|
Geçtiğimiz haftanın en ilginç açıklamalarından biri Cumhurbaşkanı Talat'a aitti.
Talat belki de politik kariyerinde ilk defa bu kadar farklı, kesin bir cümle kurdu ve "Birleşme Tanrı kelamı değildir" dedi.
Geçen hafta Pazartesi KIBRIS Gazetesi'nde manşetten verilen Talat'ın sözleri üzerine çeşitli yorumlar yapıldı, çokça da eleştirildi.
Ancak ne var ki, bu eleştiriler yüksek ses getirmiyor.
Medya, barış ve çözüm yanlısı Cumhrubaşkanı'na çözüm anlamında sonsuz bir kredi veriyor.
Genellikle duruşu sorgulanmıyor.
Sorgulamalar da hayal gücü yüksek komplo senaryoları olarak algılanıyor.
Ve malesef bu durum da sağlıklı değerlendirme ve sorgulamaların yapılmasını önemli ölçüde engelliyor.
Son zamanlarda alternatif çözüm modelleri telaffuz edilirken, bunlar diplomatik bir manevra mıdır, yoksa bir politika değişikliği mi vardır, sorularını sorduruyor, yaşananlar.
Kıbrıs sorununun geçmişi düşünüldüğünde, şüphecilik ve karamsarlık çok yadırganmasa gerek.
Bütün bu açıklamalar ve Türk tarafının pozisyonu artık tartışılmalıdır.
Cumhurbaşkanı, muhtemel bir çözümsüzlüğün, yine Rum tarafından kaynaklanacağını söylüyor.
Ve "Kıbrıs Türk halkını sonsuza kadar Rum tarafının gönlü olsun ve çözümü kabul etsin diye olduğu pozisyonda tutamazsınız" diye ekliyor.
Bir süredir çözüm konusunda AKP hükümetinin de net bir duruş sergilememesi ve farklı sorgulamaları beraberinde getiren iki devletli çözüm formülleri söylemleri, kafalarda ciddi soru işaretleri bırakıyor.
Şimdi Cumhurbaşkanı Talat'in sözleri kendi alanında bir ilk.
Birleşme, yani, fedarasyon dışında da farklı formüller üretilebileceğini söylüyor, Cumhurbaşkanı.
Şimdilik uluslararası ve yerel koşullar federal bir çözümü gerekli kılıyor Cumhurbaşkanı'na göre.
Ancak anlıyoruz ki, yeni bir görüşme masası yine çözüm üretmezse, bu Türk tarafı açısından farklı arayışları haklı çıkarabilir.
Peki, bugüne kadar çözüm formüllerinin temellendirildiği ve geçerli anlaşmalarla, BM kararlarının ruhunu oluşturan federasyon neden şimdi değişebilir?
Cumhurbaşkanı Talat'ın, geçmiş dönemde Genel Başkanlığı'nı yaptığı CTP parti tüzüğünde, mesela, "...Fedral Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması ve yaşaması için uğraş verir." diyor.
Parti en zor dönemlerde de bu anlamda birleşmeyi savunmuş.
Şimdi eski genel başkanla hükümetin büyük ortağı farklı fikirdeler mi?
Herkes aynı kanıdaysa, değişen ne?
Bugüne kadar ortaya konan tezlerde hiçkimse, Rum tarafının salt bir çözüm destekçisi olduğunu savunmadı.
40 yıl boyunca bu durum da ortadayken, bizi bekletebilen ve şimdi sabrımızı taşıran nedir?
Cumhurbaşkanı'nın önceki açıklamalarıyla son açıklaması birlikte okunduğunda, Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden sonra beklenen muhtemel bir görüşme sürecinin de bir son deneme olma olasılığı ortaya çıkıyor.
Referandum sonucu, Türk tarafının elini güçlendiren ve öncelikle izolasyonlar konusunda ısrarcı bit tavır sergilemesini beraberinde getiren bir süreç oldu.
Referandumdan sonra, Rum tarafının çözümsüzlüğün tek sorumlusu olduğu söylemi daha fazla zemin buldu.
Şimdi 2008 içinde başlaması beklenen bir müzakere sürecinin de sonuca gitmemesi durumumda, pekala çıkarlarımız federal bir çözümden daha farklı modellere kayabilir.
Ve bunun da sorumlusu Rum tarafı olur!
Bunlar farklı okunduğunda, Türk tarafının çözüm kararlılığından ne kadar emin olduğu sonucunu da çıkarabiliriz.
Ama Rum tarafının çokça eleştirilebilecek politkalarına rağmen, olası bir görüşme sürecinin peşin sormluluğunu karşı tarafa yükleme şansımızın olmadığını düşünüyorum.
Rum tarafının çözümsüzlüğü besleyecek politikalarına rağmen, Türk tarafının resmi politkaları da kemikleştirilmiş durumu pekiştirmekten öteye gitmedi, bugüne kadar.
Bunlar arasında en belirgini mülkiyet sorunu.
Kıbrıslı Rumların en hassas olduğu konu, gün geçtikçe son sürat devam eden inşaat sektörüyle daha büyük bir öfke uyandırıyor.
"40 yıl daha bekleyemeyiz" mantığından yola çıkarak devam eden bu sorun, zaten ne yapsa, karşı tarafın, en azından bizim için, masada çözümü istemeyen pozisyonunda kalmasını sağlayacaktır.
Cumhurbaşkanı Talat sıradan bir lider pozisyonunda değildir.
Kıbrıs Türk toplumunun gerçekleştirdiği ilk değişim ve bu değişimle birlikte, çözümün ve birleşmenin garantisi simgesindedir.
Şüphesiz, bu garanti çözüme karşı isteksiz tüm taraflar karşısında duracak bir garantidir.
Ve buna Rum tarafı da dahildir.
O yüzden, Cumhurbaşkanı Talat'ın Rum tarafı çözüm istemiyor biz de bekleyemeyiz demek lüksü yoktur.
Çünkü, "çözüm Talat" sloganıyla seçilen Cumhurbaşkanı, Rum tarafının politkalarını bilerek ve referandum sonucuna rağmen, bu vaatle seçilen bir Cumhurbaşkanıdır.
Ve birleşmenin simgesi olarak seçilen bir Cumhurbaşkanı'nın fiili olarak katılacağı ilk müzakere süreci öncesinde kullandığı dil dikkat çekicidir.
Eğer çözüm hala Talat ise, neden bir lider olarak Talat olası ilk müzakeresinde son şans rezervi ile gidiyor?
Eğer bir politika değişikliği varsa, birilerinin bunu tercüme edip, birleşme için oy verenleri ikna etmesi gerekmiyor mu?
Meclisteki bütün partilerin de bekleme ve çözüm konusunda görüşleri ortadayken, sanırım CTP ve geçmiş son yılları sürükleyen sivil toplum örgütlerinin, bu konuda sessiz kalmaması gerekiyor.
|