Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
'Ecstasy'ye 8 yıl
UBP Genel Sekreterini seçmedi
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



Korkunun ecele faydası

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Eylül 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ağzından tükürükler saçarak Londra Victoria otobüs terminalinin yakınındaki McDonald's şubesine giriyor. Uzun saçlı, kirli sakallı, orta yaşlı bir adam... Sırtında pardesü, ayağında bot... Ağzında hezeyan.

Boş midem için sıradan ama iş gören bir siparişte bulunmak için birkaç kişiyle birlikte sırada bekliyorum. Şaşkın ve tedirgin bakışlara karşılık baş döndüren bir "korku" timsali mahluk. Boş mideye karşılık tükürüklü panik. Hoş bir denklem değil.

"Dışarıda bir adam elinde tabancasıyla önüne geleni vuruyor! Polisi arayın! Hemen!" diyor. Müşteriler ve çalışanlar sessiz... Kimse bir şey demiyor, yapmıyor. "Polisi arayın! Bana inanmıyor musunuz yoksa?"...

Tık yok... İnanmıyoruz, izliyoruz... Tuhaf bir kurgusal karakteri izler gibi. Ama öyle. Söyledikleri de, kendisi de gerçek olamayacak kadar korku dolu, korkak. Dışarıda önüne geleni tabancasıyla vuran bir adam yok.

İddiasının arkasında birkaç dakika durabiliyor. Ne kadar deli olsa da ısrarı yetersiz, güçsüz. Tezgahın arkasına saklanmaya çalışıyor, fakat bir çalışanın kendisini kolundan tutup çekmesi üzerine biraz bağırıp çağırıyor... Ardından söve saya caddenin yolunu tutuyor.

Yemeğimi bitirip, otobüsüme doğru yürümeye başladığımda aynı istikamette yoluna devam ettiğini görüyorum. Kalabalık arasında sayıklıyor. Herkes koşuştururken, o sendeliyor. Biraz üzgün gibi. "Benim şuurum yerinde... Bana inanmıyor musunuz? Şuurum yerinde," diyor. Kaldırımlar dinliyor. Belli ki paranoyanın son durağında yaşıyor.

Şehirlerde aniden patlayan bombalar, yok yere yok olan hayatlar (baskın politik görüşün "terör" başlığı altında topladığı karmaşık hisler ve çıkarlar yumağı), bu tür gündelik sahneleri ve kayışı koparmış karakterleri bir nebze anlaşılır kılıyor aslında.

Havaalanındayken acele ediyorsanız veya telaşlıysanız, çantalarınızdan birini bir köşede unutmanız artık yasak... Bu yasağı gözeten kural ise basit bir unutkanlığın bile tahammül edilmemesi gerekliliği... "Gözetimsiz bırakılan çantalar yok edilecektir." Kuralın altmetni: "Soğukkanlılık yasak, korkmak zorundasınız." Akılcı şüpheciliğe zaman yok, teröre karşı aşırı paranoya kanun hükmünde.

Neredeyse tam altı yıl önce, 11 Eylül olaylarıyla birlikte küresel boyutta resmiyet kazanan ve nispeten sessizce süren bir savaş var. İsmi "teröre karşı savaş." Bir ruh haline, bir şuur yetmezliğine karşı savaş. Ama teröristler? Etraflarındaki dünyaları patlatan canavarlar? Onlara karşı ne pahasına olursa olsun savaşmayı mübah saymak lazım değil mi? Kesinlikle lazım. Fakat teröristin kimliğini tespit etmenin zorluğunu iyice kavramak ön şartıyla...

Unutulan bir çantanın veya kafayı yemiş bir serserinin uyandırdığı karmaşık hislerden öte, terörün ve teröristin, teröre karşı savaşan güçlü devletlerle tarihsel flörtü gözden kaçmamalı. Kim suçlu, kim masum, karar vermek artık çok zor.

Bu tuhaf savaşın ilan edilmesine vesile olan 11 Eylül olaylarını kimlerin gerçekleştirdiği hala daha bilinmiyor.Bush yönetiminin "kanıtları" da, Amerikan hükümetini suçlayan "komplo" iddiaları da henüz yetersiz. Ağzından tükürükler saçan adamın hastalığının belirtileri ve o belirtilerin bize anlattıkları da tam bu noktada önem kazanıyor bence.

Hepimiz kime inanacağımızı bilememekten ibaret bir siyasete mahkumuz artık. Uçaklar gökdelenleri delerken, bedenler işlek caddelerde infilak ederken, kimin bize niye saldırdığı sorusuna cevap, kanıtlara önem vermeyen ve ellerinin altındaki güce iman eden egemenlerin iki dudağı arasında. Onlar söylediklerine gönülden inanırken, biz sadece olup biteni izleyebiliyoruz.

Düşmanı ilan ediyorlar, hedefi gösteriyorlar, korkularımızı tanımlıyorlar. Onlar, "Bana inanmıyor musunuz? Şuurum yerinde" diye haykırırken, tükürükler saçarak şiddete sığınırken, biz büyük ihtimalle olanı biteni pek önemsemiyoruz ve başımız öne eğik, cadde kaldırımlarını aşındırıyoruz. Ta ki birileri yanıbaşımızda patlayana kadar... Korkunç olan da bu ihtimalin ta kendisi zaten. Hayatı istila eden bu siyasi delilik karşısındaki ölüm sessizliğimiz. Korkunun ecele faydası, bu sessizliğin sebeplerini kendi kendimize yüksek sesle anlatabildiğimiz zaman anlaşılır olacaktır.

   1499 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital