Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
'Ecstasy'ye 8 yıl
UBP Genel Sekreterini seçmedi
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



Canlanmak için CANLI BESLENİN !

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   27 Temmuz 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sağlıklı ve zinde bir beden için uzmanların önerdiği beslenme şekilleri içinde son günlerde adı daha çok geçmeye başlayan 'canlı gıdalarla beslenme' yani 'yaşayan gıdalarla beslenme'; aslında yeni bir şey değil. Birçok eski kültürde çiğ sebze, meyve, tohum, filizlendirilmiş tahıl ve kuruyemiş yemenin çok önemli olduğu biliniyordu

 

Yaşayan, canlı gıdalar (Raw Food)

 

      Tüketildikleri zaman beden fonksiyonlarını en yüksek düzeye çıkartan ve içlerinde enzimler, su, mineraller ve enerji barındıran gıdalardır canlı gıdalar. Elma, muz, üzüm gibi meyveler yanında; sebzeler, enzimleri ölmemiş, filizlenmiş, pişirilmemiş, işlem görmemiş her gıda canlı yani yaşayan gıda (raw food) olarak kabul ediliyor.

 

      Birçok canlı gıdanın en önemli özelliklerinden biri bazik özellik göstermesi. Uzmanlar, bedenimizin en iyi asitlik değeri; bazik (alkaline) koşullarda en iyi şekilde çalıştığını vurgularken besleyici, arındırıcı ve alkalize edici olarak tanımlanan canlı gıdaların sağlığımıza olumlu etkileri ile ilgili bilimsel araştırmalar ise halen devam ediyor.

 

Canlı beslenme tarihi

 

      İlk insanların da ateşi bulmadan önce yiyecekleri en doğal halleriyle tükettiklerini hepimiz biliyoruz.  Bu nedenle canlı beslenme; insanlığın dünyamız üzerindeki ilk ayak izleriyle eş zamanlara tarihlendirilebilir.   

      Milattan önce 500'lü yıllarda yunan mitolojisinde pythagoras'ın sağlıklı bir beden ve zinde bir zihin için etrafındaki herkese canlı sebzeler yedirdiği söylenir. Ünlü bilim adamı Hippocrates de vejetaryen ve canlı ağırlıklı bir beslenme uyguluyor ve herkese bunu tavsiye ediyormuş. 1900'lü yılların başında Dr. Szekeley tarafından çevrilen Essene'lerle ilgili kitapta, canlı gıdalarla tedavi etme yöntemlerinin Batı ve Yahudi geleneğinde iki bin yıldan fazla süredir kullanılmakta olduğu belirtiyor. Kitapta, İsa'dan önce 200-300 yılları arasında yaşamış Essene'lerin tamamen canlı gıdalarla beslendiği ve ortalama 120 yıl yaşadığı vurgulanıyor.

 

Şifa gücü

 

      Canlı gıdaların şifa gücü Asya tipi şifacılığın çok uzun zamandır bildiği bir şey. Ancak canlı gıdaların bugün bu kadar popüler olmasına neden olan ilk çıkışı 1940'lara dayanır. Amerikalı doktor Kristine Nolfi'nin işlem görmemiş, canlı gıdalar yiyerek göğüs kanseri rahatsızlığını yenmesinden sonra bu beslenme şekli ilgi görmeye başlar. Canlı gıdaların Nolfi'nin kanseri yenmesine yardımcı olmasının ve rahatsızlıkları bedenden temizleme özelliğine sahip olmasının asıl nedeni, canlı gıdaların bedenimizin ihtiyacı olan enzimleri içermesi olarak gösteriliyor. Günümüzün modern dünyasındaki tıp ve beslenme bilimi çevrelerinin de canlı gıdaların iyileştirici gücüyle ilgili bilimsel araştırmalara son yüzyıldır daha çok ağırlık verdiğini görüyoruz.

 

 

Canlı beslenme, yaşam tarzı!

 

      Dünyada bir yaşam tarzı olarak benimseniyor canlı gıdalarla beslenme şekli. Çiğ beslenme denince kastedilen pişirilmemiş sebzelerle beslenme. Et zaten ölü kabul edildiği için bu beslenme türünde otomatik olarak vejeteryan oluyorsunuz.

 

      Canlı beslenme, sebze ve meyveleri pişirmeyerek enzimlerini öldürmeme ve oksijen miktarlarını düşürmeme temeline dayanıyor. Canlı beslenme uzmanı Nevşah Fidan, günlük hayatımızda tükettiğimiz gıdaların tümünün 47 derecede öldüğünü ve besin değerini de büyük ölçüde yitirdiğini belirtiyor. Uzmanlar, pişmiş gıdaların tüketildiği zaman tatmin edici olmamasını ve daha çok yeme isteğine neden olmasını pişme sırasında gıdanın  % 70 gibi bir oranda besin değeri kaybı yaşamasına bağlıyor. Ne kadar canlı gıda ile beslenirsek içimize o kadar can yani yaşam enerjisi dolduğunu ifade eden Canlı Beslenme Uzmanı Nevşah Fidan, canlı beslenmenin kanser başta olmak üzere tüm hastalık ve rahatsızlıkları bedenden temizleme özelliğine sahip olduğunu belirtiyor.

 

Gelecek hafta farklı yaklaşımlarla canlı gıdalara devam ederiz.

 

Sağlıkla ve bilgiyle,

Keyifli pazarlar...

 

*****

 

yaşam pınarı . . . yaşam pınarı . . . yaşam pınarı . . . yaşam pınarı . . .

 

 

'güven' üzerine...

 

      Yeni bir işe başlarken, ya da bir risk alırken hayatımızda 'güvenmek' isteriz birilerine ya da birşeylere. Sırtımızı dayamak isteriz sağlam olduğundan emin olduğumuz bu güvendiklerimize. Belki de bazen hayatın kendine güvenmek gerekiyor kimbilir... Aşağıda güzel bir alıntı var 'güven' üzerine. Okuyalım hep birlikte:

 

En zor koşullarda bile; 'güvenmek'

 

      Bir iş adamı büyük borç içindeydi ve hiç bir çıkış yolu görmüyordu. Parkta bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı, firmasını iflastan kurtaracak bir yol var mı diye düşündü.

 

      Birden, yaşlı bir adam önünde belirdi ve "Birşeyin seni rahatsız ettiğini görüyorum"

dedi. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra, ona "sana yardım edebileceğime inanıyorum" dedi. Yaşlı adam, işadamının adını sordu, bir çek yazdı ve eline verirken "bu parayı al ve tam 1 sene sonra benimle burada buluş, o zaman borcunu ödersin." dedi.Ve yaşlı adam hızla gözden kayboldu.

 

      İşadamı çeke baktı. Çekte 500.000 Dolar yazıyordu. İmza ise John Rockfeller'a

aitti, dünyada o zamanın en zengin adamı. "Tüm parasal sorunlarımı bir hamlede  temizleyebilirim!" diye farketti. Ama bunun yerine bu bozulmamış çeki kasasına sakladı. Sadece onun orada oldugunu bilmenin, işini kurtarmak için bir yol bulmasında kendisine yardımcı olabileceğini düşündü.İyimserlikle daha iyi işler almaya ve daha uzun vadeli ödemelerle işlerini götürmeye başladı. Büyük işler aldı. Birkaç ay içinde borçlarından kurtuldu ve tekrar para kazanmaya başladı.

 

      Tam 1 sene sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatte yaşlı adam belirdi. Ama tam işadamı ona çeki verip başarı hikayesini paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve yaşlı adamı yakalayarak "Umarım sizi rahatsız etmiyordu. Huzurevinden sürekli kaçıyor ve insanlara kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor" dedi.

 

      Hemşire yaşlı adamla ordan uzaklaşırlarken şaşkın işadamı dondu kaldı. Tüm sene boyunca işler alıp, işler kapatmıştı; arkasında yarım milyon dolar olduğuna ikna olmuş olarak.

Birden, hayal veya gerçek farketmez, hayatını değiştirenin para olmadığını farketti. Hayatını değiştiren, peşinden gittiği, herşeyi başarmasını sağlayan; 'kendine güven'di...

 

**************

 

Kahve içme yaşı küçülüyor

 

      ABD'de yapılan araştırmalar, gençlerin daha çok kahve içmeye başladığını göstermiş. 2001 yılında kahve dükkanlarına gidenlerin %10'u 18 yaş altı iken 2006'da bu oranın %13 olduğu tespit edilmiş. 2002 yılında 18-24 yaş grubunun %24'ü kahve içerken, bu oran 2006'da %37 olmuş. Kahve içmenin gençler arasında giderek daha çok tercih edildiğini belirten uzmanlar, bunun gençlerdeki bağımlılık eğilimini de bir şekilde tatmin ettiğini belirtmekteler. Amerikan Çocuk Akademisi uzmanları ise özellikle genç kızların zayıflamak için yemek atlayıp, bunun yerine bol kahve içmelerini kaygıyla karşılıyorlar. Kahve kullanıldığı zaman değil de kesilince başağrısı, konsantrasyon güçlüğü, hassasiyet, mod değişikliği gibi belirtilere yol açtığı ifade ediliyor.

 

   911 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Çocuklarda hiperaktivite...
22 Kasım 2008, Cumartesi   Adamızın ilk meyvesi: Nar
01 Kasım 2008, Cumartesi   İçimizdeki Şifa
25 Ekim 2008, Cumartesi   Zeytin’in ardından
18 Ekim 2008, Cumartesi   Dünya ‘Gıda’yı Konuşuyor
11 Ekim 2008, Cumartesi   Gıdalardaki Mineraller
04 Ekim 2008, Cumartesi   Mineraller
27 Eylül 2008, Cumartesi   Tanrıların armağanı: ARMUT
14 Eylül 2008, Pazar   Lifli Gıdalar ve sağlığımız
07 Eylül 2008, Pazar   Veee Renkler...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital