|
Futbolun gidişinden hepimiz şikayetçiyiz.
Statüsünden şikayetçiyiz.
Kalitesinden, heyecanından, seyircisizliğinden.
Transfer yönetmenliğinden şikayetçiyiz.
Her şeyinden şikayetçiyiz de iş şikayet ettiğimiz konuları ellemeye geldiğinde birden statükocu bir kimliğe bürünürüz.
Takım sayısının fazla olduğunu, bu yapı ile hiçbir yere gidemeyeceğimiz konusunda her platformda ve her kesimden şikayetler gelir ama iş takım sayısını düşürmeye geldiği zaman bazılarının dürtüklemesi ile tepkiler yükselmeye başlar.
Bu yıl açıklanan ve iki yılın sonunda 3. ligin kaldırılmasını ve 14 takımlı iki lig hedefleyen düşünce açıklandı.
Geç bile kalınan, Kulüpler Birliğinin baskıları sonrasında uygulaması aksayan bu düşünceye şimdilik tepki konmuyorsa bu zamana oynamaktır.
Günü gelince kimlerin yeniden gençleri kumarhane, kerhanelere mi yollayalım diyerek ortaya çıkacaklarını ve 3. ligin kaldırılmasına şiddetle karşı duracaklarını şimdiden görür gibiyim.
Benzer bir senaryo geçen yıl yaşanmadı mı?
Uygulanmasına karar verilen yeni Transfer Yönetmenliği Kulüpler Birliğinin baskısından sonra bu yılın 1 Temmuz'una ertelenmek durumunda kaldı.
Şimdi günler yanaşmaya başladı ya, yükselen tepkilere, ortaya atılan gerekçelere ve perde önü ve perde arkası aktörlere bakınız.
Yeni transfer yönetmenliğini uygulatmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Yok ligleri boykot ederler, yok hiçbir belgenin altına imza atmazlar, yok genel kurul çağırarak federasyon yönetimini devirirler.
Futbol Federasyonu üst düzey bir yöneticisi anlattı.
Bu transfer yönetmenliği mutlaka uygulanacak.
Açıklandıktan sonra kulüpler tepki koyar, kabul etmez ve federasyonu zorlarsa ilk toplantının arkasından ne haliniz varsa görünüz denilerek istifa edilecek.
Bence çok ilkeli ve doğru bir davranış olur.
Statüleri uygulatmayan, transfer yönetmenliğini kabul etmeyen ancak günü gelince mevcut düzenin devam etmesinin mümkün olmadığından şikayet edenlerle hiçbir yere varılmaz.
Aldığı önemli ve radikal kararları uygulatamayan, komaya giren futbolu yeniden hayata döndürebilecek adımları atamayan bir federasyonun daha fazla göreve devam etmesi onların kişiliklerini de tartışmalı duruma getirir.
İnsanlar layık oldukları yönetimlerle yönetilirler.
Kulüplerimiz de kendilerine layık bir yönetimle yönetilmek istiyorlarsa bu şansı onlara vermek en onurlu davranış olur.
LONDON CUP'A 100 KİŞİ GİTTİ
1 Türk dünyaya bedeldir, 100 Türk?
Duvar
GALATASARAY SEYİRCİSİ ALİ SAMİ YEN'İ YAKTI, YIKTI. YENİ STAT YAPILACAK YA, ÖN HAZIRLIĞA BAŞLADILAR
Güler misin?
Futbol liglerinin bitmesi ile medyanın gündemine futbol dışındaki spor branşları gelmeye başladı. Aslında futbol ve diğerleri yaklaşımı diğer 28 federasyonu rahatsız etse de bu ayrımın yapıldığı gerçeği var. Manevi açının yanında özellikle de maddi açıdan büyük destek gören futbolun bu kadar ilgiyi hak edip etmediği, verilenlerle alınanların dengede olup olmadığı tartışılır. Ancak bir gerçek vardır ki, diğer branşlarda Türkiye'deki yarışmalarda alınan başarılı sonuçlar ortaya bir tezat koymaktadır. Okullar arası yarışlarda, bölge seçmelerinde, grup elemelerinde, yarı final ve finallerde atletizm, masa tenisi, satranç, tenis, voleybol, basketbol, bisiklet, yüzme, badminton ve diğerlerinde alınan sonuçlar ve elde edilen başarılı dereceler futbolun ülkemiz adına yapamadıklarını ortaya koyuyor. Türkiye ile olan ilişkilerde tıkanma ve durma noktasında olan futbola inat diğer federasyonlar peş peşe turnuvalara katılıyorlar, karşılıklı işbirliğini geliştiriyorlar. Spordaki maddi kaynağın önemli bölümünü yiyen futbolda ise yaşanan tıkanıklık bir türlü aşılamıyor, aşılması için gerekli adım atılmıyor
Ağlar mısın?
Can İpcioğlu 1. ligde mücadele eden takımların başkanları ile seri röportaj yaptı. Her başkan başarı ve başarısızlığını kendince ortaya koyuyor. Ve ilginçtir o kadar şikayet etmelerine, sezon boyunca sık sık para bulamadıkları için yeter artık mesajı vermelerine, kulüplerinin kapısına kilit vurarak anahtarı kaymakamlığa teslim etme tehditlerinde bulunmalarına rağmen genel olarak kulüp başkanlarının önümüzdeki sezon da göreve devam etme havaları var. Sezon içerisindeki yakınmalarına baktığınız zaman ligin bittiği gün davul çalarak istifasını açıklamasını beklediğiniz başkanlar yerim dar oynayamam diyen nazlı gelinler gibi kendilerini ortaya atarak oynamaya başladılar. Kulüp bütçesinin 700-800 milyarlara dayandığını, bu harcamaların önemli bölümünün kendi ceplerinden yapıldığını söyleyen başkanlar nedendir bilinmez, yeni sezonda da bu harcamayı yapmaya gönüllü oluyorlar. Hatta yeni yeni transfer hedefleri koyuyorlar. Demek ki ya koltuk ve medyanın gündeminde olmak çok tatlı geliyor, ya da başkanlığın kendilerine bazı manevi ve politik getirileri var
Bak sen
Sıralamadaki yerimize bakmayınız biz gönüllerin değil, ligin gerçek şampiyonu olduk, yönetim ve camia bunu böyle hissediyor (B. Yüksekbaş-Gönyeli Bşk.)
Yeniboğaziçi'nde kulübü yönetenler köy mantığını sürdürüyor, bu şeklide başarılı olmaları mümkün değildir (M. Bolkan-Antrenör)
İlk yarıda 28 puan toplayınca antrenör Enver Sedat bazı açıklamalar yaptı, bu takımın küme düşme noktasına kadar gelmesine neden oldu (A. Küçük-Tatlısu Bşk.)
Temiz ve centilmen bir kulüp olduğumuz için medya bize çok sempatik davrandı, takıma ve camiaya sahip çıktı (H. Besim-Bağcıl Bşk.)
Şampiyon takımın ilk yarıdaki performansını görünce bizi bir yıl önce şampiyon yapan hocamız Borataş'ı göndermek zorunda kaldık (M. Şahinoğlu-MTG Bşk.)
Çok merak ediyorum
"Üzüm üzüme bakarak kararır" diyerek yabancı futbolcu transferi yapan Hamitköy beyaz üzüm mü aldı, siyah üzüm mü?
Ödül olarak ikinci lig şampiyonu Ozanköy 20 bin YTL. alırken, kupa şampiyonu olan Türk Ocağı'nın 15 bin YTL. alması normal mi?
Yaz ayları geldiğine ve antrenman yapacak yüzme havuzu aranmaya başlandığına göre yüzücülere Rum tarafının yolu göründü mü?
Sınavları olması nedeniyle bazı as oyuncularını Türkiye'deki voleybol finallerine götüremeyen antrenör Çimen Ünlücan teslim mi oldu?
ÖDÜL
Her yıl sporda başarılı olan takımlara küçük de olsa parasal ödül verilir.
Bu parasal ödül genelde hiçbir takımı tatmin etmiyor.
Özellikle de zorlu geçen uzun bir lig ve kupa maratonundan sonra şampiyonluğa ulaşan takımları hiç tatmin etmiyor.
Kıran kırana geçen 1. ligde şampiyonluğuna son hafta ulaşan Çetinkaya'nın devletten aldığı 30 bin YTL.lik ödül de, zorlu maçlar sonrasında kupa şampiyonluğuna uzanan Türk Ocağı'nın alacağı 15 bin YTL. de kimseyi mutlu etmedi.
Gol krallığına ulaşan yıldız futbolcusu Ertaç'a primler dışında bir yılda 30 bin YTL. harcayan Türk Ocağı kupa şampiyonluğuna karşı aldığı 15 bin YTL. ile elbette mutlu olmaz.
Ancak 29 tane federasyon olduğu düşünülürse ve bunların çeşitli kategorilerindeki başarılı takımlarının ödüllendirilmesi dikkate alınırsa ortadaki pastanın dilimlerinin incelmesinin ve kimseyi doyurmamasının doğal karşılanması gerekmektedir.
Bu nedenle geleneksel hale getirilen London Cup uygulamasının şampiyon takımlara önemli bir motivasyon olduğu gerçeği var.
Ancak bir başka gerçek daha var.
Spor kendi değerlerini yaratmak durumundadır.
Bu futbol için de geçerlidir.
Sponsorluk gelirleri, devlet katkısı, naklen yayın payları ve yaratılacak yeni kaynaklarla oluşturulacak havuzdaki para, yarışma öncesinde belirlenecek kriterlerle takımları çok daha fazla motive edecektir.
|