|
Nostaljik yazılarımın kahramanlarından, eski dost Eşref Onbaşıoğlu'nu da yitirdik.
Önceki günkü pazar yazımda kardeşi Mustafa Tünay Onbaşıoğlu'ndan söz ederken onun da adı geçmişti.
Tünay Usta, bir zamanlar karma olan, Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların birlikte çalıştığı Lefkoşa Belediyesi'nde temizlik şubesi memuru olarak görev yaparken ağabeyi Eşref Onbaşıoğlu da şubenin şef muavinliğini yürütüyordu..
Çok iyi, çok efendi, herkese karşı sevgili ve saygılı bir insandı.
Herkesin "buba"sıydı...
Yaşamı boyunca sevdikleri ona hep "Eşref Buba" diye hitap etti.
Tanrı ömür versin kardeşi Mustafa Tünay Onbaşıoğlu da, "Tünay Usta" olarak anılıyor.
Dünkü KIBRIS'ta ölüm ilanını gördüğümde inanamadım.
-Vay be! Eşref Buba da gitti, dedim.
Tünay Usta'yla cuma günü konuşurken kardeşini de anmıştık. Büyüğüydü Eşref Bey. Tünay Usta, yazının ne gün çıkacağını sormuş, ona "pazar günü" demiştim. Yazının çıktığı gün Eşref Buba'yı yitireceğimizi nerden bilecektik.
Yalan dünya işte...
İnsan bugün var, yarın yok.
***
Bu satırları yazarken başsağlığı dilemek için Tünay Usta'yı aradım.
-Cuma günü onu anmıştık. Yazının çıktığı gün sabah saat 09.00'da kaybettik onu, dedi.
Hasta olduğunu biliyordum.
Yaklaşık bir yıl önce onunla söyleşi yapmak için yalnız yaşadığı evine gittiğimde bana kapıyı açmak için yatağından kalkamamıştı.
Pencereden seslenmişti bana ve "Hap aldım, uyumam lazım; sonra gel, konuşuruz" demişti.
Tünay Usta doksanında olduğunu söyledi.
Telefonu kapatmak üzereyken bir şey anımsattı bana.
Ağabeyi Eşref'in ölümünden sonra, eski karma Lefkoşa Belediyesi'nde çalışan Kıbrıslı Türklerden iki kişi kaldıklarını söyledi.
Kendisi ve bir diğer belediye emeklisi Faik Hacıoğlu Efendi.
Mustafa Tünay ve Eşref Onbaşıoğlu ile Hacıoğlu eski karma belediyelere olduğu kadar 1958 yılından itibaren de yıllarca Lefkoşa Türk Belediyesi'ne değerli hizmetlerde bulundu.
***
-Belki de son yolculuğuna çıkarken bile cebinde piyango biletleri vardı, dedim Tünay Usta'ya...
- Kimbilir, belki de vardı; Bilet almaktan hiç vazgeçmedi, dedi.
Onunla ilgili nostaljik yazımda da anlatmıştım size.
Piyango biletleri onun yaşamıydı, her şeyiydi!
Şimdi size 6 Mayıs 2007 Pazar günü yayımlanan onunla ilgili nostaljik yazımdan bir bölüm aktarıyorum:
" "Eşref Buba" diye bilinen Eşref Onbaşıoğlu'nu, Bozkurt gazetesinde genç bir gazeteci olarak göreve başladığım 1960'lı yılların başında tanıdım. Yıllarca süren dostluğumuza karşın ona hep Eşref Bey diye hitap ettim...
Ülkemizde belki de bir eşi bulunamayacak kadar piyango meraklısı bir kişi olarak bildim onu, hep öyle anımsadım.
Bir dönem belediye meclis üyeliği de yaptığı yaşamı, her türlüsünden piyango biletleriyle, deyim yerindeyse haşır neşir olarak geçti.
Bir piyango düzenlenecek de Eşref Bey bilet almayacak; böyle bir şey kesinlikle olamazdı.
İster Türkiye'nin Milli Piyangosu, ister "Kıbrıs Cumhuriyeti" piyangosu, isterse bizim buradaki devlet piyangoları olsun, neredeyse elindeki bütün parayı piyango biletlerine yatırırdı...
Yalnız piyango bileti olsa neyse, koşu bileti, eşya piyangosu bileti de alır; yakın zamana kadar tombala çekilişlerini de kaçırmazdı.
Hangi köyde, hangi kulüpte tombala çekilişi varsa Eşref Bey oradaydı.
Bir bilim adamının önemli bir konu üzerindeki çalışması gibi, piyango biletleriyle ilgili araştırmalarda bulunur, bir takım hesaplamalar yapar, bir önceki çekilişte hangi seriden hangi numaralı biletlere ikramiye çıktığını belirler, istatistikler listeler hazırlar, kısaca ne yapıp eder kazanırdı.
En azından biletlere yatırdığı para kendisine geri dönerdi. Ancak bu, onu tatmin etmezdi. "Verdiğim parayı aldım" demekten hoşlanmazdı... Mutlaka kazanmalıydı, soranlara "Memnunum" demeliydi.
Piyango bileti satıcıları onu çok iyi tanırdı. Çünkü biletlerinin ilk müşterisi o olurdu. Deste deste biletleri eline alır şöyle bir karıştırır; inceler ve genellikle sıra halinde 20-30 bilet alırdı... Ondan sonra başka bir bayiye uğrardı.
Onunla daha çok Mulla Hasan'ın Kahvesi'nde buluşurduk... Ve hep kahve ocağının bulunduğu yerde, Mulla Hasan'ın kahveyi çalıştıran oğullarından Orhan'ın masasına oturmuş; önüne defterlerini, listelerini açmış hesap kitap yaparken görürdüm onu. "Gel otur Bilbaycığım" derdi ve arada bir başını listelerden kaldırarak, o hafta için şans tanıdığı biletlerin numaralarını söylerdi. Örneğin ceplerinden birinden bir deste bilet çıkarıp, "Bu haftanın büyük ikramiyesi bunların içinde!" derdi.
Çoğu kişiye tüyo da verirdi. Bilet almazdan önce gelip kendisine danışanlara, bilmem şu seriden, ilk üç rakamı bu numaradan başlayan bilet bulabilirseniz alın" derdi.
Aralarında Rumların da bulunduğu at koşusu meraklıları da gelir, haftanın favori atlarını öğrenirdi ondan.
Rum kesiminde kendisi gibi piyango biletlerine, bahislere meraklı bir Rum arkadaşı vardı, işbirliği yaparlardı.
Düşünüyorum da, o kadar çok samimi, o kadar dost olmamıza karşın bir gün bile, Eşref Bey'in tüyosuna uyarak bilet aldığımı anımsamıyorum.
***
Onu sevgi ve rahmetle anıyor, ailesine başsağlığı diliyorum.
Nur içinde yat Eşref Buba.
|