|
Anlaşılan, bundan sonra marketlere elimizde bir listeyle gitmek zorunda kalacağız.
Yanlış anlamayın...
Sözünü ettiğim liste, bazılarımızın zaman zaman yaptığı gibi, marketlerden mutfak gereksinimlerimizi karşılarken ne alacağımızı unutmamak için bir kağıt parçasına yazdığımız malların listesi değil.
Ya ne listesi?
Kanserojen katkı maddeleri listesi.
Alacağımız hazır gıda maddesinin, bir takım rakamlarla ifade edilen kanserojen katkı maddesi içerip içermediğine bakacağız.
Bu listeden bir tane de buzdolabının kapısına ya da mutfağın bir köşesine asacağız.
Bazı gıda maddelerini yanlışlıkla almış olabiliriz.
Tüketmeden önce bir daha kontrol edeceğiz.
Ve 'şüpheliler', 'tehlikeliler' ya da 'en tehlikeliler' sınıfına giren kanserojen bir şeyler almışsak ya geri vereceğiz
ya da çöpe atacağız.
Söz konusu maddeler uzmanlarca beş sınıfa ayrılmış:
Zararsızlar, şüpheliler, tehlikeliler, kanserojenler ve en tehlikeli kanserojenler diye.
Her sınıfın ayrı ayrı rakamları var.
Zararsız olarak tanımlanan katkı maddesi rakamları yaklaşık 80 tane.
En tehlikeli kanserojen katkılar ise E harfli altı, üç sayılı rakamla gösterilmiş:
"E330, E250, E300, E320, E223, E322"
***
Böyle yazdığıma bakmayın, bu işin gerçekten şakası yok.
Dünkü KIBRIS'ta haberi gördünüz herhalde...
Piyasada satılan hazır gıda ürünleri içerisindeki bazı katkı maddelerinin insan sağlığına ciddi derecede tehlikeli olduğu belirtildi.
Hacettepe Üniversitesi'nin yaptığı araştırma sonuçlarına göre, bilinçsizce tüketilen hazır gıdaların içerisindeki katkı maddeleri kanser, kalp hastalıkları, damar hastalıkları gibi insan hayatını tehdit edici rahatsızlıklara yol açıyor.
Bir de kalkıp da 'kanser vakaları, kalp ve damar hastalıkları arttı, ölümler en çok bu hastalıklardan kaynaklanıyor' demez miyiz?
Yıllardır kim bilir ne kadar 'E330' ya da başka E300'lü kanserojenler tüketmişiz.
***
Kanser Hastalarına Yardım Derneği Başkanı, sevgili dostumuz Raziye Kocaismail, Hacettepe Üniversitesi'nin yapmış olduğu çalışmanın, daha da geniş alana yayılarak, vatandaşların bilgilendirilmesi için kullanılması gerektiğini vurguladı.
"Her vatandaşın buzdolabında ya da mutfağının bir köşesinde bu zararlıların listesinin asılması gerekir" diyen Kocaismail, çalışmayı sonuna kadar desteklediklerini söyledi.
Raziye Hanım'a yürekten katılıyoruz, bu alandaki çalışmaları biz de destekliyoruz.
Ne var ki iş bununla bitmiyor.
Tehlikeden korunmak yerine o tehlikeyi ortadan kaldırmak daha akılcı bir iş olmaz mı?
Tamam; tehlikeden korunalım da nereye kadar?
Bu potansiyel tehlikeye karşı daha ne kadar direneceğiz, daha doğrusu direnebileceğiz?
Özellikle E123 ve E110 katkı maddesi içeren gıdalar, başta ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Japonya olmak üzere bir çok ülkede yasaklanmış.
Peki biz ne yapıyoruz?...
Bu gıdalar ülkemize nasıl giriyor ve serbestçe satılıyor?
İlgililer, bazı katkı maddelerinin kanserojen olduğunu yeni mi öğrendi?
***
Konunun ciddiyeti ve ivediliği ortada...
Ve uzmanların tartışma götürmez bulgu ve uyarıları, halktan çok halkın yöneticilerinin önlem almasını gerektiriyor.
Önce ilgililer görevini yapacak, halk da gönüllü denetleyiciler olarak ilgililere yardımcı olacak
Yoksa vatandaş, kanserojen maddeler listesini sürekli cebinde taşıyacak kadar konuya duyarlılık gösterecek olsa bile bu görünmez tehlike ortadan kaldırılmaz.
Kaldı ki, uzmanların gıda güvenliği konusundaki uyarılarını, başta gençler olmak üzere halkın çoğunluğunun umursamadığı görülüyor.
Uzmanlar, doğal olmayan koşullarda yetiştirilen sebze ve meyvelerin de kanser riskini artırdığını söylüyor.
Ama görüyorsunuz aldıran yok. Evine , sera ürünü olduğunu bile bile domates, salatalık götürmeyen mi var?
Zaten, "onu yemeyin, bundan sakının, şundan uzak durun" uyarılarıyla insanlar da ne yapacağını şaşırdı.
Yadsınamayacak gerçek şu:.
Ülkemizde kanser vakaları, kalp ve damar hastalıkları ve buna bağlı ölümlerde artış var.
Ve bunda yediklerimizin içtiklerimizin de etken olduğu tartışılamaz.
Beğensek de beğenmesek de uzmanların uyarılarını dikkate almakta yarar var.
Aksi halde rasgele yaşamış oluruz.
|