|
Bandabuliya'da kasap Mağusalı Ahmet'in yanına yaklaşıp "Napan Amed gardaş?" diye seslendiğimde "Güzel bifteğim var" dedi bana.
Et almak için geldiğimi sandı.
Bu hafta köşemi, ünü bütün adaya yayılmış babasına ayırdığımı nerden bilecekti.
Cuma günü olmasına karşın tın tın öten, bir zamanların o güzelim alışveriş mekanında dükkanının önünde oturmuş, müşteri bekliyordu...
Halbuki yıllar önce böyle miydi Bandabuliya; cıvıl cıvıldı, insandan geçilmezdi.
- Sevgili babacığını, Mağusalı Hüseyin'i konuşalım biraz, dedim.
Babasını yazacağımı anlayınca gözlerinin içi güldü; zaten bir müşterisi gelmişti, hemen kalktı yerinden, tezgahına doğru yürüdü...
-Çok cesurdu babam, dedi.
- Yaşamı boyunca Türk, Rum herkes onu "En cesur Mağusalı" olarak bildi.
Ve heyecanla anlatmaya başladı...
Babasından dinlermiş; şimdi dükkanının bulunduğu Bandabuliya bir zamanlar, üstü açık bir alışveriş yeriymiş.
Şimdi olduğu gibi dükkan falan yokmuş.
Her taraf toprakmış; eşekler, deve kervanları, katır arabaları geçermiş alışveriş yapan insanların arasından.
Köylüler, şeherliler; mallarını açıkta satarmış.
-Buraları yaz aylarında karpuz kavun dolardı; kasaplar da şimdi olduğumuz yerdeydi, dedi.
Bandabuliya, 1931 yılında Bandabuliya olmuş, üstü kapatılmış.
Durmadan anlatıyor, kısa notlar almaya çalışıyordum.
-Eskileri benden soracaksın, araştırmacılara ne fotoğraflar verdim ben... Saat altıdan sonra eve gel, babamla konuş, göresin sana neler anlatacak. Ben de orda olacağım, deyince hayret ettim.
- Allah ömür versin, baban hâlâ hayatta demek.
- Yaa, evdedir, dedi ve surlar içindeki evinin yerini tarif etti.
Artık durur muyum orada. Hızlı adımlarla hemen uzaklaştım ve evi elimle koymuş gibi buldum.
Üzerinde "Mağusalılar" yazılı kapıyı sabırsızlıkla birkaç kez çaldıktan sonra karşıma Hüseyin Efendi çıktı...
"En cesur Mağusalı" kasap Hüseyin.
Ve daha da hayret ettim. Doksan dört yaşındaki adam, yaşını hiç mi hiç göstermiyordu.
- Ben Bilbay, gazeteci, dedim; inanamayacaksınız tanıdı beni.
***
Karşılıklı oturup konuşmaya başlarken, tam soracaktım ki, en taze ve en ilginç anısını anlattı bana.
Duymuştum ama ayrıntılarını pek bilmiyordum.
1957-58 yıllarında, Kıbrıslı Rum gençlerin Kıbrıslı Türk gençlerin, aynı şekilde Kıbrıslı Türk gençlerin de Kıbrıslı Rum gençlerin üzerine yürüdüğü kanlı olaylar sırasında bir gün iyi müşterilerden genç bir Rum et almak için Bandabuliya'daki dükkanına gelmiş. Gelmiş ama geldiğine geleceğine bin pişman olmuş. Birden bizim çocuklardan üç beş kişilik kızgın bir grup Rum'un üzerine yürümüş; adam korkuyla nereye kaçacağını, nereye saklanacağını şaşırmış. Mağusalı Hüseyin hemen eline büyük kasap bıçaklarından birini alarak bizim çocukların önünü kesmiş ve onları Bandabuliya'nın dışına kadar kovalamış.
Gerisini Hüseyin Bey'in ağzından dinleyelim:
-Rum tir tir titriyordu. Çok korkmuştu, ölümden döndü. Ahmet'le birlikte onun koluna girdik, arabasına götürdük ve salimen Rum kesimine geçirdik. Ona 'Bir daha buralara gelme' dedim ve artık onu hiç görmedim. Yıllar sonra kapılar açıldı. Bir gün bizim evin kapısı çalındı. Baktım; karşımda bir adam duruyor, yanında da 14-15 yaşlarında bir delikanlı. Ellerinde paketler vardı. Aklımın ucundan bile geçirmezdim. Gelen, ölümden kurtardığım o Rum genciydi. Yanındaki de oğlu. 'Hayatımı ve bu çocuğu sana borçluyum' dedi bana. O zamanlar bekardı, evlendi çocuğu oldu. Sarıldık birbirimize; baba oğul ağlıyorlardı. Benim de gözlerim dolmuştu. Nasıl teşekkür edeceklerini bilemediler; İçkiler, hediyeler verdiler bana, bir ihtiyacım var mı diye sordular..."
***
Ailece "Mağusalılar" olarak bilinen Mağusalı Hüseyin, Sinde'de doğmuş.
Babası Ahmet Efendi kahveciymiş ve o da 'Mağusalı Ahmet' olarak anılmış hep.
On kardeşin en küçüğü kendisi, en büyükleri de Baf'ın meşhur Ali Onbaşı'sıymış.
-Poliste süvariydi, Baf'ı titretirdi, dedi en büyük abisi için.
Polisten emekli olduktan sonra saraçlık yapmaya başlamış, atlar için eğer, kırbaç falan yaparmış.
Günümüzde Çağlayan bölgesine yakın Taksim sahası eski adıyla 'Yeni Saha' var ya, bir zamanlar salhaneymiş orası. Mağusalı Hüseyin kasaplığa, önce saraç çıraklığı, ardından sokaklarda işkembe satıcılığı ve yıllarca salhanede sallaklık yaptıktan sonra başlamış.
-Her hayvanı bazlardım (boğazlardım), deve de bazladım, hatta Rumlar için evde domuz da bazlardım, dedi.
-Daha da anlat, dedikçe anlatıyordu, "En cesur Mağusalı"
Ama anlattıklarını ve daha da anlatacaklarını yazacak olsam üç beş köşe yazıma sığdıramam.
İki çocuğu oldu. Biri kız, biri oğlan; Münüse ve Ahmet.
Münüse Londra'da, kız kardeşinden bir yaş küçük 68 yaşındaki Ahmet de halen Bandabuliya'da kasaplık yaparak babasının mesleğini sürdürüyor.
Ahmet de doğruladı; babası yıllarca esrar, gannavuri falan da kullanmış. Günde beş paket sigara içmiş. İçkiye gelince
yaşamı boyunca su gibi içmiş.
Eskiden annesi gibi, bazı kadınlar haşhaş kaynatır ve çocuklarının rahat uyuması için çayın ya da sütün içine birkaç damla koyarmış, Çocuklar saatlerce mışıl mışıl uyurlarmış.
Esrar, gannavuri kullandığını saklamadı...
Esrar üzerine bir de söz söyledi; kendi uydurmuş bir zamanlar.
- Esrara esrar deme, boka atma, boku mundar eder!
Belli ki, epeyce kullandıktan sonra bir daha ağzına koymamış ve kimseye de tavsiye etmemiş.
İçki için bir şey demedi ama sigarayı nasıl bıraktığını da anlattı.
-Doktor bir gün bana sigarayı azalt dedi, ben o gün tamamen bıraktım, bir daha hiç içmedim, diye konuştu Hüseyin Bey.
Düşünebilir misiniz?
Karşımda, yıllarca esrar kullanan, günde beş paket sigara içen, içkiye içki demeyen ve bu günlerde 94 yaşına basacak olan bir adam vardı ve hâlâ çakı gibiydi.
Allah iyilik, daha da ömürler versin; sağlığı yerindeydi, bir şikayeti yoktu.
Benimle konuşurken, biraz yaşlıca eşi ikide bir ona "Suyun hazır, ısındı" diye sesleniyordu. Belli ki yıkanacaktı.
-Hadi Hüseyin Efendi, seni daha fazla meşgul etmeyeyim, gir yıkan, dedim ona.
İstemeyerek, elinde bastonu kalktı yerinden ve giderken kulağıma eğilerek "Bu ikinci karım" dedi.
Dün bu satırları yazarken oğlu Mağusalı Ahmet'i aradım, "Dört karı aldı, ikisi Rum, ikisi Türk" dedi bana.
-Nasıl yani, diye sorduğumda, iki Rum kadınının nikahlı eşleri olmadığını söyledi.
***
Bu yazım için iki de fotoğraf kullanacağım ama biraz daha yerim var.
Bir anısını daha anlatayım, Mağusalı Hüseyin'in.
Bir gün hastanedeymiş. Doktora bakınmak için sıra bekliyormuş.
Kulak vermiş, oradaki tanımadığı birkaç kadın kendisinden söz ediyormuş.
Birisi "Çok duyarım ve çok merak ediyorum, kimdir bu en cesur Mağusalı adam" demiş.
Hemen kalkmış yerinden ve "Benim o adam" demiş.
***
"En cesur Mağusalı"nın çok kısa öyküsü böyle işte.
Türk, Rum bütün Kıbrıslılar onu gerçekten cesur, cesur olduğu kadar yardımsever, dürüst bir insan olarak tanıdı.
Kimseye bir zararı olmadı.
İki yıl öncesine kadar mesleğini sürdürdü. Şimdi evinde dinleniyor ve önümüzdeki günlerde 94'üncü yaş gününü kutlamaya hazırlanıyor.
Bir şey unuttum; ona arada bir birkaç tek atıp atmadığını soramadım.
Herhalde bir iki duble rakı ya da viski yudumlar.
Ona iyilik, sağlık ve daha da ömür dileyerek bu haftaki nostaljik yolculuğumuzu da burada bitirelim.
Kısmetse gelecek pazar yeniden buluşmak üzere sağlıcakla kalın.
=================================================================================
FOTOĞRAF ALT YAZILARI:
Bilbay'da KASAP 1
İŞTE "EN CESUR MAĞUSALI"... Eskilerden Türk, Rum herkes onu böyle tanıyor.
Yaşamı boyunca korku nedir bilmedi, ama kimseyi de incitmedi... Mesleğine gelince
âşığıydı kasaplığın. İki yıl öncesine kadar bırakmadı işini. Bugün 94 yaşında ve mesleğini
Bandabuliya'da en az kendisi kadar ünlenen oğlu Mağusalı Ahmet sürdürüyor
Bilbay'da KASAP 2
ASIRLIK BİR FOTOĞRAF... Kasap Mağusalı Hüseyin, evinde çerçevelenmiş olarak hâlâ duran bu
asırlık aile fotoğrafında, önde sağ kenarda küçük bir çocukken görülüyor. Tam arkasında da,
Hüseyin Bey'in on kardeşinden "İşte Baf'ı titreden adam" diye söz ettiği en büyük kardeşi, polis
süvarisi Ali Onbaşı görülüyor
|