|
Küçük işleri abartarak büyük işler yaptığımızı sanıyoruz.
Ne mühim iş yaptık diye övünüyoruz.
Başarımızı gazetelerde halka da duyuruyoruz...
'Bakın ne güzel bir hizmet sunduk size.' diye.
Ve bir süre sonra bir bakıyoruz, o küçük işi bile yüzümüze gözümüze bulaştırmışız.
Vatandaşa "eksik olaydı" dedirtmişiz.
Örnekleri çok.
Sadece birinden söz edelim.
***
Halkın sıklıkla uğradığı ve çoğu zaman kuyruklar oluştuğu, itişip kakışma olduğu bazı devlet dairelerine, bankalara falan adına "numaratör" mü, "numaramatik"mi ne denilen cihazlar yerleştirmişiz.
Bundan güdülen amaç neydi?
Vatandaşa kolaylık sağlansın...
Gişeler önünde 'sıra bendeydi, sendeydi' diye, bazen sert tartışmalara da yol açan sıkışma, itişip kakışma olmasın...
Herkes makineden bir numara alarak oturup sırasını beklesin.
Çağrıldığında gidip rahatlıkla işini görsün.
Güzel, çok güzel!
Ne var ki, siz de zaman zaman tanık oluyorsunuz herhalde; bu uygulama, hizmet almaya gidenlere değil, hizmet verenlere yaradı.
Yani memurlara ve yöneticilerine.
"Numaratör"leri istediklerinde çalıştırıyorlar, istediklerinde devre dışı bırakıyorlar.
Bir bakıyorsunuz; beş gişe varsa dördü ya da üçü hizmet vermiyor.
Ya o gişelerde görevli kimse yoktur ya da var ama başını sokmuş başka işlerle uğraşıyordur.
Sıra numaraları sadece bir ya da iki gişede değişiyor.
Hem de uzun aralıklarla.
Bekle babam bekle.
Çünkü numarayı değiştirmek memurun elinde. İsterse son derece rahat, acele etmeden, kahvesini yudumlayarak çalışır; isterse gişenin önünde birisi bulunmasa da çalışır gibi görünür.
Sen de oturup, gözün ışıklı tabelada bekleyip duracaksın.
Acelen mi var, bir saattir bekliyormuşsun kimin umurunda.
Zaman kaybını göze almanız da işe yaramıyor.
Siz beklerken içeriye birisi giriyor; anlaşmalı mılar ne, numara alma gereği duymadan gişeye yöneliyor ve bir çırpıda işini görüp çekip gidiyor.
Hem gişenin arkasındaki memurdan, hem de onun "açıkgözlük" yapmasına göz yumduğu kişiden saygısızlık görüyorsunuz.
Alın size "mühim" bir hizmet işte.
***
Bir de ne oluyor biliyor musunuz?
Adam, gideceği yerin kalabalık olacağını dikkate alarak erken davranıyor, makineden bir değil koparabildiği kadar sıra numarası alıyor; daha sonra da, gelen eşine dostuna fiş dağıtıyor. Siz orada neredeyse yarım saattir bekliyorsunuz, beş dakika önce gelen adam, dostunun sağladığı kolaylıkla sizin önünüze geçiyor.
Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'nde oluyordu mesela.
Adam sabahın köründen polikliniğe gidip kendi için olduğu kadar eşi dostu için de sıra numarası alıyordu; siz oraya en erken saat sekiz ya da dokuzda da gitseniz size "numara kalmadı" diyorlardı.
Poliklinikte herhangi bir doktora bakınabilmek için, geceyi orada geçirmeniz gerekiyordu..
Epeyce zaman sonra nasıl olduysa bu rezaletin farkına varmışlar ve önlem almışlar.
Şimdi herkese sadece bir numara veriyorlar.
***
Bütün bunları boşuna yazıyorum galiba.
Ülkede bunca sorun varken kim uğraşacak sıra numaralarıyla!
Böyle idare edeceğiz işte.
Keşke derdimiz bu olsa.
Geçen gün, trafik ışıklarında belli belirsiz yanan "kırmızı"da bekliyordum... Önümde sadece bir araba vardı. Baktım; kirden, pislikten rengi kaçmış yeşil lamba yanmış, önümdeki araç halâ hareket etmiyor... Korna çaldım, adam yine gaza basmıyor. Arkamdaki araçların sürücüleriyle birlikte yeniden kornalara asıldık ve nihayet araç hareket etti. Direksiyonda uyumuş olamazdı. Çünkü hareketinden önce başını camdan uzatmış, hangi ışığın yandığını seçmeye çalışıyordu.
Nuh zamanından kalma sinyalizasyon sistemlerini bile değiştiremiyoruz.
Yemin ederim, bu satırları yazarken elektrikler de gitti.
Ve trafik ışıkları tam karardı.
Bir de Avrupalı olacakmışız.
|