|
Ergen ve genç yetişkinlerde görmeye alıştığımız yeme bozukluğu, yaşamın çok erken yıllarında karşılaşılan dramatik bir sorundur. Yeme bozukluğunun ortaya çıkmasında sorumlu tutabileceğimiz çok fazla faktör var etrafımızda. Bunların başında kuşkusuz, inceliğin geçerli güzellik anlayışı olarak sosyal kabul gördüğü günümüz dünyası gelmektedir. Günümüzde kilolu bir çocuk olmak, arkadaşlar tarafından tercih edilmeme hatta dalga geçilme anlamı taşımaktadır. Çocuğun gözünde bu durum, neredeyse utanç duyulacak bir sorundur. Aileler de çocuklarının yaşadığı bu soruna diyet ve eksersiz programları hazırlayarak destek verirler çoğu zaman. Vücut algısından memnun olmayan çocuk; bulunduğu gelişimsel dönemin de etkisi ile yeme davranışı üzerinde kontrol kurmaya kalkışır. Kendisi ve yiyeceklerle ilgili çarpık düşünceler geliştirerek, ardından da şeker, karbonhidrat içeren bazı yiyecekleri keserek ilk sinyalleri verir. Dikkatli anne babalar, çocuklarında meydana gelen yeme alışkanlıklarındaki değişiklikleri çabuk fark ederler. Çocuk çok sık tartılmakta, az yemekte ve yaşına göre ağır eksersizlere yönelmektedir. Kilo kaybetmeye başladığında geçici bir rahatlama yaşayan okul çağı çocuğu; kilo kaybının devamını sağlamak amacıyla yeni önlemler almaya başlar. Sıvıları kesme, sadece sebze ile beslenme, eksersizlerin ağırlığını ve süresini artırma yolundaki ısrarlı tutumu, kısa sürede çok fazla kilo kaybetmesine ve hastalanmasına neden olur.
Yeme bozukluğu yaşayan çocuklar genelde görev duygusu gelişmiş ve akademik başarıları yüksek çocuklardır. Yaşamlarını belli kalıplara göre idare etmeye çalışan bu çocuklar, mükemmeliyetçidirler ve öğretmenlerinin de gözdeleridirler. İçlerinden bazıları bebeklik çağlarından beri yeme sorunu yaşayan çocuklardır. Yeme bozukluğu yaşayan çocukların tümünde, çok zayıf olsalar dahi kilo alma endişesi vardır.
Özellikle fiziksel ya da cinsel tacize uğramış çocuklarda yeme bozukluğu davranışı görülme olasılığı yüksektir. Çocuk, bu yolla bedeni üzerinde denetim sağlamaya çalışır. Deprem, trafik kazası, ölüm, boşanma gibi travmalarla akranlarına göre daha sık karşılaşan çocuk da yeme bozukluğu davranışı geliştirebilir.
Yeme bozukluğu geliştirme konusunda; aile yapısının ve işleyişinin önemli rolü vardır. Aile, çocuğun yeme bozukluğunun nedenlerini barındıran kapalı bir kutu gibidir. Aile bireyleri arasındaki bağ ya da bağımlılık ilişkisi, ailenin çocuğa yönelik görevlerini ne derece gerçekleştirdiği konusunda bilgi verir. Ailenin baş edemediği yoğun sorunlar; çocuklarına yönelik sosyal, duygusal, entelektüel görevlerini gerçekleştirmelerini engelleyebilir. Aile içindeki yeme davranışları da çocuğun kilo endişesi yaşamasına neden olabilir. Sağlıklı beslenme ve ince kalmaya odaklanmış aileler de sorunun oluşumunu kolaylaştırırlar.
Saydığımız bütün bu faktörler ve sayamadığımız diğerleri; yeme bozukluğunun oluşumunda bir arada çalışırlar. Öyle ki, çocuğun yaşamındaki her şey ona aynı hedefi işaret eder: Kilonu kontrol et! İnce kalmalısın! Az yemelisin! Sevilmek ve kabul görmek için bu gerekli. Sorunlardan kurtulmak ya da kaçmak için bunu yap!
Geçici rahatlık sağlasa da, kilo kaybının çocuk üzerindeki bozucu etkisi çok yönlüdür.
Kaslarda erimeye, organlarda hasara, kemik erimesine ve kısırlığa neden olabilir. Bunun yanında çocuk akranlarının yapmaktan hoşlandığı pek çok etkinlikten uzaklaşır. Sosyal ortamdan ve arkadaşlarından uzaklaşır, içine kapanır. Kendini değersiz görür ve acımasızca eleştirir.
Aile, yeme bozukluklarını önlemedeki en önemli kurumdur. Çocuğu sağlıklı bir birey olarak yetiştirmek görevidir. Ailevi sorunların, çocuğun ihtiyaçlarının önüne geçtiği aile ortamı; çocuk ruh ve beden sağlığı için bir tehlikedir. Çocuğu merkeze alarak yapılan bir değerlendirmede ise, sorun çok çabuk fark edilecektir. Kendi beden algısından memnun olmayan çocuk, bunun sinyallerini mutlaka verir. Bazı yiyecek çeşitlerini yememeye başlar. Boy- kilo endeksi ile ilgili bilgi edinir. İştah ile yemek yedikten sonra, suçluluk hissi duyar ya da kusar. Yaşamını "ince olmaya" odaklar ve bunun dışındaki her şeyden uzaklaşır. Aile, daha zayıf göründüğü için çocuğunu överse ya da desteklerse, sorun büyümeye devam eder; çünkü çocuk "onay" almıştır. Sağlıklı ve gerçekçi beden ve kimlik algısının kazanılmasından sorumlu olan aile; öncelikle "arzu edilen modele göre" değil; çocuğunun var oluş potansiyeline göre ona karşı görevlerini yapmalıdır.
"Düşlerimizin bayram yerlerinde çocukların oynaması" dileği ile iyi bayramlar.
|