|
Siyasi olarak gerçekleştirilecek bir anlaşma ancak doğru bir ekonomik yapı ile taçlandırılırsa başarılı ve kalıcı olabilir. Bu bağlamda Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümde ekonomik yapı (dizayn) büyük önem arz etmektedir. Özellikle Güney ile Kuzey ekonomileri arasında var olan gelir farklılığı dikkate alınırsa, ekonomi konusu daha da önem kazanmaktadır. Gelirleri yakınsamayan, iki ekonominin entegre olmadığı ve her zaman için bir tarafın diğerine göre üstün olduğu, işletmelerinin daha rekabetçi kılındığı bir ortamda, ortaklık desteklenmez ve her zaman için sorunlar yaşanır.
Bugünün Avrupa Birliği (AB) başkenti olarak kabul edilen Brüksel'in bulunduğu Belçika'da bile ekonomik meselelerden dolayı taraflar arasında sorunlar yaşanmaktadır. Dolayısıyla kurulacak olan yeni ortaklıkta gerek federal hükümetin gerekse kurucu devletlerin geliştireceği ekonomik politikalar bu önemli hususu dikkate alarak oluşturulmalıdır. İki ekonominin entegrasyonunu sağlayacak ve gelirde yakınsamaya gidecek bir yapı sağlanmalıdır. Ancak ekonomilerin birbirine entegre olacağı ve birlikte büyüyen bir yapı yeni ortaklığı destekleyebilecektir.
İki ekonominin doğru entegrasyonunu sağlamak ve birlikte büyüyebilmek için özellikle işletmeler ve yatırımcılar için şartlar ve koşullar süratle eşitlenmelidir. Bir anlaşma durumunda, federal hükümetin öncelikli ekonomi politikalarının başında dezavantajlı durumda olan Kıbrıs Türk ekonomisindeki yatırım ikliminin iyileştirilmesi olmalıdır.
Hiç kuşkusuz AB üyesi olacak birleşik Kıbrıs'ta ekonomik politikalar AB mevzuatı uyumlu olacak ve AB rehberliğinde geliştirilecektir. Yalnız yıllardır izolasyonlar altında olan Kıbrıs Türk ekonomisinin bir uyum ve geçiş sürecine ihtiyacı vardır. Bu bağlamda AB ile yapılacak tarama süreci sonucunda gerekli geçiş dönemleri ve koşulları belirlenecektir. Bu süreç tamamen Kıbrıs Türk ekonomisini sektörleriyle güney ve AB'ye entegrasyona hazırlanma süreci olmalıdır.
Burada geçiş dönemlerini belirlerken, siyasi çizgilerimizi (iki kesimliliğin sulandırılmaması gibi) de dikkate alarak ekonomik akla uygun koşulları düşünmemiz gerekmektedir. Geçiş süreleri ve koşullarının sektörlerin gelişimini destekler nitelikte ve rekabet güçlerini artırmaya yönelik olması gerekmektedir. Bu anlayışla AB ile çalışmalıyız. Zira bazı sektörlerde geçiş dönemlerini uzun tutmak lehimize değil, aleyhimize olabilecektir.
Özellikle ürettiğimiz gıda ve benzeri mallarda gerekli uyumu bir anlaşmayı beklemeden gerçekleştirmemiz yararımıza olacaktır. Tüketici malları gibi hale hazırda kolay dolaşan mallar düşünülürse, bizlerin geçiş sürelerini bu gibi mallar için uzun tutmayı talep etmemiz lehimize değil aleyhimize olur. Her ne kadar da Rum tarafı AB ile direk görüşülmesini ve uyum sürecini engellemeye çalışsa da bizlerin bu ilişkiyi geliştirmek için elimizden geleni yapmamız gerekmektedir. Zira, AB üyesi de olmamızı sağlayacak bir anlaşma sonrası için bu yöndeki hazırlığımız ne kadar fazla olursa, masada o kadar daha güçlü oluruz.
Bir anlaşma durumunda, özellikle Kıbrıs Türk ekonomisinin güney ile entegrasyonunu ve uyumunu hızlandırmak için Kıbrıs, AB nezdinde, ekonomik gelir farklılığı dikkate alınarak iki ekonomik bölge olarak tanımlanmalıdır. Bu görüş iki tarafın ortak görüşü olmalı ve AB nezdinde bunun gerçekleşmesi için gerekirse birlikte mücadele edilmelidir. Zira iki ekonomik bölge AB fonlarından daha fazla yararlanma anlamına gelecektir. Yalnız bu görüşü kesinlikle siyaseten ayrılık olarak algılamamalıyız.
Bugünün AB'sinde, üye ülkelerin kendi içerilerinde bölgesel gelir farklılığı olduğu için her ekonomi farklı bölgelere ayırmıştır. Bu sayede yeterince gelişmemiş, dezavantajlı durumda olan bölgelere farklı mikro politikalar uygulanarak sektörlerinin ve toplamda gelirlerinin yakınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Bütün bunlar AB nezdinde yapılmaktadır. Kıbrıs'ın da AB nezdinde iki ayrı bölge olarak tanımlanması ile AB fonlarından daha fazla yararlanılabilecek ve var olan eksiklikler daha hızlı tamamlanılabilecektir.
Bu gibi ekonomik akla uygun politikalarla iki ekonomi doğru bir yapı ile ekonomik entegrasyonda başarılı olabilecektir. Bu, beraberinde gerçek gelir yakınsamasını da getirecek ve yeni ortaklığın kalıcı olmasına destek verecektir. Ekonomik yakınsamanın olmadığı bir ortaklık her zaman sorunlu olacaktır!
|