Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı
Hem aldatıldılar, hem hapse gittiler
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor
Başkanlık konusunda uzlaşamadılar
Evraklarını yeğenine verdi polise "kaybettim" dedi
Tatbikatlar iptal
Ertuğruloğlu: Herkes mesajı aldı,UBP tek başına iktidara yürüyor
Esnaf tükenme noktasında, acil önlem şart
Öztürk: Ülkede toplanan sütün yüzde 20'sinin fiyatı borsada belirleniyor
Kıbrıs sorununun çözümü, AB'ye katılıma da yardımcı olacaktır

YORUMLANANLAR
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor [1]
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı [3]
KTÖS: Bakanlıkla konuyu netleştirene dek yıllık planlar yapılmayacak [2]
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki" [1]
Avcı: Su sorunu, Anavatan Türkiye'nin desteğiyle çözümlenecek [4]
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek [2]
Güzelyurt kökenli Rumlar, sözde "işgale" karşı yürüyüş düzenledi [5]
Cumhuriyet Meclisi'nin izleyici konumuna sokulması kabul edilemez [1]
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz [5]
İnşaatlar durdu müteahhitler çoğaldı [1]



Döşünden Yaralı Dağlar

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   18 Temmuz 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

'Uzvunu kaybetmiş, işlevini yitirmiş, başı öne eğilmiş bir ada ne kadar ada ise, biz de o kadar adalıyız işte'

Dağların dağlanması, gidilecek yer olmadığının en büyük kanıtıdır. Yüzyıllardır isyan eden, hak arayan, kaçan, kurtulmak isteyen herkes dağları mesken tutmuştur. Bu böyle bilinir. En son duraktır. Rüzgarları, bulutları, yağmurları sever. Başı dumanlıdır, asidir, ele avuca sığmaz. Çünkü o ne de olmasa 'DAĞ'dır. Fırtınalar kuşanan dağ lalelerini yetiştirir. Durulmaz, zincire vurulmaz, sahipsiz ve aidiyetesiz bir kimlikle hep oradadır. Şiirlerin, ermişlerin, şairlerin, eşkiyaların, delilerindir. Orası asilerin, başkaldıranlarındır. Yüksekten uçan kuşları, kaçakları, adaleti, tüm tezatları ve ulaşılmazlığıyla durur ve bekler bizi. 'Dağ gibi, taş gibi' duranların yeridir.

Kıbrıs'ın dağları ise, dağ denince aklımıza gelen tüm anlamların aksine içten çökertilen, varlığı tüketilen, gün be gün yokedilen bir durumdadır. Bildiğimiz herşeyin yalan olduğunu, dağların dokunulmazlığının olmadığını her gün kafamıza vura vura bize birileri anlatmaya çalışmaktadır. Dağların, insanların kurbanı olduğu ülkemizde, katilliğin sadece insan öldürmekle olunacağını sanan zavallılar büyümektedir. Dağların çökertilmesine, bitmesine, tükenmesine seyirci kalan kocaman bir seyirci topluluğu var önümüzde. Karpaz'da, İpsaro'da Yeniboğaziçi'nde yaşananlar Beşparmaklar'la kan kardeş bir konu durumundadır. Çevreyi, adayı Kıbrıs'ı ve Kıbrıslılığı tüketen, alet olan, ses çıkarmayan zavallılar, yaratıcı ve tanrısal bir güç ile çevreyi, kültürü, çocuğu, insanı ve dağları ihalelerin getirisine kurban etmişlerdir. Tüm kitaplarda, şiirlerde geçen o soruyu beynimde döner, durur:

-Dağlar kimindir?

"Ferman padişahın ise, dağlar bizimdir" diyerek padişaha, emire, demire, zulüme, fermana karşı çıkan, meydan okuyan Dadaloğlu'ndan bu yana sesimiz, soluğumuz kesilmiş, dağlarımıza sahip çıkamaz bir pısırıklıkla her olaya ağzı açık ayran budalası gibi evet demişiz. Şu kesin ve nettir ki artık bizim diyebileceğimiz hiçbir şeyimiz kalmamıştır. Hatta bu cümlelerde geçen 'bizim' sözcüğü artık lugatımızda fazla ve gereksiz bir söylemdir. Çünkü "biz" aslında kimse değiliz. Çünkü 'biz' buralarda kimliğimizle çoktan göçük altında kalmışız. Kıbrıslı kimliği gibi ellenmiş, kirlenmiş, kirletilmiş tecavüz edilmiş dağlarımız, sahillerimizin de son nefesini vermesini beklemekteyiz. Ülkeye gençler için, gelecek için bet ofislerinin gölgesinde utançla yaşamaktayız. Köylerimize çocuklarımızı zehirleyen kumar tuzaklarının ortasında karpuz hellim yemekle ferahlamaya çalışıyoruz.

Beşparmaklarımız, adamız kadar sevdalı, adamız kadar vefalımız, her gün içinden çökertilen acısıyla can çekişmektedir. Böğründen deşilen, döşünden yaralanmış dağlarımız şantiyeye dönen adamız için şirketlere altın tepsi ile sunulmaktadır. Tozumuzun bile kalmadığı bu adanın en büyük gerçeğidir Beşparmaklar. Uzvunu kaybetmiş, işlevini yitirmiş, başı öne eğilmiş bir ada ne kadar ada ise, biz de o kadar adalıyız işte. Dağları, tepeleri, el değmemiş güzellikleri peşkeş çekilen, yem edilen yarım ülkede, yarım yaşamla kapuşari düzeninde yaşayan bizler Beşparmaklar'ın eteklerine ufalanan taşlar gibi un-ufak olup ezildik. Gidilecek yerimiz, yürünecek yolumuz kalmamıştır. Ve kimsenin de aslında buna 'dur' demeye ne gücü, ne yüreği ne de niyeti vardır. Şimdi dağları aşıp sığlıkta boğulmak zamanıdır. Özgürlüğün o davetkar sesinin değil, sularında denizin sırt döndüğü, afroditin küstürüldüğü, defnenin, mersinin göç ettirildiği, ada çayının boyun büktüğü, kireç kokan, kumar oynanan, bet yatırılan, yüksek gerilim hatlarının altına salıncak kurulan bir Kıbrıs'tır şimdi önümüzde duran...

"Güzel günlere hangi dağın ardındadır

varabilmek mümkün mü ki o dağlara"

diyen şarkıların değil, bu şarkılara inanan ama dağına, sokağına, insanına, soyuna, sopuna kezzap suyu dökülenlerin düşlerinin bir dağ gibi yıkıldığı bir kaderi sürmekteyiz.

Dağlar sizce ne çağırıyor şimdi. "İmdat" mı? "S.O.S" mi?...

"ORADA KİMSE VAR MI?"

BENLİK İNSANIN BULDUĞU DEĞİL, YARATTIĞI BİR ŞEYDİR. (Thomas Szasz)

TAN OLMAK

Tan olmak

kutsamak için tanı;

kuş olmak

hayran olmak için kuşa;

çimen olmak

yaraşmak için çimen yaşamına:

yitmekti sevmek

sevilende.

Yele oldum

(günaydın, kısrak!)

Taşyaprağı oldum,

(iyi akşamlar, gelincik!)

ve şu yassı çakıl

öteki çakılların arasında

dalgaların çarptığı.

Değişim,

artık değişmek istemiyorum:

seviyorum.

Aşk,

artık sevmek istemiyorum:

değişiyorum.

Alain Bosquet

Bilmelisin

Kim vurduya gitti barışsız ömrümüz

Bilmelisin neler çalındığını yaşamımızdan

Basılıp geçilen, dönülüp bakılmayan bir halk

Acılar metni altına bir dipnot olarak geçti

Bilmelisin neler çalındığını ömrümüzden

Ot bürüdü yanlış çarpık aştığımız yolları

Dönsek yoktur izimiz, herşeyi örttü zaman

Bir uçurumun ortasında açan çiğdem çiçeği gibi

Yaşama tutunmaya çalışıyor şarkımız

Aşağıdan erişilmezdir, yukarıdan ulaşılmaz

Sormalısın: Biz mi daha çok severek avuçlardık

Ölümler döşenen bu yaralı toprağı

Yaşamın alnına silah dayayanlar mı yoksa

Sormalısın bıraktığımız evlerin yıkıntısına

Ot büyüyen avlulara, Soli'deki mermer sütuna

Sormalısın yüreğini, kilise duvarındaki ikona

Cami avlusundaki ses vermeyen şadırvana

Sormalısın köklerinden koparılan bir halkın

Hiçbir ilaç kar etmeyen kanser yarasına

Sahipsizlikten tozlanıp giden sardunyaya

Sormalısın neler çalındığını yaşamımızdan

Fikret Demirağ (Seçme şiirler - Pygmalion Yay.)

Teller

Dikenli tellerle döşedin yüreğini

Yurdum gibi bölünmüş bir coğrafyasın

Geçemiyorum öteye

Ellerimde yaralar

Vücudumda kanamalar

Durduramıyorum

Yurdum gibi

Dikenli tellerle döşedin gözlerini

Ne zaman baksam

Acı duyuyorum

Ağır yaralıyım sınırlarını zorlamaktan

Dikkenli teller var aramızda

Kaldıramıyorum

Bedia Balses

Zamana Asılı Satırlar

Yine 'gibi'li dönüşleri, 'gibi'li sarılışları ayırdım masamın üzerindeki takvim yapraklarına... Yeni bir ayın sayfalarını öyle çabuk çevirdim ki yokluğunda, haftalarca; sırf yanmasın diye gözleri bebeklerin odalarında, sırf saçlarına sinmiş is kokulu çocuklar olmasın diye Bosna'da, Lübnanda, dünyada, istedim ki bu cinnet Temmuz gömülsün ve dirilmesin bir daha...

Başucu Kitaplarından

Bir yarın düşleriz hep

bir türlü bugüne kavuşamayan.

Bir zafer düşleriz hep

aslında gerçekleşmesini istemediğimiz.

Yeni bir gün düşleriz

yeni bir gün başlamışken bile.

Kavgalardan kaçarız

uğruna dövüşmemiz gerekse de..

Ölü Ozanlar Derneği ( N. H. Kleinbaus -Nokta Yayınları)

   740 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ
22 Ağustos 2008, Cuma   Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu Yeniboğaziçi Festivali'nde esti
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
13 Temmuz 2008, Pazar   GECENİN “ÖTEKİ” ŞİİRİ



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3916 1.4014
1 STERLİN 2.3972 2.4150
1 EURO 1.8957 1.9090



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

İSTESEK DE İSTEMESEK DE (*)

Ali Baturay

"BİZE BİR ŞEY OLMAZ ZATEN!"

Hasan Hastürer

Az bilgi çok laf...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Aman şeytan karışmasın!..

Ahmet Tolgay

KADINSIZ SİYASET... (2)

Bilbay Eminoğlu

74'ten bir anı ve düşündürdükleri

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Görevi bırakmaya hazırlanan İnce'nin ö...

Dilek ÇETEREİSİ

Sigaralar bu kez bahçede yandı

Aysu Basri

SAVAŞ SUÇLARI ve ARKASINDAKİ ACILAR

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Kâvânin (Yasama) Meclisi





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital