|
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu soruya kesin yanıt verdi. "Türkiye Malezya olmaz." Sn. Gül, "Türkiye, Malezya olabilir" diyecek değildi herhalde. AB ile üyelik müzakereleri yapan Türkiye'de böyle bir tartışmayı şüphe ile karşıladığını da söyledi. Ama, konu tartışılıyor ve tartışılmasında yarar var.
Hatırlanacağı gibi Türkiye ile Malezya'nın isimlerini birlikte anan ilk kişi Richard Holbrooke olmuştu. "Ilımlı İslam modeli" olarak Türkiye ve Malezya'yı örnek göstermişti. Holbrooke, bu açıklaması ile gönlünde yatanı dile getirmişti. Bu açıklamaya Türkiye'den tepkiler gelmiş, Türkiye ile Malezya arasındaki farklar anlatılmıştı. İki ülke arasında gerçekten önemli farklar var. Malezya'nın resmi dini var. Ülke nüfusunun yüzde 60'ı Müslüman olmakla birlikte, anayasaya göre her Malezya vatandaşı Müslümandır. Malezya'da sivil mahkemelerle birlikte Şeriat mahkemeleri var. Örneğin boşanma davaları Şeriat mahkemelerinde görülür.
Türkiye'nin Malezya olabileceği kaygıları, toplumsal yaşamda dinin ve dini kuralların giderek ön plana çıkması ve laik sistemin zayıflaması olasılığı ile ilgili kaygılardır. Bu kaygıların temelinde AKP iktidarı olduğuna göre, AKP dışındaki güçlerin konuya nasıl baktığı önemli. Bu konuda iki aşırı eğilim var. Bir yanda, kendini "liberal" diye niteleyen ve hararetle AKP'yi destekleyen çevreler var. Bu çevreler, AKP iktidarını Türkiye'yi Avrupa ülkesi haline getirecek iktidar olarak görüyor ve ülkenin giderek Malezya'ya benzemesi metaforu ile dile getirilen kaygıları saçma buluyorlar. Cumhurbaşkanı Gül gibi, bu kaygıları şüphe ile karşılıyorlar. (Kıbrıs'ta, iktidardaki solda da AKP konusunda benzeri toz pembe bir değerlendirme, AKP hayranlığı hakim.) Karşı tarafta ise, AKP'nin amacının din devleti kurmak olduğundan emin olan, takkiye yaptığına inanan kesimler var. Bu iki kesim arasındaki tartışmanın sağırlar diyaloğuna dönüşmesi doğal. Toplumsal konular tamamen beyaz veya siyah olamayacağına göre, gerçeği iki ucun arasında aramak daha doğru olur.
Prof. Şerif Mardin'in geçen Pazar günkü Hürriyet gazetesinde yayınlanan görüşleri işte bu çerçevede önemli. Prof. Mardin, Türkiye'nin en değerli, saygın sosyal bilimcilerinden biri. Ayşe Arman'la yaptığı söyleşi, yukarıdaki iki zıt görüşe getirilen düzeltme niteliğinde. Bu nedenle, Prof. Mardin'in açıklamaları epey ilgi topladı. Cumhurbaşkanı Gül'e "Türkiye Malezya olur mu?" sorusunun sorulmasının nedeni bu şöyleşiydi. Söyleşiyi herkesin okumasında yarar var.
Prof. Şerif Mardin, Ayşe Arman'ın "Bir gün Malezya olur muyuz, olmaz mıyız? "Olmayız" deyip içimizi rahatlatır mısınız lütfen" sorusuna "Rahatlatamam. Çünkü olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez. Öyle dinamikler var ki dünyada, öyle tuhaf iç yapılanmalar, her şey olabilir." diye cevap veriyor ve Endonezya örneğini veriyor. "Endonezya'da 1960'larda kimse İslam'dan fazla bahsetmiyordu. Ama, bugün Endonezya'da İslam, çok önemli bir siyasi güç olmaya başladı." Prof. Mardin, siyasal İslam'ın neden yükseldiği konusunda Batı'da yapılan yoğun araştırmalara dikkat çekiyor ve Türkiye'de bu tür araştırmaların eksikliğini ima ediyor. Ünlü filozof Spinoza, insan davranışlarını anlamaya çalışmak gerektiğini vurgulamıştı. Batı, siyasal İslam'ın yükselişini anlamaya çalışıyor. Türkiye'de ise kavga ön planda.
Prof. Mardin, din etrafındaki örgütlenmenin küçümsenmemesi gerektiğini vurguluyor. "Ortaya çıktı ki, dinin etrafında teşkilatlanma diye bir şey var. Hem de çok güçlü bir şey. Bunun niçin ve nasıl böyle olduğunu bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de korkuyoruz." Türkiye'de bu korku, "Malezya olur muyuz?" şeklinde ifade ediliyor. Korku ile bir yere varılamaz. Sosyal gelişmeleri anlamaya çalışmak gerek. Prof. Mardin, "Türkiye'de daha bu işin başlangıcındayız" diyor.
Prof. Mardin'in din etrafındaki örgütlenme ile bağlantılı olarak Nakşibendilikle ilgili açıklamaları son derece ilginç. "19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda Anadolu'da çok teşkilatçı dini bir kurum yayılmıştı: Nakşibendilik. Nakşibendilik, yalnız bir dini inanç değil, aynı zamanda insanlara yön vermeye çalışan bir kuruluştu...Kemalistlerin göremedikleri şeylerden bir tanesi, Nakşibendilerin kurduğu teşkilatın ne kadar güçlü olduğu." Gazeteci-yazar Murat Bardakçı, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesini "Nakşiler 200 yıl sonra zafer kazandı" şeklinde değerlendirmiş, iktidara ortak olmak isteyen Nakşibendilerin Halidiyye kolunun, Cumhurbaşkanı seçilen Gül'ün yetiştiği çevrede etkili olduğunu savunmuştu. (Milliyet, 1/9/2007)
Türkiye Malezya olur veya olmaz demek fazla bir şey ifade etmiyor. Olabilir de, olmayabilir de. Bu, farklı sosyal güçler arasındaki mücadelenin sonucuna bağlı. Prof. Mardin'in kanımca en önemli mesajı bu tür sorunların askeri darbelerle çözümlenemeyeceği mesajıdır. Türkiye'nin giderek Malezya'ya dönüşmesini istemeyenler, darbe beklentilerini bir kenara bırakarak demokratik mücadele sürecine aktif olarak katılmalıdır. Haluk Şahin'in Radikal'de vurguladığı gibi "Bu sınavdan güçlenerek çıkmamızı isteyen herkesin yapacağı şeyler var: Gözlemlemek, itiraz ederek, yazarak, konuşarak, fotoğraflayarak, açıklayarak...Demokratik sürece bizzat katılarak."
|