|
Dokuz yılda 28 bin 565 kaza...
528 ölü...
Yaralananlar, sakat kalanlar ayrı.
Araç sayısına gelince...
Geçen yıl 4 bin 212 araç satılmış.
Bu yılın ilk iki ayında ise 678.
Hesaba vurulduğunda araç satışlarının aşağı yukarı aynı hızda sürdüğü görülüyor.
Daha fazlasını çoktan kaldıramaz hale gelen trafiğe daha da araç katılıyor.
Bu tablo bizim için ürkütücü olabilir.
Ama yabancı ülkelerden trafik uzmanları gelip, yollarımızdaki trafiği inceleyecek olsa; yukarıdaki rakamların, tanık olacakları dehşetengiz manzaranın doğal bir sonucu olduğuna, hatta düşük kaldığına kanaat getirirlerdi herhalde.
Çağdaş standartlarda trafik altyapısından yoksun, kuralların alabildiğine ihlal edildiği, alınan önlemlere karşı çıkıldığı bir ülkede, bu acı tablonun dışında başka nasıl bir sonuç beklenebilirdi ki?
***
Lefkoşa'da Ortaköy bölgesinde 16 Mart'ta meydana gelen ve üç kişinin yaşamını yitirdiği korkunç kazada ağır yaralanan ve o günden beri yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 26 yaşındaki Harun Demirçalı da kurtarılamadı.
Bu acı haberin ardından dün ölümle sonuçlanan bir kaza daha oldu.
Gazimağusa-Karpaz anayolunda kullandığı kamyoneti takla atan 37 yaşındaki sürücü Erdoğan Hoşoğlu olay yerinde yaşamını yitirdi.
Yazık, çok yazık!
Giden canlara bakmakla yetiniyor, hiç bir şey yapamıyoruz.
Ne yapabiliriz ki zaten...
Trafik, yaşantımızın karabasanı olmuş!
***
Dün bir marketten yaya olarak eve dönerken arkamdan gelen bir polis otosu tam yanımda durdu.
Direksiyonda yüksek rütbeli dost bir polis subayı vardı.
"Bu sizin yola acilen birkaç tane kasis yapılması gerekiyor" dedi ve ekledi.
"Dün yoldan jet gibi geçen bir araba gördüm ve dehşete kapıldım"
Kaç kez yazmama, ilgilileri uyarmama karşın kimsenin kılını kıpırdatmadığını söyledim.
Akşam saatlerinde tanık olduğum bir olay ise, basit gibi görünmekle birlikte trafikte ne kadar saldırgan olduğumuzu gözler önüne sermesi bakımından önemli.
Yaşlıca bir adam eşiyle birlikte marketten çıkmış ya arabalarını park ettikleri yere ya da civardaki evlerine yürüyorlardı. Yanlarında çocukları da vardı ve ellerinde poşetler taşıyorlardı.
Bir araba gelip tam arkalarına dayandı ve direksiyondaki genç bayan korna öttürdü.
Birdenbire ödleri patladı insanların.
Yolun daha da kenarına çekilmek istediler, her taraf çamur içinde...
Kaldırım yok kaldırıma çıksınlar; olsa da bizim buralarda kaldırımlar da otomobillerin işgalinde.
Sözde yaya şeritlerini kullanacak olsanız, aynı şekilde aceleci sürücüler "Yolda işiniz ne" dercesine sizi kornalarıyla oradan kovabilirler!
Bu ülkede yayalara yer yok!
***
Geçenlerde akşam saatlerinde bizim gazetenin bulunduğu iki şeritli bulvarda şeritlerden biri, ara sıra olduğu gibi bir kaza yüzünden tıkanmış, uzun araç konvoyu oluşmuş.
İyi ki arabamla öteki şeritteydim. Bir baktım, seyrettiğim şeritte de trafik akışı durmuş. Bir süre sonra arabalar kaplumbağa hızında ilerlemeye başlarken bir de ne göreyim; meğer millet diğer şeritteki kaza mahallini seyre dalmış, trafik bu yüzden sıkışmış.
Bilmiyorum siz de tanık oluyor musunuz bazen. Önünüzde bir araç gidiyor, o kadar yavaş ilerliyor ki arızalı olduğunu sanıyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz sürücü bir eli direksiyonda, öteki eliyle bir şeyler atıştırıyor. İyi ki, bu arada kulağıyla omzu arasına yerleştirdiği cep telefonundan konuşma da yapmıyordu.
***
Yapabileceğimiz tek şey var...
Bu karabasandan uyanmak...
Nasıl mı?
Aklımızı başımıza devşirerek!
|