|
"Tek adam" sözü bizlere Şevket Süreyya Aydemir'in aynı isimli kitabını hatırlatır. Aydemir, kitabında Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşamını ve mücadelelerini, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ve yeni bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sade bir dille aktarır. Yakın tarihe ilgi duyan herkesin Aydemir'in kitabını okumasında fayda var.
Yazının başlığı, bu kitapla değil, 22 Temmuz seçimlerinden sonra Türkiye siyasal yaşamında oluşan durumla ilgili. Türkiye'de, seçimlerden sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "tek adam" konumuna geldiği bir durum oluştu. Başbakan'ın kendi partisi içindeki gücü doruk noktasına ulaştı. Muhalefetin zayıflığı nedeniyle iktidardaki gücü de doruk noktasına ulaştı. Artık herşey onun iki dudağı arasında. Bu "tek adam" döneminin Türkiye demokrasisi açısından yararlı olup olmadığını tartışmak gerek. İktidar gücünün bu oranda tek kişinin elinde yoğunlaşması, bir çok sakıncayı beraberinde getirmiyor mu?
Türkiye'de başbakanlar her zaman çok güçlü olmuştur. Özellikle tek başına iktidar olan başbakanlar... Bu konuda geçmişte üç örnek var. Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve Turgut Özal. Şimdi Başbakan Erdoğan'la yaşanmakta olan tek adam dönemine en yakın örnek Adnan Menderes dönemidir. Merhum Başbakan Menderes, 1953 seçimlerinde yüzde 56 oranında oy aldıktan sonra parti içinde mutlak hakimiyet kurmuş, her şeye kadir olduğuna inanmıştı. Bir odun parçasını aday gösterse, seçilmesini sağlayabilirdi. Turgut Özal'da da "en doğrusunu ben bilirim" inancı vardı. O da bir dönem tek adamdı.
Şimdi oluşan durumun geçmişle benzer yanlarının yanısıra, farklılıkları da var. Ama sonuçta Türkiye bir kez daha tek adam dönemi yaşıyor. Yabancı yazarlar da bu konuya dikkat çekiyor. Türkiye'yi yakından izleyen Gareth Jones, Türkiye'de tek adam, tek parti dönemi oluştuğunu yazdı.
Gareth Jones'un da belirttiği gibi, AKP'nin ilk iktidar döneminde Başbakan Erdoğan'ın yanısıra başka önemli isimler de vardı. TBMM Başkanı Bülent Arınç bir güç merkeziydi. AKP'nin daha muhafazakar kesimleri üzerinde etkiliydi. Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı olarak bir faktördü. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener zaman zaman farklı görüşler ortaya koyabilirdi. Şimdi bu durum yok. Bülent Arınç geri çekildi. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu. Abdüllatif Şener siyaseti bıraktı. Başbakan Erdoğan eskiden de güçlüydü ama şimdi tek adam.
Türkiye'de siyasi partilerde parti içi demokrasinin büyük oranda sözde kaldığı, parti başkanlarının her şeye karar verdiği sır değil. Bu sadece AKP için geçerli değil. CHP'de Deniz Baykal'ın istediği olur. Geçmişte, rahmetli Ecevit de parti içi demokrasiye izin vermezdi. Bu durumun yakında değişmesi beklenmiyor. Ama, iktidarda olmak parti liderinin gücünü daha da artırır. 22 Temmuz seçimlerinde AKP'nin yüzde 46.5 oranında oy alması, Başbakan Erdoğan'ı şimdiki konumuna getirdi. Başbakan Erdoğan'ın demokrasi söylemine rağmen, otoriter bir tavır içinde olduğu, görüşlerine karşı çıkılmasını, eleştiriyi sevmediği malum. Tek adam olmakla otoriter tavırlar bir araya gelince, türban konusunda "velev ki siyasal simge olsun" türü açıklamalar yapılır.
Başbakan Erdoğan'ın başlattığı türban tartışaları ve gerginliği devam ederken, Başbakan'ın elinde yoğunlaşan siyasi gücü unutmamak gerek. İki konu bir biri ile bağlantılıdır. Başbakan türban konusunu kendi istediği gibi çözümleyebileceğine, zamanın buna uygun olduğuna karar verdi ve düğmeye bastı. Davos'a gitmekten vazgeçti ve Türkiye'yi türban tartışmalarına kilitledi. Sadece türban konusunda değil, dış politikada, diğer hükümet politikalarında karar veren Başbakan'dır.
Tüm gücün tek kişinin elinde toplanması, karar mekanizmalarının iyi çalışmamasına, lidere danışmadan adım atmamaya yol açar. Girişim, yaratıcılık ruhu ölür. Tek kişinin hata yapma olasılığı çok daha fazladır. Tek kişinin kapasitesi sınırlıdır."Benim gücüm var, istediğimi yaparım" yaklaşımı bir süre çalışır ama biriken sorunlar daha sonra ortaya çıkar. Ayrıca, iktidarın tek kişide toplandığı durumlarda, başarısızlık ortaya çıkarsa (haklı veya haksız olarak) fatura lidere çıkar. Tarihte bunun çok örnekleri var.
Demokrasinin yerleştiği ülkelerde de zaman zaman başbakanlar çok güçlü konuma gelir. İngiltere'de Margaret Thatcher, Tony Blair çok güçlü başbakanlardı. Ama, "tek adam" değillerdi. Sonuçta her ikisi de, seçim kazanmış olmalarına rağmen, kendi partilerinin baskısı ile görevden erken ayrılmak zorunda kaldılar. Bu tür ülkelerde politik kültür, siyasi kurumlar, demokratik gelenekler, basın, demokrasiyi korur. Türkiye'de bu mekanizmalar iyi çalışmadığı için tek adam dönemi daha risklidir.
Elbette tek adam dönemi oluşmasının sorumluluğu sadece iktidar partisinde değildir. Muhalefetin de bu konuda büyük sorumluluğu var. Muhalefetin zayıf olması böylesi durumlara yol açar. Doğa boşluk tanımaz.
Tek adam dönemlerinin geride kaldığı bir Türkiye acaba ne zaman oluşacak?
|