|
DÜN ÇIKAN KISMIN ÖZETİ:
Adı Ergün Aydoğan...
Tek geliri 1,273 YTL'lik sosyal sigorta maaşı...
Toplumumuza, gazeteci ve avukat olarak yıllarca hizmet verdi. Ta ki, acı yazgısı onu yerinden kımıldayamayacak kadar yatağa mahkum etsin...
"Kalkamıyorum, dönemiyorum, oturamıyorum" diye feryat ediyor.
Sol ayağı diz altından kesik... Böbrekleri 'alarm' veriyor. Ayaklarının varolan kısımlarında "neropati" var. "Çivi çaksanız hissetmem" diyor. Bunlar yetmezmiş gibi bel fıtığı oldu; karnındaki asidin baskısıyla göbek çukurunda çıkan, şimdilik portakal büyüklüğündeki şişkinlik her geçen gün büyüyor. Ameliyat olamıyor; doktorlar ölüm riski olduğunu söylüyormuş. Karaciğeri tam anlamıyla çoktan iflas etti. Salgılanan asidi, böbreklere veremiyor ve karın boşluğuna bırakıyor. Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'nde karın boşluğunda biriken ve haftada 20 kiloyu bulan asidin beş kilosunu borularla canlı canlı almaya çalışıyorlarmış. Daha fazlasını alamazlarmış, çünkü bir şoka ve ardından kalp krizine yol açabiliyormuş. Hastanede, adlarını da verdiği bazı doktorların "kaprisi, yatak vermek istememeleri ve bazı iğnelerin bulunamaması" gibi zorluklarla karşılaşıyormuş. Karaciğer nakli için sırada bekliyor; ancak kendisi gibi 100 bin hasta var. Ne var ki, hiç ummadığı, hiç beklemediği bir olanak çıktı karşısına. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nden telefon ettiler. Ölmesi kesin olan çok genç bir hastanın tüm organları ailesi tarafından bağışlanmış. Karaciğeri her şeyiyle kendisine uyuyormuş. Karaciğer nakli için her şey hazırmış. "İlk uçakla İstanbul'a gel" dediler ona. Ancak...
Gerisini kendi ağzından dinleyelim:
"... Ancak, devlet garanti mektubunu veya 100 milyar (TL) nakit parayı da yanımda götürmeliydim.
Daha önceki konuşmalarımızda Sağlık Bakanlığı konuya olumlu yaklaşmadığı ve ben yeniden konuşma fırsatı bulamadığım için gidemedim ve bu "mucize" şansı yitirdim.
Biliyorsun, ayağıma protez bacak yaptırabilmem için ilgisiz davranan Sağlık Bakanı Eşref Vaiz'den sonra gittiğim ve o güne kadar hiç tanımadığım, pırıl pırıl, tertemiz yürekli Başbakan Sayın Ferdi Sabit Soyer, daha ben binadan ayrılmadan derhal yaptırılması için direktif vermiş ve bana en iyisi yaptırılmıştı. Şimdi bu bacak çok işime yaradığı halde karnımdaki 20 kiloluk asit nedeniyle rahatlıkla kullanamıyorum.
Florence Nightingale Hastanesi'nde birinci sıradayım. Bu günlerde randevu isteyip Sayın Başbakan Soyer'e tekrar gideceğim. Eminim beni bu defa da kırmayacak. Kırsa bile fazla üzülmeyeceğim. Çünkü devlet hazinesi tamtakır.
Gazeteciler Birliği, Gazeteciler Cemiyeti, Spor Yazarları Derneği'nin tüzüklerinin hazırlanmasına katkı koyduğum, kurucuları arasında bulunduğum, üyelerinin davalarını bedava yaptığım çok çabuk unutuldu. Tek bir defa bile telefon etmediler, kapımı çalmadılar.
Yalnız bunlar değil; ailem, arkadaşlarım, can dostlarım, dost bildiklerim, hepsi beni unuttu. Ne arayan var ne soran.
Canım abim. Hiç tahmin etmiyorum ama Sayın Başbakan kibarca teklifimi reddederse o zaman ben öldüm demektir.
1963 yılında, kalbi delik küçük Mehmet'in bir iki ay içinde ölecek olmasına yüreği dayanamayan SEN, benim bile bile ölmeme razı olabilir misin? O çocuğa, ameliyat parası toplayabilmek için Bozkurt'ta başlattığın yardım kampanyasının bir benzerini benim için KIBRIS'ta yapamaz mısın? Unutma! Aralıklı olarak KIBRIS gazetesine yedi yıl hizmet verdim.
Bugün KKTC'de binlerce kişi organ nakli bekliyor. Karaciğer, akciğer, böbrek, kalp ve göz hastalarının hesabı yok.
Yaklaşık 20 yıl önce organ nakli için bir yasa çıkarıldı. Hemen harekete geçilecekti. Bugün o yasanın varlığından haberi olan bile yok.
Ekim 2005'te, İzmir'de "En çok bir, bir buçuk ay yaşarsın" dediler. Yine Aralık 2005'te İstanbul'da "Altı ay için yüzde altmış şansın var" dediler
Yine İstanbul'da Ocak 2005'te "Bir yılı zor tamamlarsın" dediler. Azmim ve yaşamaya olan bağlılığım nedeniyle ÖLMEDİM ama SÜRÜNÜYORUM.
Dört yıldan beri defalarca kontrol için gittiğim Türkiye'de gerek kendim, gerekse refakatçim için harcadığım paralar beni sıfırla çarptı. Şimdi artık 1.273 YTL sigorta maaşıyla "yaşamaya" çalışıyorum.
İnsanı çıldırtan, kahreden tüm bu olumsuzluklara karşı beni mutlu eden, hayatımın en büyük şansı, sevgili oğlum. Tam altı yıldır, bıkmadan usanmadan bana yeni doğmuş bir bebek gibi bakıyor. Üstelik hiçbir karşılık beklemeden.
Sevgili dost Şener Levent'in beni konu yaptığı bir yazısında belirttiği gibi "Ya o vefalı delikanlı" olmasaydı, yapayalnız yaşayan bir insan olan bu Ergün'ün hali ne olurdu.
Saygılar sunarım.
ERGÜN AYDOĞAN
Tel: (0542) 880 0469
Not: Telefonumu yazıda verebilirsin. Belki hatırlayıp bir arayan olur."
***
Ergün Aydoğan'ın, yorumunu okurlarıma bıraktığım mektubundan kendisine yanıt hakkı doğduğunu düşünebilecek ilgililere, bu hakkını köşemde kullanabileceğini, gazetecilik mesleğinin etiğine son derece saygılı olduğumu anımsatmak istiyorum. (BE)
|