Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
UFO'lar yine geldi!
Ya eşel mobil ya da 13. maaş
6 haftalık bebek, kürtajla alındı
Eşel-mobil gerdi
10 bin YTL ile serbest kaldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

BİZE AŞK LAZIM

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   17 Şubat 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Aşk bir güne endekslenmeycekse ve her gün yaşayacaksak, en azından aşkı düşünmek için de olsa farklı alternatifler yaratabiliriz.

Aslında o kadar kafa yoran var ki, aşk üzerine.

Kendi halinde herkese özel bir dilde konuşmasını belki de çok kabullenemediğimizden, tıp dahil, her dalda açıklamaya ve tanımlamaya çalışıyoruz aşkı.

Yoksa tanımlamasak nasıl geçer aşk sancısı.

Ya da tanımlayamasak, aşka kapıları kapalı olanlar nasıl katlanılır bulabilir ki hayatı.

İlla ki anlamalıyız.

Oysa anlamasak. Anlamadan âşık olup kalsak ya.

Geçenlerde ilginç bir çalışma, yine 14 Şubat vesilesiyle geçti elime.

Aşkın nörolojik kimyasına dair ilginç tanımlamalar var.

Ve artık bilim adamları aşkı görüp, aşka dokunabiliyorlar. Tıpkı, vücuttaki bir tümörü görüp, herhangi bir hastalığı teşhis eder gibi teşhis edebiliyorlar, aşkı.

Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş aşkın kimyasını çözmüş.

Hadi birlikte okuyalım;

"Aşk nasıl oluşur? Önce bir hayranlık hissi gelişir. Birlikte olmak, görmek, büyük bir haz vermeye başlar. Hayranlık duyulan kişiye karşı ümitler yeşerir. Yavaş yavaş aşk oluşmaktadır artık. Daha sonra kristalleştirme denilen bir dönem başlar. Yani dünyadaki tüm güzelliklerin ve iyiliklerin sevilen kişide bulunması. Her şey ve her fikir onu hatırlatır. Sevilen kişi sevenin gözünde yüceldikçe yücelir. Şüphe evresi bundan sonra gelir. Hayranlık yerini endişelere bırakır. Acaba beni sevmiyor mu? Gerçekleşmeyen ümitler kuşkularla yer değiştirir. En sonunda 2. kez kristalleştirme dönemi gelir. Sevgilide yeni cazibeler keşfedilir. Onsuz yaşanamayacağı düşünülür.

Bütün bunlar olurken ve yaşanırken; insan vücudunun kumanda merkezi olan beyinde, sinir sisteminde neler olmaktadır? Aşkı oluşumunda rol oynayan sinir sistemi yapıları nelerdir?

Yoğun romantik aşk; tüm kültürlerde görülebilen, evrensel bir fenomen olarak kabul edilmektedir. Romantik aşk, özellikle erken dönemlerde kendine özgü psikolojik ve fizyolojik özellikleri ve davranışları birlikte getirmektedir. Bunlar; coşku ve mutluluk, seçilmiş kişiye odaklanan yoğun dikkat, yine seçilen kişi hakkında şüpheli düşünceler veya duygusal olarak ona aşırı bağımlılık, tutku ve aşırı enerji olarak özetlenebilir. Bunlar, bilim adamları tarafından tanımlanabilmekte ve ölçülebilmektedir.

Aşk, oldukça karışık nörobiyolojik bir olay olarak tanımlanmaktadır. Beyin içerisinde; güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonları etkinleşmektedir. Bu fonksiyonlar; oksitosin, vazopressin, dopamin ve serotonin isimli maddeler aracılığı ile gerçekleşmektedir. Gebelik ve süt verme dönemlerinde farklı etkileri olan oksitosin, duyguları değiştirebilmektedir. Bu hormon; sevecenlik ve duygusallık dönemlerinde bol miktarda salgılanmakta, oksitosin arttıkça aşk duyguları da o paralellikle artmaktadır. Stres ve gerginlik dönemlerinde oksitosin salgılanması azalmaktadır.

Bazı çalışmalarda, fonksiyonel MRI kullanılarak, romantik aşk ile ilgili sinir yapıları incelenebilmiştir. MRI yapılırken kişiye sevdiği kişinin fotoğrafları gösterilmektedir ve daha sonra arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek tekrar MRI yapılmaktadır. Her iki durumda elde edilen sonuçlar kıyaslanabilmektedir. Romantik aşk; Ventral Tegmantal Alan, Ventral Striatum ve Nukleus Accumbens denen beyin kabuğunun altındaki bölümlerle ilişkilendirilmiştir. Yoğun aşk duyguları yaşanırken, bu bölgelerde faaliyetler artmaktadır.

Romantik aşkın; aşırı canlılık, enerji, uykusuzluk, iştah kaybı gibi bazı davranış özellikleri, kokain bağımlılarında görülen davranışlara benzemektedir. Kokain alanlarda da, fonksiyonel MRI ile Ventral Tegmental alanın aktif olduğu gösterilmiştir.

Pek çok insanın "En büyük zaafı" olarak bilinen çikolata, yine aynı bölgelerdeki faaliyeti artırmaktadır.

Aşkın sağlık ve mutluluk gibi sonuçları da bulunmaktadır. Aşk, yukarıda bahsedilen bölgelerin yanı sıra, duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını da aktif hale getirir. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin azaltılması gibi sonuçlar verir. Zamanla, beynin kendisi üzerinde koruyucu bir etki oluşur. Bu nedenle aşk, sağlıklı ve mutlu olmayı uyarır."

Yani en ciddi diliyle Tıp aşkı öneriyor...

   680 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
09 Temmuz 2008, Çarşamba   CTP YA FARKLI BİR KABUS YARATACAK YA DA FARKLI BİR RÜYA
08 Temmuz 2008, Salı   EŞEL MOBİL KAVGASI
05 Temmuz 2008, Cumartesi   AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK
04 Temmuz 2008, Cuma   KILIÇ SESLERİ ARASINDA KALAN LİDERLER
27 Haziran 2008, Cuma   BU HAVADA, BU ADADA KANSER OLMAK
25 Haziran 2008, Çarşamba   DÜNYANIN DEĞİŞEN FOTOĞRAFLARI
19 Haziran 2008, Perşembe   ÇARESİZLİĞE DENEYİMLİ FARELERİN ÇIRPINIŞI
18 Haziran 2008, Çarşamba   FREKANS KAVGALARI ve YAYINCILIK
17 Haziran 2008, Salı   BELLİ Kİ BU REZALETE KİMSE DUR DİYEMİYOR
14 Haziran 2008, Cumartesi   O GECE



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

SUÇ KİMDEDİR...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Talat, boşuna nefes tüketiyor...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (25)

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALDUN DORMEN, KARPAZ'DA TİYATRO OKULU...

Bilbay Eminoğlu

Sendikaların gözü hükümette

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

CTP YA FARKLI BİR KABUS YARATACAK YA DA FA...

Sevilay SADIKOĞLU

Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Doğum öncesi genetik tanıda yeni bir adım

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Şah-MAT mı olduk?

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK HALK GERÇEĞİ

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Teferruat!

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital