|
Laik sistem Batı'nın ürünüdür. Batı'da ortaya çıktı ve oradan dünyanın belirli ülkelerine yayıldı. Batı, tarihsel olarak laikliğin dünyaya yayılmasını desteklemiştir. Ne var ki, Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve "terörizmle savaş" döneminin başlaması ile Batı'nın özellikle İslam ülkelerinde laiklik konusundaki tavrı değişti. Radikal İslamcı hareketleri baş düşman ilan ederek, "ılımlı İslam" stratejisini oluşturdu. ABD'nin geliştirdiği bu stratejiyi anlamadan Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri anlamak mümkün değil. Batı, şimdi laikliği koruma veya geliştirmenin değil, "ılımlı İslam'ı" hakim kılmanın kendi çıkarına olduğuna inanıyor. Bu görüşleri temsil ettiğine inandığı siyasi güçlere büyük destek veriyor. Batı'nın her dediğini yapma yanlısı "liberal" kesimlerin ılımlı İslamcılarla ittifak kurmasını sağlıyor. Kısacası, Batı kendi çocuğu laikliğe ihanet ediyor.
Batı'nın laikliğe ulaşması kolay olmadı. Yüzyıllarca siyaset din adına yapıldı. Siyasi teoloji (ilahiyat) temel alındı. Bu temelde Din Savaşları, katliamlar yaşandı. Sonuçta din ile devleti bir birinden ayırmanın çözüm olacağı düşüncesine varıldı. Bu konuda İngiliz filozof Thomas Hobbes'un katkısı büyüktü. Hobbes, ilahi güce dayandırılmamış meşru siyasi kurumlar oluşturulabileceği görüşünü ortaya koydu. Böylece siyasi teolojiden siyasi felsefeye geçildi. John Locke ve diğer düşünürler, bu fikirleri geliştirdi ve Batı'nın laik siyasi sistemleri oluştu. Amerikan ve Fransız devrimleri bu değişimi sembolize ediyor. Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'ni laiklik ilkesi temelinde kurmasında bu fikirlerin etkisi büyüktür.
Batı, ılımlı İslam modelini geliştirmeye çalışırken kimin çıkarını ön planda tutuyor? Kendi çıkarlarını. Uygulamanın yapıldığı ülkenin çıkarları o kadar önemli değil. Birincil konu, radikal İslamcılara karşı oluşturulan stratejinin hayata geçirilmesidir. Peki, bu strateji ABD çıkarları açısından doğru mu? Bu ayrı bir tartışma konusu. ABD ve Batı bu stratejiye inanıyor ve uyguluyor. Önemli olan
bu.
Ilımlı İslam stratejisinin fikir babalarının ve uygulanmasının hikayesini Can Dündar çok güzel aktarıyor. (Milliyet, 25/9/2007) Mutlaka okuyunuz. Bu stratejide İslamcılar üçe ayrılıyor. Radikal İslamcılar, tutucu İslamcılar ve ılımlı İslamcılar. Laikler ikiye ayrılıyor. Batı'ya boyun eğen ve Batı'ya boyun eğmeyen laikler. Bu tabloda ABD'nin müttefikleri ılımlı İslamcılar ve Batı'ya boyun eğen laiklerdir. Bunlar arasında ittifak kurulmalıdır. Tutucu İslamcıların radikal İslamcılarla yakınlaşması engellenmeli, ılımlı İslamcılara yakınlaşmaları sağlanmalı, Sufizmin aralarında taban bulması için çaba harcanmalıdır.
Ilımlı İslamcılar nasıl desteklenecek? Can Dündar aktarıyor."Çalışmalarının, görüşlerinin yayılmasına ve dağıtılmasına maddi katkı yapılacak. Daha geniş kitlelere özellikle gençlere ulaşmaları teşvik edilecek. Sivil toplum kuruluşları kurmalarına, eğitim içinde yer bulmalarına ve politik süreç içinde gelişmelerine destek olunacak. Görüşlerini yaymak için web sitesi, okul, enstitüler kurmalarının önü açılacak. Ilımlı İslam'ın kitlelerin alternatifi olması sağlanacak." Paralar, web siteleri, sivil toplum örgütleri... Bunlar bize bir şeyler hatırlatıyor. Değil mi?
Ilımlı İslamcılar diye nitelenen kesimin laik sistemi zayıflatmakta dış desteğe ihtiyacı var. Batı'nın desteği onlar için çok önemli. Bunun faturası dış politikada ABD'ye yakın olmak, en azından sorun çıkarmamak. Böylece ittifak oluşmuş oluyor. Ülkelerinin modernleşmesini, demokratikleşmesini, Batı standartlarına yükselmesini isteyen "liberal" kesimler, bu amaca ulaşmanın yolunun Batı'nın tüm isteklerini kabul etmekten geçtiğine inandıkları için "ılımlı İslam" stratejisine destek veriyorlar. Ilımlı İslam'ın entellektüel gücü oluyorlar. Tabii bu oldukça riskli bir tavır.
Batı'nın global stratejisini değil laiklikten ödün vermemeyi savunan güçler bu durumda ABD ile çelişkiye düşüyor. Bu güçlerin, laikliği savunmak için demokrasiden taviz verebilecekleri imajı en zayıf yönleri. Rakipleri bunu çok iyi kullanıyorlar. Bu kesim, ilke olarak Batı karşıtı değil. Batı'nın laikliğe ihanetine ve ılımlı İslam stratejisine karşı. ABD'nin gücüne ve ittifaklarına rağmen laikliği ve demokrasiyi birlikte koruyup geliştirmeyi başarabilirler mi? Demokrasi konusundaki kaygıları giderip "liberal" kesimi (en azından bir bölümünü) ılımlı İslam stratejisinden uzaklaştırabilirler mi? Önümüzdeki dönemde mücadelelerin ekseninde bu olacak.
Yazıyı Prof. Vamık Volkan'ın sözleri ile bağlayayım: " Bir takım süreçler ortaya çıkacak. Bu süreç ona göre ya yumuşak bir şekilde ilerleyecek ya da talihsiz kötü bir şekle dönüşecek. Dışarıdan gelip baktığınızda değişim çok net görülüyor. İçinde yaşadığınız zaman bu yavaş yavaş gelişiyor. Mesela altı ay, bir sene Türkiye'ye gelmiyorum. Geldiğim zaman beni şaşırtan şeyler, mahalle baskısı görüyorum. Türkiye'de İslami bir yönelim var. Kıyafetten tutun, konuşmalara kadar başka türlü şeyler görüyorsunuz." (Radikal, 26/9/2007)
|