|
Biliyorsunuz sanırım...
İngiltere'de hakimlerin maaşı yoktur; para almazlar.
Onun yerine, ihtiyaçları oldukça kullandıkları, kredisi sınırsız çek defterleri vardır.
İstedikleri kadar kredi alabilirler ve devlet öder.
İngiliz devleti hakimlerine o kadar çok güveniyor.
Bir gün hakimin biri bir bankaya gidip bir milyon sterlinlik bir çek bozdurmak istediğini söylemiş.
Tabii ortalık karışmış.
Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen içişleri bakanlığına, adalet bakanlığına ve başbakanlığa telefon etmişler. Ancak aradıkları her yerden aynı yanıt gelmiş: Ödeyin.
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Hakimden ertesi gün gelmesini rica etmişler.
Ve ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.
Aradan bir kaç gün geçmiş, hakim çıkagelmiş.
Parayı bankaya geri vermek istiyormuş.
Banka yönetimi şaşırıp kalmış. Hemen adalet bakanlığını aramışlar; bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime bu hareketinin sebebini sormuşlar.
Hakim, "Kraliçenin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım." yanıtını vermiş.
Raporlar bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim görevinden alınmış.
Adalet bakanlığı hakime gönderdiği yazıda, görevden alınmasının gerekçesini şöyle açıklamış:
"Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez."
Güven işte böyle çok ince bir çizgidir...
Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey, 'iki taraflı' olmasıdır.
***
Gerçek olduğu söylenen bu hikayeyi niye yazdım?
Lokmacı-Ledra geçidi nihayet dün açıldı.
Ancak Rum tarafı rahat değil.
Orada yapılan düzenlemeyi içlerine pek sindiremedikleri görülüyor.
"Türk askerinin bölgeden çekildiğinden" hala kuşku duyuyorlar.
Geçidin karşı tarafında bir yerlerde tek bir Rum askeri bile yokmuş gibi.
"Bir paravan endişelere yol açıyor" diyorlar, "paravanın arkasında Türk askerleri saklı olabilir"miş.
Hatta "Fileleftheros" gazetesi, "açılış törenine az bir zaman kala Türk ordusunun hala daha bölgeden tamamen uzaklaşmamış görünmesinin, hükümeti, Birleşmiş Milletler'e 'eğer geçiş noktası yakınında Türk askeri bulunursa Ledra Caddesi yine kapanacak' şeklinde hatırlatma yapmaya zorladığını" yazdı.
Bunun, bizi bir süre sınayacaklarının, olmazsa geçidi yeniden kapatacaklarının göstergesi olmadığını ummak istiyoruz.
Adanın bölünmüşlüğünün adeta simgesi haline gelen "Lokmacı"nın iki taraf arasında sağlanan tam bir mutabakatla açılmasına ve ortada endişe edilecek bir durum olmamasına karşın, bir kez daha ortaya çıktı ki, güvensizlik, iki toplum arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesinin önünde hala büyük bir engel olarak duruyor.
Taraflar arasında güven oluşturulamıyor.
Bu olmayınca da, güvenin o çok ince çizgisi kırılabiliyor.
***
"Lokmacı"da dün sabah daha çok Kıbrıslı Türklerin oluşturduğu hatırı sayılır bir kalabalığın katılımıyla açılış töreni yapıldı. Olay akşam saatlerinde de coşkulu bir şölenle kutlandı.
Davul zurnalar çalındı, barış ve çözüm sloganları atıldı, şarkılar söylendi...
Ve ne yazık ki, Rum komşularımızın tarihi olaya ilgisi sınırlı kaldı.
Başından söylemişlerdi zaten, tantanaya falan gerek yok diye.
Dün oraya gidemedim ama televizyon ekranlarından izlediğim kadarıyla burukluk içindeydiler.
Oradaki kutlamalara zoraki olarak katıldıkları, geçidin açıldığına inanmak istemedikleri gibi bir halleri vardı.
Nitekim saat 21.30 sıralarında "Lokmacı"nın yeniden kapandığı, bir kısım Kıbrıslı Rum'un kuzeyde bir kısım Kıbrıslı Türkün de güneyde mahsur kaldığı haberi geldi.
Hayret etmediğim bu gelişmenin ayrıntılarını gazetelerden, televizyonlardan öğrendiniz.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz...
Daha yolun başındayız ve bir geçidin açılması gibi basit bir konuda yapılan anlaşma bile 12 saat sonra bozulabiliyor.
Nerde kaldı esas soruna kalıcı bir çözüm bulunması.
Talat'la Hristofyas'ın işi çok ama çok zor...
Bırakın çözümü, iki taraf arasındaki güvensizliği ortadan kaldırabilirler; açılan geçitlerin olsun açık kalmasını sağlayabilirlerse aşk olsun!
|