|
Bir süredir, devletin İpsaro tepelerinde 8 alçı taşı ocağına izin vermesine karşı tepkiler var gündemde.
Yaklaşık 1 buçuk yıldır tartışılan konu, bölgede küçük hareketlenmeler başlayınca, biraz daha yüksek sesle kamuoyuyla paylaşılmaya çalışılıyor.
İpsaro, adanın ender güzelliklerinin bulunduğu değerli bir doğal güzellik.
Su kaynakları ve doğal yapısıyla önemli bir zenginlik.
Sadece doğal değil, tarihi de bir zenginlik.
Ne var ki, bölgede alçı taşı ocaklarının faaliyete başlaması, bu özel zenginliği yok edecek.
Çevre örgütleri, geçtiğimiz gün, hükümete çevre ile ilgili bir nota verdi. Sadece İpsaro'da değil, bugüne kadar, çeşitli önemli yerlerde çevre katliamına varan yanlış uygulamalar sıralanırken, son nokta olarak değerlendirilen İpsaro ile ilgili izinlerin geri çekilmesi gerektiği üzerinde duruldu.
Daha da ötesi, bu hatalar düzeltilip, özür dilenmezse, istifa etmesi istendi hükümetten.
Dün de yine İpsaro ile ilgili bir yürüyüş düzenlendi.
Geçtiğimiz haftalarda, yine İpsaro ve çevre konusunda yazdığım bir yazı ile ilgili olarak Kamu-Sen Başkanı Mehmet Özkardaş aradı.
"Hafta sonu, uzun bir aradan sonra Girne Dağ yolunu kullandık ve manzara karşısında donakaldık" diyor Özkardaş.
Gerçekten de taşocaklarının arkasında bıraktığı yıkım, tarif edilemez bir noktada artık.
Bugüne kadar, öncelik paraya verilirken, doğal kaynaklar ve dengeler, maalesef hiç dikkate alınmadı. Plansız yapılaşma ve doğal değerler üzerinden rant dağıtıp, rant sağlama zihniyetinin bir türlü önüne geçilemedi.
İpsaro ile ilgili olarak yaşananlar da budur.
Çevre Bakanı, konu günlerce kamuoyunda tartışıldıktan sonra bir açıklama yaparak, ön çalışmalar tamamlanıncaya kadar, bölgede hiçbir çalışma yapılmayacağını açıkladı.
Yani eninde sonunda bölgede alçı taşı faaliyetlerinin başlayacağını söyledi.
Hem bölge halkında, hem de çevre örgütlerinde bu kadar duyarlılık varken ve bölgede çalışma başlaması, uzmanlar tarafından bir felaket olarak değerlendirilirken, bir Çevre Bakanı'nın bu açıklamayı yapması dehşet vericidir.
Kar zarar hesabı açık şekilde, devletin kendi kurumları tarafından yapılmışken de böyle bir noktada durulması kabul edilemez.
Çünkü çok açıktır ki, ocaklar çalışmaya başladıktan sonra bölgeyi korumak mümkün değil.
Bölgeden çıkacak alçı taşının, ülke ölçeklerinin çok üstünde olması nedeniyle, buraya bir alçı taşı sanayisi kurarak, çıkarılan alçı taşının işlenip satılması beklentisi dillendiriliyor.
Geride önemli bir çevre felaketi bırakacak bu tesislerden birilerinin iyi karlar elde etmesi hesaplanıyor.
Gelişmiş ülkeler doğal zenginliklerine özel önem veriyorlar.
Özellikle bütün dünyayı kasıp kavuran küresel ısınmanın da etkisiyle, yıllardır uluslararası kuruluşlar, çeşitli çalışmalarla çevreyi korumanın yöntemlerini geliştirmeye çalışıyorlar.
Özel yasalar yapılıyor.
Dünyanın herhangi bir yerinde, bu kadar kritik bir noktada, öncelik rant iken, tartışmalar yaşanırken, hiçbir Çevre Bakanı, böyle konuşma lüksüne sahip değildir.
Bizim, maalesef önceliklerimiz farklı.
Çevrenin önünde rant durduğu sürece, hep birlikte bu yok oluşu seyretmeye mahkum kalıyoruz.
Ama İpsaro önemli.
Umarım, bu konu da geçmiş tecrübeler gibi zaman aşımında normalleştirilip, gündemden kaldırılmaz.
Keşke sendikalar, haklar için verdikleri kavgalar gibi, çevre için de inatlarını sürdürebilseler.
Keşke, çevresel değerler için de gönüllü çalışan örgütler sürdürülebilir kolay destek bulabilseler.
Ve keşke hükümetler de bir kez olsun çevre konusunda geri adım atmak zorunda kalsalar.
|