Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Her taraf toz duman
Refüje çarpıp takla attı
Yeşilırmak'ta doğa tahribatı
Okul ve cami dışında din dersi verilmesi için çalışma yapılıyor
Tankerle su taşınmasına komşu öfkesi
Biyologlar Derneği: Kanlıdere kurutuluyor
Bariyerler durduramadı
Kötü kokular içinde, farelerle yaşamak istemiyoruz
Anastasiadis taviz konusundaki sözlerine açıklık getirdi
Kıbrıs sorunu gelecek sonbahara kadar çözülmüş olacak
AB, Talat ile temas kurmalı
Orucun zararı aşırı yemek
Elektrik, yüzde 40 ucuzlamalı
Hristofyas: Mülkiyet önemli mesele
Yamaç paraşütünde dünya klasmanındayız
Talat: AB Kıbrıs meselesinde olumlu rol oynayamaz

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Nerde, paranın para olduğu o zamanlar...

Bilbay Eminoğlu

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Mart 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Nerde o, yirmi paranın hesabının yapıldığı 1940'lı yıllar...

İngiliz'in bir Kıbrıs Lirası 20 şilin, her şilin dokuz kuruştu...

Ve her kuruş, yirmi para (1/2) ve on para (1/4) olmak üzere ikiye ya da dörde bölünebilirdi.

"Yirmilik" ve "Onluk" da denilen yirmi ve on paralar bile bozukluk sayılmazdı...

Değerliydi; alışverişlerde "Yirmi para ne ki, bu da benden olsun" diye bağışlanmazdı.

Çocuktum...

Bizim Samanbahça'ya gelen, İsmail Efendi diye bir yoğurtçumuz vardı.

Dükkanı, polisin ahırlarının da bulunduğu sokakta, arka giriş kapısının tam karşısındaydı.

Nefis koyun yoğurdunu ya dükkanına gider alırdınız ya da mahalleye gelmesini beklerdiniz. Her akşam üzeri el arabasıyla mutlaka gelirdi.

Üç kuruşluk, yarım şilinlik ya da bir şilinlik, iadeli toprak kasede almak istemiyorsanız, verdiğiniz tabağa yarım önge, bir önge, ne kadar isterseniz, titizlikle tartarak koyardı koyardı. Tabii önce, yine aynı titizlikte tabağın darasını (kap ağırlığını) bulurdu.

Bir gün kasede üç kuruşluk yoğurt almıştık. Babam çıkarıp iki buçuk kuruş vermiş, "Yarın kaseyi almaya geldiğinde yirmi parayı veririm" demişti..

İsmail Efendi, ertesi gün akşam üzeri kapıya geldiğinde babama seslenişi hiç aklımdan çıkmaz.

"O yoğurt kasesini...Hem da o yirmiliciği beyim!"

***

Cuma günü, iki hafta önce size eniştesi İbrahim Çolakoğlu'nu tanıttığım, Kıbrıslı Türklerin en eski terzilerinden biri olan, aile dostumuz Mustafa Çomunoğlu'nun evine gittim.

Onunla ne zaman bir araya gelsek, laf döner dolaşır eski günlere gelir ama bu kez doğrudan nostaljik bir sohbete girdik...

Eski Lefkoşa'nın ilk kebapçılarından meşhur Kebapçı Ahmet ve Kebapçı Ali Asaf'ı konuştuk.

İkisinin de; nice yıllara direnebilmiş, damları kiremitli, iki yana açılan tahta kapılı dükkanları Sarayönü'ndeydi. Ahmet Usta'nınki Kambilili taksi yazıhanesinin yanında, Ali Asaf Usta'nınki de Mecidiye Sokağı'nın girişinde köşe başındaydı.

Sonraları kebapçılık sokaklara da yayılmıştı. Sarayönü'nde, Bandabuliya'nın oralarda da seyyar kebapçılar vardı. Nefis şiş kebapları yaparlardı.

Hiç unutmam; kebabı nasıl istediğinizi sorarlardı. "Tek yağlı mı, çift yağlı mı?" diye.

Genelde bir şişin üzerine çok küçük parçacalar halinde iki et, iki kuyruk yağı dizerlerdi. Tek yağlı isterseniz üç et, bir kuyruk yağı... Ve tabii ki pidenin içinde; maydanozu, soğanı, domatesi yanında.

İlk ustası Değirmenlikli bir Rum olan Mustafa Bey, o zamanlar, yani 1940'lı yıllarda ikinci ustası Aziz Ali'nin Mecidiye Sokağı'ndaki dükkanında çalışıyordu. .

Mustafa Bey hemen her gün Kebapçı Ali Asaf'ın dükkanına gider ve hem kendisi hem de ustası için pidede

ciğer alırmış. Anlattığına göre, Ali Usta ciğeri, sallaklardan alır ve iki kuruşa satardı. Hem de pideye hep karaciğer doldururdu. Bir kuruş pide için, bir kuruş da ciğer için alırmış. Ne var ki ustası, her gün iki buçuk kuruşluk ciğer aldırırmış. Yani, pidesine fazladan yirmi paralık ciğer konulmasını istermiş. Epeyce zaman böyle gitmiş ama bir bakmış, ustası kendisinden şüphelenmeye başlamış. İki buçuk kuruşluk ciğeri o alıyor, iki kuruşluk ciğeri de ona veriyor diye.

Halbuki Mustafa Bey, kağıda sarılı ciğerleri dükkana götürürken, yanlışlıkla olsa bile karışmasın diye kendisininkini sağ elinde, ustasınınkini de sol elinde tutarmış. Ama gel de Aziz Ali Efendi'ye anlat. Bir gün Mustafa Bey'e, "Bundan sonra ciğerleri ayrı ayrı getireceksin. Önce, benimkini, sonra kendininkini." demiş.

O zamanlar paranın, yirmi paranın bile ne denli değerli olduğunu, insana neler yaptırabildiğini anlayabilir musunuz?

***

Hayatımda tanıdığım, ekmeğini hep alnının teriyle kazanan, kimsenin kuruşunda gözü olmayan en doğru, en dürüst insanlardan biri olan.Mustafa Bey'le yarenliğimizi daha sonra öteki komşu kebapçı Ahmet Usta'yı anarak sürdürdük.

Onun da şiş kebapları, ciğeri parmak yalatırdı. Sarayönü'nün bütün esnafının yanında avukatlar, hakimler de müşterisiydi. Dükkanının müdavimleri arasında Rumlar da vardı.

Meşhur Dellal Salim'in kardeşiydi Kebapçı Ahmet. Ben pek anımsamıyorum ama Mustafa Bey'in anlattığına göre, eşi "lokum" diye anılan çok güzel bir kadınmış. Daima iyi giyinir, yüksek ökçeli iskarpinlerle dolaşırmış. Saçları da kırmızıya yakın renkte, kıvırcık ve hep permalıymış. Bu yüzden adı "lokum"a çıkmış, lokum gibi bir kadınmış.

Bundan sonrasını Mustafa Bey'in ağzından dinleyelim.

"Kebapçı Ahmet'in Günay diye bir oğlu vardı. Motor meraklısıydı. Motor kiralar ve sürat yapardı. Bir gün, yedi dakikada Girne'ye gidebilirim diye bahse tutuştu ve yola çıktı.

Tesadüfe bakın o gün, babası Ahmet Usta, eşi "lokum"la birlikte Boğaz'da Süleyman'ın barındaymışlar. Tabii oğullarının Lefkoşa'da bahse tutuştuğundan ve Girne'ye doğru yol aldığından habersiz. Adam bir baktı yoldan

yıldırım gibi bir motor geçti. Hemen tanıdı oğlunu ve karısına dönüp, bu geçen, bizim Deli Günay'dı dedi...Kadın 'Neeee?'diye orada bayıldı.

***

Ahhh! O gençlik. delikanlılık yılları...

Kendimden bilirim...

Günay gibi, bir motosiklet kiralayıp hız yapma tutkum yoktu ama, arkadaşlarla neler yapmazdık ki.

Kebapçı Ahmet'in oğlu Günay, şımarık, hoppa ve de hovarda bir çocukmuş. Sık sık Rum tarafına gider, genelevlerin bulunduğu mahallelere takılırmış. Bir gün, herhalde kadın meselesinden olacak Rumlar bıçaklamış onu, yaralanmış... Ama polise ya da hastaneye gidecek yerde, kendisini bıçaklayanın peşine düşmüş. Ve bu davranışı hayatına mal olmuş. Sokak sokak dolaşarak Rum'u ararken kan kaybından ölmüş.

***

Kebapçıları konuşurken laf haliyle mangaldan, kömürden açıldı.

Kömür her evin, her aşçının ve kebapçının vazgeçilmezleri arasındaydı.

Hatta terziler bile dükkanlarında kömür bulundurmak zorundaydı. O zamanlar ne gezerdi elektrikli ütü. Ütüler kömür ateşiyle ısıtılırdı.

Kömürcüler kışta daha çok iş yapardı. Boş oturdukları pek görülmezdi.

Eli yüzü muza, hep siyahlar içinde anımsadığım Kömürcü Ramiz, evinde stokladığı kömürleri el arabasıyla dükkanlara evlere taşırdı.

Mustafa Çomunoğlu dostumun anlattığına göre, Ramiz Bey gibi iyi iş yapan bir kömürcü daha vardı. Eniştesinin amcası Kömürcü Cemal. Ben onu tanımadım. Kış yaklaştığında, yeterli kömür alabilmesi için oğlu ödünç para verirmiş Cemal Usta'ya. İyi para kazanır ama nerde sabah orda akşam har vurup harman savururmuş. Bu yüzden Cemal Usta ödünç aldığı parayı oğluna geri ödemezmiş.

Kömürcü Cemal, bir pazar at koşularından 120 Kıbrıs Lirası kazanmış. Ve ilk iş olarak ne yapmış biliyor musunuz?...

Oğlunu kastederek, "Siz yemesini bilirsiniz de ben bilmem ha" diyerek, Mehmedaliler'i, Altıparmak'ı, Nadide'yi çağırmış ve o güne kadar görülmemiş bir eğlence düzenlemiş. Üç gün üç gece yemişler içmişler; çalmışlar oynamışlar.

Sonuçta elinde kuruş kalmamış, kömür almak için yine oğluna avuç açacak hale gelmiş.

Mustafa Bey'in söylediğine göre o zamanlar o parayla üç havlu ev yapılırmış.

***

Mustafa Çomunoğlu dostumla bir saati bulan yarenliğimizde daha neler konuşmadık, eskilerden daha kimleri anmadık ki.

Ama bugünlük de bu kadar diyerek, gerisini önümüzdeki haftalara bırakalım.

Yeniden buluşmak umuduyla sağlıcakla kalın...

Yüzünüzden tebessüm, yüreğinizden sevgi eksik olmasın.

   563 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
07 Eylül 2008, Pazar   Eski insanlarımız
06 Eylül 2008, Cumartesi   Hükümete bir anımsatma: Petrol fiyatları tepetaklak!
05 Eylül 2008, Cuma   Bakalım buna ne diyecekler?
04 Eylül 2008, Perşembe   Duydunuz mu?...Hayat ucuzlamış!
03 Eylül 2008, Çarşamba   Umuda yeniden yelken açıyoruz
02 Eylül 2008, Salı   Daha çoook kazıklar yiyeceğiz!
31 Ağustos 2008, Pazar   Yarın akşam bu gavede "Ganlı Nigar"...
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir okur yazısı
29 Ağustos 2008, Cuma   Bu hesabın içinden çıkabilene aşkolsun!
28 Ağustos 2008, Perşembe   Sıcaklar ve suçlar



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

FARKLILIK YARATABİLME ADINA...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Tiyatromuza yaşam verenleri hep ayakta alk...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Hristofyas'ın tavsiyelerine bu halkın ...

Ahmet Tolgay

Okunması gereken "Kıbrıslı" bir ki...

Bilbay Eminoğlu

Eski insanlarımız

Hüseyin EKMEKÇİ

Doktorun değeri...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

DİN DERSLERİ

Dr. Umut Altunç

Normal doğum mu? Sezeryan mı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Futbol diplomasisi

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Veee Renkler...

Mehmet RATİP

Robert Walser'i okumamanın ızdırabı

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital