|
Son günlerin en tartışmalı konularından biri türban değişikliği.
Şimdilik Türkiye merkezinde tartışılan konu, gelişmelere göre, çeşitli şekillerde kendini burada da hissettirecektir.
Çetin kavgalardan sonra, bugün üniversiteye türbanla girişin önünü açacak değişiklik için ikinci tur oylama yapılacak.
CHP'nin, konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürme kararı, konunun bundan sonraki şeklini belirleyecek olsa da temel hedef, değişikliğin yeni akademik yıla yetişmesi.
Bugün yapılan bütün tartışmaları bir kenara bırakırsak, türbanın oluşturulan bir popüler kültürün de önemli parçası olduğu dikkat çekiyor.
Defilelerin, moda pazarının söz etmeye başladığı bir konu artık, türban.
Geçtiğimiz ekim ayında, Herald Tribune gazetesinde çıkan bir haberde, İslami Moda pazarının, 96 milyar dolarlık bir paya sahip olduğuna ve bunun gelişme göstereceğine vurgu yapılıyordu.
Rakamlar dikkat çekici.
Artık türbanı, dünya markası aksesuarların tamamladığı bir dönemdeyiz.
Vakko eşarplar ve Burberry çantalarla, ayrı bir tarz gelişimi yaşanıyor.
Yves Saint Laurent gibi dünya devi modacılar, koleksiyonlarında kullandıkları türban modelleriyle dünya medyasının ilgisini çekiyor.
Çünkü, ortada belli bir hedef kitle var.
Ve bu kitle, elinde artık kayda değer bir sermaye tutuyor.
Amerikan CBS kanalı, geçtiğimiz yıl, kendi alanında bir ilki başlatarak, bir İslami sit-com yarattı.
Türbanlı ve Müslüman bir ailenin komik maceraları anlatılıyor, dizide.
Ve Little Mosque (Küçük Cami) adlı dizinin haftalık izlenme oranı da 2.1 milyon olarak veriliyor.
Amerika özellikle 11 Eylül'den sonra, dünyanın her yerinde ılımlı İslam demokrasileri istediğini çeşitli şekillerde dile getirdi.
Türkiye, bir model olarak ılımlı İslam demokrasilerinin öncülüğünü yapabilir yorumları yapılıyor!
Türban, sadece siyasi bir kavga değil, önümüzdeki on yılların kültürel tartışma malzemesi de olacak gibi görülüyor.
Bütün bunlar bir tarafa, türban konusundaki değişiklik isteminin yerleştirildiği eşit eğitim hakkı, yapılan kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu sonuçlarla anlamsızlaşıyor.
Geçtiğimiz gün, Türkiye basınında çıkan ve Radikal Gazetesi'nin geniş şekilde manşetten verdiği bir araştırma vardı.
TESEV için yapılan araştırmada, türban yüzünden üniversiteye gidemediğini söyleyenlerin oranı, sadece yüzde 1.
Yani, türban 'okul bırakma' gerekçeleri sıralamasında en sonda.
O zaman, bu can hıraç "kimse türban yüzünden okuldan olmasın" kavgası niye?
Kızların lise sonrası okula devam etmemesinin bir numaralı sebebi, yüzde 29'la sınavı kazanamamak.
Bunu yüzde 14'le evlilik, yüzde 10'la çalışma zorunluluğu izliyor.
Evlilik ve çalışma zorunluluğunu, sosyal yapı açısından birlikte okursak, Türkiye'de kadının öncelikleri arasında, eğitimin hala son sıralarda yer aldığı gerçeği ile karşı karşıya geliriz.
Bugün binlerce kız çocuğu, sadece kız olduğu için okula gönderilmiyor.
Ve Türkiye'nin karşısında böyle bir gerçeklik varken, Türkiye'nin en güçlü iktidarı, türban kavgalarına ayırdığı zamanın yarısını bu zihniyetin değişmesi için harcamıyor.
Onlarca koyu renk takım elbiseli erkek, kadının başını bağlamasının kavgasını veriyor.
Böyle bir fotoğraf içinde, türban, savunulduğu gibi bir özgürlük simgesi olarak algılanabilir mi?
Konu "eğitilerek aydınlığa kavuşacağız" anlayışını da aşıyor.
Çünkü belli ki, öncelikle eğitimin bir gereklilik olduğunun ortaya konması gerekiyor.
Çünkü eğitilemediği iddia edilen bu kesimin zaten eğitimle bir ilgisi yok.
Yani, türban düzenlemesinin eğitimine devam etmeyen, ya da edemeyen genç kızlar üzerinde ne kadar etkili olacağı şüpheli.
O zaman kutuplaşmayı besleyen bu kavgaların fütursuzluğunun anlamı ne?
2002 genel seçimleri, AKP'nin zaferi ile sonuçlanırken, Türkiye'de AKP'nin dini kimliği karşısında endişe duyan ve çeşitli senaryolar üzerinde kafa yoranlar vardı.
Türban konusu da bunlardan biriydi.
Ancak, başta AB ve Kıbrıs olmak üzere, dış politikada izlenen istikrarlı duruş ve beraberinde gelen ekonomideki iyileşme, AKP için çekince koyan aydın kesimin de desteğini aldı.
AB yolunda tökezlemeler ve özellikle iç politika icraatları, inanç üzerinden şekillendirilen tartışmalarla birleştirilince, bir süre sonra bu kesimin farklı sorgulamalar yapmasını beraberinde getirdi.
Ancak, AKP çeşitli dinamiklerin de birleşmesiyle 2007 seçim zaferini önceden aldığı bu sonsuz kredi üzerine dayadı.
Şimdi, Türkiye'nin çok daha kritik sorunları varken ve örneğin 301 gibi bir yara hala sürüncemede bırakılırken, MHP ile işbirliğine gidip, türban kavgası yapan ve "hedef önce üniversite, sonra tüm kamu" açıklamalarını bastıramayan AKP imajı bu geçmiş endişe senaryolarını getiriyor akla.
Ama bugünkü fotoğrafın sorumluluğu belki de biraz AKP'ye sonsuz kredi veren aydın kesimindir.
Türban, sırf bir insan hakkı olma yolundan çoktan çıkarılıp, ayrı bir istismar malzemesine dönüştürüldü, Türkiye'de.
Hemen her gün, içki yasağından, inanç dayatmasına, töre cinayetinden, mahalle baskısı örneklerine kadar, onlarca taze haber var, bu ülkenin gündeminde.
Şimdi inanç ipoteğine terk edilmeye çalışılan ayrı bir zihniyet kavgası yapılıyor.
Önemli olan bu tartışmalar yapılırken, Türkiye'nin karanlık yüzünün galip gelmemesi.
Çünkü, ne yazık ki, bu tartışmalar hala yumuşak karın olabilecek durumda.
Peki bu kavgalar bize nasıl yansıyacak?
Özelikle son yıllarda Kur-an kursu tartışmaları ve İmam Hatip Lisesi açılacak söylentilerini hatırlarsak, konunun bizi de ne kadar yakından ilgilendirdiği gerçeği bir kez daha yüzümüze çarpıyor.
Ancak gerek Kur-an kursu tartışmaları, gerekse din dersi müfredatları konusunda şu ana kadar özelde Eğitim Bakanlığı, genelde hükümet, güven verici bir tablo çizemedi bugüne kadar.
Şimdi Türkiye'deki gelişmelerin seyrine göre, buradaki durum da şekillenecektir.
Ve bundan sonrası için herhangi bir istismar kapısı açılmaması adına çok daha kararlı bir duruşa ihtiyaç duyulacaktır.
|