Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
'Ecstasy'ye 8 yıl
UBP Genel Sekreterini seçmedi
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



"Vicdansız Ret" olsa?

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Şubat 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

"Kıbrıs'ta Vicdani Ret İnisiyatifi" diye bir örgütlenme varmış. Bir dosttan duydum, çok sevindim. Uzun uzadıya tartışılması gereken bir konu. Umarım arkadaşlar gündemi sürekli meşgul etmeyi başarırlar. Kolay bir mesele değil. Sağlam, ilkeli bir duruş gerektirir militarist otoriteyi ve dolayısıyla zorunlu askerliği reddetmek. Fakat esas sorun, anti-militarizmin türlü imkansızlıklar ve çelişkilerle cebelleşmeyi içermesidir.

Bence üzerinde düşünülmesi gereken en önemli çelişki, anti-militarist duruşun "vicdani ret" ve "sivil itaatsizlik" arasındaki fark ile yüzleşememesinden ve o farkı tartışarak eritememesinden kaynaklanmaktadır. Alman düşünür Hannah Arendt bu konuya "Sivil İtaatsizlik" başlıklı makalesinde netlik kazandırmıştır (Yakup Coşar'ın çevirdiği "Kamu Vicdanına Çağrı: Sivil İtaatsizlik" adlı kitapta bu makaleyi ve benzer çalışmaları bulabilirsiniz).

Belli başlı otorite merkezlerini koruyan, onlara dokunulmazlık sağlayan yasalara nasıl karşı çıkılabilir? Bu soruya Philip A. Hart adlı bir Amerikan senatör vaktinde ilginç ama garip bir cevap vermiştir: "İtaati reddedenlere gösterebileceğim anlayış, bunların kanunun verebileceği her türden cezayı kabule hazır olmalarıyla sınırlıdır". Bu cümlede yalnızca gerçekçi ve hukukun öncelliğine inanan bir siyasetçinin itaatkarlık savunusunu görmemeliyiz. P. A. Hart, etkili ve politik sivil itaatsizliğin nasıl olması gerektiğini tanımlıyor aslında.

Bunun birincil örneğini Antik Yunan filozofu Socrates'in ölümünde görebiliriz. Yerleşik değerleri, gelenekleri, dolayısıyla otoriteyi sorgulayan Socrates, ölümüne sebep olacak yargılanma süreci sırasında kaçmayı, sürgün olmayı reddetmiş ve başkaldırdığı otoritenin vereceği cezayı kabullenmişti. Socrates'in meşhur örneği ve Hart'ın gerçekçi tanımı sivil itaatsizliğin olmazsa olmaz kuralını, yani itaati reddeden bireyin kendine karşı "vicdansız" ve insafsız olması gerektiğini anlatmaktadır.

Vicdan bireycidir; bireyin kendi sıhhatini ve rahatını düşünmesini sağlar ve bu temel bencilliğe ahlaki bir kılıf uydurur. Vicdani ret bu yüzden kolayca kişisel çıkarların gölgesinde kalabilen bir yöntemdir. Sivil itaatsizlik ise bireysel haklar ve ahlaki inançlardan öte bir politik örgütlenme ve toplumsal çoğulculuk hedefleyen kamusal bir hak olmak zorundadır. Sivil itaatsizlik vicdanın sesine kulak veremez; kalabalıklaşmak, her kafadan çıkan (ama vicdan gibi kafa içinde hapsolmayan) seslerden bir koro oluşturmak zorundadır.

"Kıbrıs'ta Vicdani Ret İnisiyatifi" de öncelikle "sivil itaatsizlik" hakkını formüle etmelidir bence. Vicdan kamusal bir görev mi üstlenecektir yoksa kişisel tatmini perçinlemenin yolunu mu açacaktır? Militarizmi ve zorunlu askerliği reddetmek, anti-militarist ve polemik-politik ilkeler ışığında mı gerçekleşecektir, yoksa "passivist-pacifism", yani barışsever edilgenlik yoluna sapıp, bireyci ahlak demagojisi yaparak şahsı yaşadığı toplumdan daha da bağımsızlaşıp uzaklaşmaya ve yabancılaşmaya mı itecektir?

(Anti-militarizm ile barışseverlik birbirlerinden ayırt edilmelidirler. Birincisi savaşların kaçınılmazlığının bilinciyle radikal ve düşmanını tanımlamaktan çekinmeyen bir karşıtlığa (anti) eğilimlidir; ikincisi savaşsız bir dünya hayaliyle savaşı -cin çıkarır gibi- lanetleyerek yok sayan ve karmaşık gerçekler karşısında sinen platonik bir aşka (sever) mahkumdur. Anti-militarist bireyin nirengi noktası, "sevgi, barış ve bireysel özgürlük" değil, "husumet, savaş ve toplumsal dönüşüm" olmalıdır.)

Reddedilen otoritenin acımasızlığını ortaya çıkarmanın tek yolu, vicdani retçinin otorite tarafından acımasızca aşağılanmasını ve ezilmesini sağlamaktır. Bu şekilde retçi birey, "kamu" vicdanına çağrı yapabilmekte, otoritenin insafsızlığını açığa çıkarabilmekte ve kendini feda ederek, yani bireysel kurtuluşu karşısında vicdansızlaşarak politik yaşamı dönüştürebilmektedir.

Bireyin hem kendisine ve hem de hedefi olan/olduğu otoriteye karşı vicdansız, amansız bir eleştiriye başvurması şarttır. Sert ve vicdansız bir özeleştiriye tabi tutulması gereken tipik "vicdani ret" kaygıları vardır. Örneğin, zorunlu askerliği "Ben silah tutmaya karşıyım" diyerek reddetmek anlamsızdır, çünkü "silah tutmak" çoğu kez bireysel iradeyi aşan bir seçimdir. Ülkenize savaş açıldığında veya evinize amansız bir hırsız girdiğinde, kısacası hayatınız tehdit edildiğinde, özgür irade yerini zorunluluk haline bırakır. Mecburi, hatta içgüdüsel "nefis müdafaası" bireye şiddete başvurma hakkını kazandırır.

Militarizm karşısında can derdine düştüğünüz anda "silah tutmamak" veya "savaşa hayır demek" gibi ilkesel duruşlar toz duman arasında yerlerini daha stratejik ve esnek, fakat kategorik ilkeler kadar etkili politik tavırlara bırakırlar. Kontrolünüz dışında gelişip hayatınıza davetsiz misafir olarak giren tehlikeli olaylar ve militarist insanlar, en içsel ve insancıl oto-kontrol yetisi olan vicdanı etkisiz hale getirirler. Vicdanın devre dışı kalmasının en olumlu sonucu ise irade dışı gelişen olaylara itaat etmemeye dayalı politikanın doğuşudur.

Vicdan bir iç diyalog aracılığıyla iç huzur ararken ve kişisel amaçlar doğrultusunda tutarlılık hesapları yaparken, kendinden ötesini görebilen politik varlıklar hayatlarına ister istemez giren ve değiştiremedikleri trajik gerçeklikleri (savaşları, militarist müdahaleleri, belki de "statüko" dediğiniz şeyi) ne nalıncı keseri gibi kendilerine yontacaklar ne de önünde boyun eğecekleri bir kader olarak kabulleneceklerdir. Ne bireysel dürtülere ne de hayatın ördüğü öngörülmez ağa itaat edeceklerdir.

Bu bakımdan militarizmi ret, barışa çağrıyla, bireysel hakların kazanılması ve formal anlaşmaların imzalanmasıyla elde edilecek bir durağanlıkla değil, politikanın "savaşın başka yollarla devamı" olduğunu kavrayan bir apaçık düşman edinme sanatıyla, süreğen bir devinimle yürütülmelidir. Vicdansızlık, ve, kulağa paradoksal gelse de, savaşçılık, militarizme karşı etkili sivil itaatsizliğin mihenk taşları olmalıdırlar.

Çünkü vicdani retçinin karşısında daima can almayı politik bir sanata dönüştürmüş silahlı ve hoşgörüsüz tekeller bulunacaktır. Kendine acımayan, ezik olmayı ezilme pahasına reddeden "vicdansız" retçi, bütün kırılganlığı ve iktidarsızlığıyla, cezasını çekmeye razı olmalı ve bu yolla cezalandırıcının arlanmazlığını afişe etmelidir. "Kıbrıs'ta artık savaş yoktur" diyenlerin hülyalı barış özlemi, bireysel itaatsizliği iplemeyen tankların yollarına güller serpmektedir. Ret barışcıl, bireysel, ve sevgi dolu değil, vicdansız, kolektif ve kışkırtıcı olmalıdır.

   1734 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital