|
Güney Kıbrıs'ta yapılan seçimlerin üzerinden daha bir ay geçmeden Cumhurbaşkanı Talat'la Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın görüşme masasına oturma tarihi belirlendi.
Buluşmanın gündemi ve formatı da karara bağlandı.
İki lider, 21 Mart Cuma günü, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller'in ara bölgedeki ikametgahında bir araya gelecek.
Bu, beklenen bir gelişmeydi ve pek zaman almadı; çabuk davrandılar sayılır.
İşin kolay tarafı bitti...
Zor olan bundan sonrası.
Bakalım aynı çabukluğu görüşme sürecinde de gösterebilecekler mi?
Engelleri aşabilecekler mi?
Çünkü tutacakları yol sarp kayalıklar ve uçurumlarla dolu...
Aşılabilmesi için irade ve cesaret gerekiyor.
Bütün dünya böyle diyor.
Aksi halde daha yolun başında pes ederler.
***
Yeni müzakere süresinden umutlu olabilir miyiz?
Biraz zor!
Neden?
Çünkü daha düne kadar biz müzakerelerde Annan planının esas alınmasını, bu planla sonuca daha çabuk gidileceğini söylüyorduk, karşı taraf 8 Temmuz sürecini savunuyordu.
Cumhurbaşkanı Talat, geçenlerde Atina'da yayımlanan "Elefteropia" gazetesinde verdiği demeçte, "Kıbrıs sorununun çözümünde Annan planının yapı taşlarının kullanılması gerektiğini" söylemiş ve "baştan başlayarak yeni müzakereler yapılmasının mümkün olmadığına" işaret etmişti.
Oysa müzakereler, 8 Temmuz, diğer adıyla "Gambari süreci" çerçevesinde başlıyor.
Nedir Gambari süreci?
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetiminin eski başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreterinin eski yardımcısı İbrahim Gambari'nin başkanlığında 8 Temmuz 2006'da Lefkoşa'da ara bölgede yaptıkları görüşmede, vardıkları bir takım "kararlar" ve "ilkeler"e dayalı bir anlaşma.
Müzakerelerde izlenecek prosedürden başka bir şey değil.
İçeriğine bakıldığında, üzerine bina edilecek hiç bir şey yok.
Korkum, zamanın yine, hangi komitenin, hangi çalışma grubunun ne iş yapacağı, hangi konuyu ele alacağı tartışmalarıyla geçecek olmasıdır.
Rum tarafının istediği gibi.
Annan planının "a"sından bile söz edilmeyecek.
Anlaşmanın hayata geçirilememesinin, Papadopulos'un sorunun çözümünü zamana yayma taktiğinden kaynaklandığı biliniyor.
Hristofyas'ın farklı bir yol izleyeceğini umalım.
***
Gerçek ortada.....
Rum lideri masaya, bütün dünyanın tanıdığı, AB üyesi bir devletin başkanı olarak oturuyor.
Arkasında BM Güvenlik Konseyi'nin ve uluslararası toplumun desteği var.
Tüm koşullar lehinde.
Bizim ise, tek dayanak noktamız, Annan planının referandumunda "evet" diyerek çözüm isteyen taraf olduğumuzu göstermemiz.
Rum tarafı zamana oynamayı sürdürürken biz 8 Temmuz sürecini Annan planı zeminine çekmeye çalışacağız.
Ve haliyle tavize zorlanacağız.
Hristofyas'ın, KKTC'nin aynı akıbete uğrayacağını bilmesine karşın "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni ortadan kaldıracak, Annan planını çağrıştıracak her önerimize karşı çıkacağı açıktır.
Rum tarafı, kendilerini bugünkü güçlü konuma getiren "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tarihe gömecek hangi anlaşma, hangi çözüm şekline yanaşabilir ki?
***
Müzakere sürecinde işimiz zor olsa da doğrusunu yaptık.
Annan planı ısrarıyla görüşmelerden kaçamazdık.
Kaldı ki, 8 Temmuz anlaşmasında imzamız var.
Başbakan Soyer'in dünkü Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde söylediği gibi, Kıbrıs Türk tarafı olarak sürece yapıcı ve istekli olarak giriyoruz...
Beklentimiz Rum tarafının da aynı tarzda hareket etmesidir.
Önemli olan, Hristofyas'ın selefinden farklı bir politika izleyip izlemeyeceğidir...
Daha da önemli olan, karşı tarafın zamana oynamaya devam etmesi ve müzakerelerin çıkmaza girmesi halinde, BM'nin ne yapacağıdır.
İnşallah, dünyada çözüm isteyen taraf olarak bilinirken, çıkmazın sorumlusu olarak gösterilmeyiz.
|