Hep söylerim siyasi konularda yazı yazmayı sevmem diye; ama, her gün öyle olaylarla karşılaşıyoruz, öylesine bizi üzecek, geleceğimizi eksi yönde etkileyecek uygulamalarla karşılaşıyoruz ki bu küçücük cennet adamızda, kaleminiz isyan eder, “yaz, en azından konunun duygusal yönünü yaz” der...
* * *
Son haftalarda gündemde öğretmen grevleri var. Neredeyse bu sorunla yatıp, bu sorunla kalkıyoruz. Bundandolayı rüyalarımız bile kabusa dönüşmüş durumda... İnanın abartmıyorum...
Evet, konumuz öğretmen grevleri...
Yani hakkını en seviyeli ve olgunlukla tartışabilecek, istediğini asilce elde edebilecek kapasitedeki insanların grevi...
Bu kadar gerekli miydi grev yapmak?..
* * *
Hep söylenir öğretmenlik kutsal meslektir diye... Nedeni malumdur hepimizce...
Öğretmen öğretendir...
Bir çocuk okula başladığı günden itibaren en çok öğretmeniyle birliktedir.
Çoğu çocuk için örnek insan öğretmenidir.
Öğretmen hep saygı duyulan itaat edilen kişidir; çünkü, o hep verir. O alış-veriş yapmaz. Öğrencileriyle veriş-alış’tır arasındaki ilişki... Öğretir, hep öğretir. Öğrencisini yetiştirmek, bilgilendirmek onu gururlandırır...
Kolay mı bir insan yetiştirip bu acımasız dünyaya salıvermek?..
* * *
Yüreği hep kıpır kıpırdır öğretmenin...
Boşuna mı söylenmiş Hz. Ali’den beri “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diye...
Örnekleri çoğaltmak mümkün; ancak, ben size bu örneklerden sadece bir tanesini aktarmak istiyorum ki öğretmenin değerini tahayyül edin diye...
“Beyaz atına binmiş, ordusunun önünde giden Fatih Sultan Mehmet, yanında onu yetiştiren Akşemsettin, Molla Hüsrev ve Molla Gürani ile İstanbul’a giriyor. Türk Ordusu’nu karşılayan şehir halkı yol boyunca dizilmiş, ellerindeki çiçek demetlerini padişaha sunmak için yaklaşıyor. Şehir ahalisi, beyaz sakalıyla, ağır duruşuyla Akşemsettin’i padişah sanıp çiçekleri ona sunmaya çalışıyorlar. Akşemsettin atını geri çekip göz ucuyla Fatih’i göstererek: “Sultan Mehmet odur, çiçekleri ona veriniz” demek istiyor.
Fatih Sultan Mehmet çiçeklerle kendisine doğru yürüyenlere hocası Akşemsettin’i göstererek, “gidiniz, çiçekleri yine ona veriniz. Sultan Mehmet benim ama, o benim hocamdır” diyor.
* * *
Kime nasıl hizmet ediliyor bilemem ama, son grevler bizi derinden sarstı.
Öğretmenlerimiz için söyleyecek sözüm yok; ancak, benim aklım oldum olası böylesi özgür bir ülkede, bu SENDİKA işine hiç mi hiç yatmadı...
ARALIK KAPI
Sevilay SADIKOĞLU
Sonum ne olacak
- bilemiyorum -
Bir yalnızlık sardı dört bir yanımı
Anadan, babadan ayrı kaldım da,
Yar güldüremeden mahzun yüzümü
Beni buralarda koyup gitti ya...
Ne olacak bilmem bu garip halim
Hiç mi gülmeyecek kara talihim?..
O yar bir gün döner diye beklerim
Yüreğim kan ağlar yüzüm gülerken...
Sensiz buralarda yaşanmaz oldu.
Kimi sevdi isem ayrılık oldu.
Yıllardır ağlarım gözüm kan doldu,
Sonum ne olacak bilemiyorum...
Ana, baba, kardaş hazine imiş
Birlikte yaşarken bilinmez imiş.
Bir yar sevdim, bir benzeri yok imiş,
Hepsi gitti, bir ben kaldım burada...
kitap dünyası
yelken açtım özlemlere...
doğumundan ölümüne, her zaman için bir şeyleri anımsar, bir şeyleri yeniden yaşamak ister insan. Çocukluğunu özleyenler de var, delikanlılığının heyecanlarını özleyenler de. Bir sevgili özlenmez mi uzaklarda olunca? Uzaklar değil mi ayıran sevgilileri, savaşlar değil mi ayıran anneleri, babaları, evlatları?.. İnsan ne çok şeyi özler, ne çok şeyi arar, sayısı bilinmez. Örneğin yağmuru, ağacı, barışı, dostluğu, kardeşliği, sevgiyi, sevdayı, dağı, ovayı, denizi özlemek gibi... Bir dağ başında en mutlu anlarda yapılan bir pikniği kim unutabilir?.. Kim şeftali kebabını özlemez ki uzaklarda, çok uzaklarda olduğu zaman?.. Fırtınalarda, karda – kışta, bir yabancı ülkede kim aramaz ülkemizin sıcacık havasını, kim özlemez denizini, insanını ve tümden kim özlemez Kıbrısını?..
Özlemleri anmaya, bir tadımlık yaşamaya yelken açalım dedik. Açalım ve içimize yeniden bıçaklar sokulsun diyelim. Yaşam sürdükçe, sevdalar yaşandıkça, özlemler hep duracak gözbebeklerimizde...
İyi seferler dileklerimle...
Altay Burağan “yelken açtım özlemlere” adını verdiği ve eşi Hidayet’e ithaf ettiği şiir kitabının önsözünde yukarıdakileri yazmış... Kitap Burağan’ın dördüncü şiir kitabı. Bu kitaplar dışında, şairin seçme şiirlerinden oluşan ve azerbaycan türkçesiyle yayımlanan “Sevgi Yağmurları” adlı bir şiir kitabı daha var.
Altay Burağan 2 Ekim 1951 yılında Kıbrıs’ın Baf ilçesine bağlı İstinco köyünde doğdu. İlkokulu aynı köyde, ortaokul ve liseyi Lefkoşa’da okudu. 1976 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Ziraat Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. KKTC İskân ve Rehabilitasyon Dairesi ile Çevre Koruma Dairesi müdürlüklerinde tarım uzmanı olarak görev yaptı. Burağan emekli ve iki çocuk babasıdır.
KIBATEK Vakfı yönetim kurulu üyesi olan Altay Burağan, vakfın Kıbrıs Türk Edebiyatı’nı tanıtma ve diğer Türk edebiyatlarını tanıma konusundaki etkinliklerine katılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Romanya ve Ukrayna’da düzenlenen etkinliklerde yer aldı.
Barış, çevre, sevgi, dostluk, hoşgörü, kardeşlik ve yurt konularında şiirler yazmaktadır. KKTC’de yayın yapan radyo ve televizyon kanallarındaki kültür-sanat programlarına katılarak şiirlerini seslendirmektedir. Bunun yanında şiirleri çeşitli gazete ve dergilerde de yayımlanmaktadır.
insanlık sınavı
bir koca ırmak gibi
köpük köpük coşarak
bendini yıka yıka
ilerleyen insanlık
binlerce yıl boyunca
kah geride kalarak
kah fırlayıp ileri
olumsuz görüşlere
yıkıcı eylemlere
göğsünü gere gere
bir milenyum kapatıp
yeni binyıla giren
sen tarih denen dersin
sınavında çakarak
on üstünden kocaman
bir sıfır alıp kaldın
hiç sanma ki bir daha
aynı sınıfta olup
aynı dersleri gören
çift dikiş öğrencisin.
binyıllarda ne acı
ne korkunç olaylar var
insanlığın ereği
bunları durdurmaktı
binyıllarda yaşadık
en onulmaz dertleri
nice kıyım yaşadık
Nice kötülükleri
Ne çok hastalık bizi
Karalara bürüdü
Gün oldu devran döndü
Hapislerde çürüdük
En doğal haklarımız
Okundukça bire bir
Meydanlarda eridik
Giyotinler baş kesti
Namlular ateş kustu
Yağlı ipler baş aldı
Herşeye bu mu çare?
Yine din savaşları
Yine mal ve mülk
Cihan hükümdar doldu
Beş kıtanın her yeri
Zengin ve fakirlerin
Ayrıldı sofraları
Sefalet ve kindarlık
Tutuşturdu dağları
Kapkara Afrika’nın
Kapkara çocukları
Kulu, kölesi oldu
Beş-on beyaz tenlinin
Bir renk ve ırk ayrımı
Sarınca kıtaları
Tutuştu alev alev
O insanlık dağları
Her yüzyılda yaşandı
Bu vahşet olayları...
s.63-64-65
haziran
salına salına geldin haziran
sanki sıcak bir mevsimden
habersiz gibi
sen pusuda bekleyen
düşmansın bana
ha sarı yılansın
ha kara yılan
s.s.
|