapalı olacak marketler, işçi haklarını beraberinde getirecek mi ve çalışma koşulları denetlenecek mi, esas soru burada.
Büyük marketlerle rekabet etmek zorunda kalan küçük esnafın da Pazar günleri evde ailesiyle olmak yerine, çalışmak zorunda olduğu, bunun da haksızlık olduğu vurgulanıyor.
Biraz da demagojik temelli bu yaklaşım, büyük market çalışanları için de kullanılıyor.
Ancak bugün, artık çalışılan iş, kişinin kendi özel tercihi. Özellikle hizmet sektöründe de resmi tatiller ve hafta sonu kavramının kullanılamadığı gerçeği var karşımızda.
Önemli olan, bu koşullar altında çalışanların, çalışmalarının karşılığını alıp alamadıkları ve bunun denetlenip denetlenmediğidir.
Yoksa, herkes memur olmak zorunda değil.
Bugün sadece süpermarketlerde değil, birçok özel sektör çalışanı, hâlâ gayrı yasal statüde, yarı zamanlı yerine, tam zamanlı çalışıtırılıp, emeğinin karşılığını alamaz durumda.
Mesela, bazı radyo televizyonlar buna bir örnektir.
Tekelleşme, mutlaka önüne geçilmesi gereken önemli bir sorun.
Ancak bugüne kadar kurulan süpermarketler yasal zeminde kuruldu.
Bunların hiçbiri kaçak değil.
Bu konuda da AB ile uyum kapsamında, zaten geçirilmesi gereken ve yıllardır bir beklenti olan yasalar geçmeden, Pazar günü yasağı ile sorun zaten çözülmeyecektir.
Mutlaka süpermarketlerle küçük marketler arasında, bazı ürünlerde fiyat farkı olablir.
Ama bunun için de geçirilmesi gereken damping/anti-damping yasası vardır.
Zaman değişti.
Küçükken "yemiş" almak için bir koşu gittiğim mahalle bakkalı öldükten sonra da bakkallar açıldı.
Ama bugün köylerde bile, bakkal değil, market onlar artık.
Bugün hâlâ yeni süpermarketler için izin veriliyor.
Bunlar açılırken, bölge nüfus hesaplaması ve pastayı bölüşmek zorunda olacak küçük esnafın durumu dikkat alınıyor mu?
Bir marketin 100 metre ilerisine süpermarket açma izni verirken, mutlaka bir haksız rekabet yaratmış olursunuz.
Zaman değişiyor.
Tüketim kültürü, farklı anlayışların da dikkate alınmasını zorunlu kılıyor.
Bugün en fazla şikayet edilen Güney Kıbrıs'ın Kuzey karşısındaki en önemli avantajı, fiyat farkları dışında, ürün çeşitliliği ve sunum yeniliğidir.
Tüketim kültürü, tüketiciyi ihtiyacını karşılamaya değil, kalabalık raflar arasında kaybolmaya çağırıyor.
Süpermarketler ise, bu tüketim kültürünün, kürselleşmenin ve değişen yeni dünyanın yeni yüzleri.
Ve onlar artık bizim gerçekliğimiz.
Küçük marketlerin süpermarketler karşısındaki tek avantajı ise, sadece zaman.
Eğer hızlı bir ihtiyacınız varsa, eve en yakın markete uğrayıp, alırsınız. Süpermarkette sıra beklemek zorunda kalmazsınız.
Ama markete gidene kadar, en az, 2 süpermarket seçeneğiniz varsa mesela, süpermarket de tercih edebilirsiniz.
Dün, Günortası Haber programına katılan Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce, yeni kararın ekonominin tümünü etkileyecek, önemli bir karar olduğuna vurgu yaparken, artık kapalı bir ekonomi içinde olmadığımızı hatırlatıyor.
Ve bütün bunların yanında, yıllardır haksız rekabetin en haksız koşullarını otaya koyan askeri kantinler sorununu gündeme getiriyor.
Şimdi süpermarketleri kapatan hükümet, aynı iktidarı, askeri kantinler için de gösterebilecek mi?
Yarı yarıya gibi çok önemli bir fiyat farkıyla, ülke ekonomisine hiçbir getiri sağlamayan, ama çok haksız koşullarda, esnafın karşısında duran bu anlayış ortadayken, yine atılacak adımlar anlamsızlaşacaktır.
Askeri kantinler kapatılsa, gerekli yasalar hayata geçse, çalışma koşulları denetlenip, olması gereken şekle getirilse ve neresi olduğu önemsenmeden, hergün bu kadar kolay yeni süpermarket izinleri verilmese, zaten sorun önemli bir gelişme katetmiş olacak.
Oysa biz bugün temel sorunları tartışmıyoruz.
Temel sorunlar ortadan kaldırılmadan, buzdağının üstüne kürek sallamak, yarardan fazla zarar getirebilir.
|