|
Bu soruyu kim bilir kaç defa kendi kendimize sormuşuzdur?
Çok istediğimiz bir iş olmadığında, sevdiğimize kavuşamadığımızda yada canımız çok yandığında, kısacası, hayatımızın farklı aşamalarında bazen bilerek, bazen de farkında olmadan şuur altında bu soru kafamızın içinde dönüp durmuştur mutlaka.
İnsan şüphesiz ki bir yere kadar hayatına kendi çabaları ve emeği ile bir şekil verebiliyor. Ancak bazen, tamamen kontrolümüzün ve planlarımızın dışında gelişen olaylar bizi hazırlıksız yakalayabiliyor.
'Kader kısmet' diye isimlendirdiğimiz bu beklenmeyen olaylar, beynimizde 'Neden ben?' sorusunu güm diye patlatıverebiliyor.
Kimisinin yarattığı etki belki de bir anlık iken, bazıları, hayatımızı hatta ailemizin hayatını değiştirebiliyor. Örneğin, çok ciddi bir hastalığın teşhisi hasta için zor olduğu kadar, onun durumuna seyirci kalmakta olan ailesi ve sevenleri için de yüzleşmesi zor bir gerçektir. Hele bazen, ciddi olan hastalık genetik ve kalıtsal bir hastalık ise, konulan teşhis, diğer aile bireylerini sadece psikolojik yönden etkilemekle kalmayabilir ve hatta onlarda da aynı hastalığın ortaya çıkma riskini de ortaya çıkarabilir.
Hayatın yapı taşları olarak nitelendirilen genler, içerdikleri talimatlar sayesinde vücudumuzun büyümesi ve işlevini sağlarlar. Genler, içerdikleri bu talimatların hatalı olması sonucunda, bazen genetik hastalıklara yol açabilirler yada bizi bir hastalığa karşı yatkın kılabilirler. Hatalı genlerin ailede nesilden nesile geçmesi halinde de, genetik hastalıklar kalıtsal hale gelebilirler. Kalıtsal genetik hastalıkların aile içinde nesilden nesile geçiş paterni birbirinden farklı olabilir. Ayrıca her genetik hastalık kalıtsal türde olmayabilir. Bazen ailede sadece bir bireyde görülen bir genetik hastalık sadece o şahısta şans eseri ortaya çıkmış olup, türüne bağlı olarak, ailede tekrarlanmayabilir veya başka aile bireylerini riske atmayabilir. 'Neden ben?' sorusu hastalıktan sadece kendisi etkilenmiş bir kişinin aklından geçebileceği gibi, kendisini bir genetik hastalık için riskte bulan bir aile bireyinin aklından da geçebilecektir.
Tamamıyla şans...
Vücudumuzda yaklaşık olarak 30,000 e yakın gen vardır. Her genin, biri anneden biri babadan gelmek, üzere iki kopyası vardır. Aynı şekilde biz çocuklarımıza her genimizin sadece bir kopyasını verirken, diğer kopyaları eşimiz sağlayacaktır. Yani her şey yarı yarıyadır.
Oluşumumuz sırasında ne annemizin nede babamızın bize verecekleri gen kopyalarını seçme şansı vardır. Bu tamamıyla şansa bağlıdır.
Şuç kimsenin değil...
Bazı genetik hastalıklar için genetik test yapılarak, onlara neden olan gen hatalarını bulmak mümkündür. Ancak, genetik test basit bir kan testi değildir. Çıkan sonuç hastayı olduğu kadar aileyi de etkileyeceği için genetik test hakkında genetik danışmanlık yardımıyla iyice düşünülmeli ve kişi kendisi için en doğru kararı vermelidir. Hastalığınızın hatalı bir genden dolayı sizi etkilediğini bilmek belki bir belirsizliği ortadan kaldıracaktır, ancak, bunun ortaya çıkması ile doğmuş veya henüz doğmamış çocuklarınızın belli bir risk kategorisi içine girdiğini de öğrenme ihtimaliniz olabilecektir. Ya da kendi çekirdek aileniz dışında diğer aile bireylerinize de, belki de, böyle bir gerçeğin habercisi olma görevi size düşecektir.
Yani 'Neden ben?' sorusu, genetik bir testin vereceği sonuçlarla 'Neden biz?' sorusu haline gelecektir. 'Neden ben?' sorusunun yanı sıra, genetik bir hatayı taşıdığını öğrenen kişiler, suçluluk duygusuna da kapılabiliyor (Çünkü belki de bu hatayı bir sonraki nesile geçirmiş olabilirler). Ancak yukarıda da bahsettiğimiz gibi bize geçecek olan genleri, hatalı veya hatasız, ne anne ve babamızın seçme şansı var ne de bizim. Bu kimsenin suçu değildir. Kişilerin ve ailelerinin 'Neden ben?' veya 'Neden biz?' soruları veya suçluluk duyguları genetik bir hastalık yada testle gelen bir çok psikolojik sorunlara örnektir. Dolayısıyle genetik bir hastalığın sadece neden ortaya çıktığını anlamak yeterli değildir ve onunla birlikte ortaya çıkan psiko-sosyal gerçeklerle bireylerin ve ailelerin yüzleşebilmesi için genetik danışmanlık da gereklidir.
Sevgili okurlar, bir sonraki köşemizde buluşmak üzere her gününüz huzur ve sevgiyle geçsin.
|