|
Cumhurbaşkanı Talat, İngiliz haber ajansı "Reuters"e verdiği mülakatta, Kıbrıs konusunda yeni bir müzakere sürecinin nisan ayında başlayabileceğini ve yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözülebileceğine inandığını söyledi.
Zamanın çok kısıtlı olduğuna işaret eden cumhurbaşkanı, "Gelecek bir kaç yıl içinde fırsat penceresini kullanmalıyız. Çünkü bu son fırsat penceresi olabilir" dedi.
Dikkat ederseniz, Sayın Talat kesin konuşmuyor; "cek" "cak"lı konuşmalarla kestirip atmıyor.
Sürecin başlayabileceğini, sorunun çözülebileceğini, fırsatın son fırsat penceresi olabileceğini söylüyor.
Yani bütün bunlar olmayabilir de.
Doğru konuşuyor...
Ölçülü konuşmakta, halka umut pompalamaktan kaçınmakta yarar var.
Olasılıklar ne denli güçlü olsa da, 45 yıldır yaşananlar çözüm konusunda kesin konuşmamıza, kesin yargıya varmamıza olanak vermiyor..
Kanıma göre, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hiç bir fırsat son olmadı, olmayacak da.
Görülüyor ki fırsatlar bitmiyor...
Kaçırılmaması gereken, son denilen fırsatları hep yenileri izliyor.
Annan planı için de son fırsat denilmişti.
***
Bir çözüm umudu doğmaya görsün adı "son fırsat" oluyor.
Ama nedense, ortaya çıkan son fırsatların yitirilmesi halinde ne olacağını kimse söyleyemiyor.
Şimdi olduğu gibi...
Bu son fırsatın da şu ya da bu nedenle yitirilmesi halinde ne olacağını kimse kestiremiyor.
Bize göre Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü kalıcı olacak.
Rum tarafı ve yabancı diplomatlar da bu olasılığı son zamanlarda sıkça dillendirmeye başladı.
Öyle de; bölünmüşlüğün neye yol açarak kalıcı olacağından kimse söz etmiyor.
BM Güvenlik Konseyi'nin Rum yönetimini, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin devamı kabul eden kararı mı değişecek?
O karar bozularak, Kıbrıs'ta "Kıbrıs Rum devleti" ve "Kıbrıs Türk Devleti" diye iki ayrı devlet mi tanınacak?
Yoksa, KKTC bugün olduğu gibi tanınmamış bir ülke olarak dünyadan kopuk halde varlığını sürdürecek mi?
***
Cumhurbaşkanı Talat, BRT'nin bir programında gazetecilerin soruları üzerine, mart ayı sonuna doğru BM'den bir hazırlık ekibinin adaya geleceğini ve temaslarının sonrasında BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi'ni bilgilendireceğini belirterek, BM misyonunun gelip gitmesi ve BM'nin inisiyatif alması halinde kapsamlı görüşmelerin nisan ayında başlayabileceğini söyledi. Talat, görüşmelerde, Annan planının kendileri için temel referans olacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanının bu sözleri, görüşmelerin başlamadan biteceğini gösteriyor.
Çünkü Rum tarafı Annan planını bırakın referans kabul etmeyi adının anılmasını bile istemiyor.
Gerçekçi olalım.
Kıbrıs konusunda yıllarca uzlaşmaz taraf olarak Türk tarafı görüldü...
Annan planına hayır demelerinin ardından Rum tarafı çözüm istenmeyen taraf olarak suçlanmaya başladı.
Şimdi yeniden uzlaşmaz taraf olarak suçlanmamız olasılığı var.
BM'nin nasıl bir inisiyatif alacağı bilinmiyor ama Annan planına "evet" demekle kendimizi hep temize çıkarıp kazandığımız pazarlık payımızı artık pek kullanamayacağız galiba.
Biz planı daha iyiye götürmek isterken, karşı taraf bunun tersini yapacak.
Ve BM'nin çabaları, "nasıl olsa Türk tarafının plandan bir şikayeti" yok düşüncesiyle Rum tarafını ikna etmeye,
daha çok onların isteklerini karşılamaya çalışacak.
Haliyle tavize zorlanacağız.
Karşı çıkınca da yeniden uzlaşmaz taraf olarak görüleceğiz.
Bilmem anlatabildim mi?
Kısaca işimiz zor olacak.
Sevgili Başaran, dün köşesinde, "Ankara'nın sessizliği" başlığı altında yazdı.
Ankara'da gözle görülür bir sessizlik var.
Halbuki pazarlık masasında Türkiye'nin de söz hakkı olacak.
Bu bakımdan hazırlıklı olmalı, olası bir çözüm sürecinde yeniden uzlaşmaz taraf pozisyonuna düşmemek için kartlarımızı çok dikkatli açmalıyız.
|