|
Toplumumuza ciddi bir endişe hakimdir… Dıştan gelen büyük yatırımlar giderek küçükleri yutacak ve Kıbrıs Türkü bu topraklarda tutunamayacak. Bu endişe yersiz mi? Pek değil. Yatırımlar plansız programsız yapılırsa, dileyenin dilediğini yapmasına olanak sağlanarak işler kontrolden çıkarsa vatandaşın endişe duyması doğaldır. Ancak bu, yatırımları elimizin tersiyle itelim anlamına gelmez. Pek tabii yatırımlara ihtiyacımız var. Nitekim yöneticilerimiz yıllardır, Türk ve yabancı işadamlarını buraya yatırım yapmaya çağıyor. Önemli olan, küçük ülkemizde ‘dört başı mamur’ plan ve programlar yapılması, yatırımların ihtiyaç duyulan alanlarda yapılması, büyüğün yanında küçüğün de ekonomideki yerini alması… Büyüme sürecinin doğru ve adil parçaları olarak sisteme eklenmesi… Gerçek anlamda ‘win-win’ (kazan-kazan) formülünün işlemesidir. Bunun aksi, küçük işletmelerin, esnafın sonu olur. Bir örnek verelim: İngiltere’de, çoğu ülkede olduğu gibi dev marketler, dev alışveriş merkezleri var… Ama bunların yanında bir o kadar da ‘Corner shop’ olarak bilinen küçük işyerleri, dükkanlar yer alır. Kurulan sistemin vazgeçilmezidir bu dükkanlar. Şehrin bir güzelliğidir ayrıca. İnsanlar, marketler kapandıktan sonra, almayı unuttuğu ya da hemen ihtiyaç duyduğu bir ürünü atılıp köşe başındaki dükkandan alabilmelidir. Kabul edelim ki, bizim buralarda böyle bir sistemden pek söz edilemez. Dileyen dilediği yerde süpermarket açar… Hatta aynı yerde ya da mevcut olanın hemen yakınında bir başka süpermarket bulunduğunu dikkate almayanlar var. Hal böyleyken, bir de kalkıp bu marketlerin yakınlarındaki bir araziyi dev bir alışveriş merkezi kurulması için tahsis ederseniz, küçükleri büyüklerin yutmasına bal gibi yol açmış olursunuz. *** Sözü yine, Vakıflar İdaresi’ne ait 200 dönümlük arazinin, yılda 100 TL karşılığında kiralanması ve şu külliye meselesine getireceğiz. Ortada henüz bir plan, program, proje bulunmamasını bir kenara bırakalım. Gerçekten böyle bir yatırıma ihtiyacımız var mı? Bu soruya çoğu insanımızın, en azından “Olmasa da olur” diye ılımlı yanıt vereceği açıktır. Oysa o araziye hayırsever bir işadamının yapacağı yatırım için ayırdığı ileri sürülen milyonlarla bu ülkede neler yapılmaz. Çok daha önemli ve çok daha acil olan nice ihtiyaçlarımız var. Elektrik santrallerinin, yıllardır insanlarımızı zehirleyen bacalarına filtre takamıyoruz. Rüzgardan ya da güneşten elektrik enerjisi üretemiyoruz… Çöplüklerimizi ıslah edemiyoruz… Trafik alt yapımız eksik; çok gerekli yerlere bile üst geçit yapamadık… Trafik ışıklarını yenilemekte bile zorlanıyoruz… Bakıma alınması gereken okul binaları var… Sağlık servislerimiz hala bir takım olanaklardan yoksun. Bir yangın helikopterimiz yok… “Olmasa da olur” diyemeyeceğimiz, acilen giderilmesi gereken ihtiyaçlarımızı daha da sıralayabiliriz. Dış yatırımlar bu ihtiyaçlarımıza yönelik olsa öper de alnımıza koyarız. *** Konunun bir de çevre yönü olduğunu unutmayalım… Her fırsatta doğa güzelliğinden dem vurduğumuz, ‘cennetten bir köşe” diye söz ettiğimiz topraklar, özellikle Annan planının Rum tarafınca reddedilmesinden sonra yeşilini büyük ölçüde yitirmeye başladı… Bir uçtan öteki uca beton yığınlarıyla dev bir şantiyeyi andırıyor ülke. O araziye, bu araziye, şöyle yatırım böyle yatırım derken bir avuçluk yeşil bırakmayacağız! Bu savurganlığın bir sınırı olmalı.
|