|
Bireysel olarak kullandığımız ve kanıksadığımız nesneler sandığımızdan daha geniş bir kültürel anlama, bir toplumsal etkiye sahiptirler. Sloven filozof Zizek, en "masum görünen" nesnelerin kabullenişinin ardında yatan anlamlılık boyutuna ve dünya görüşlerine "gündelik yaşamın ideolojisi" diyor.
Örneğin, "Anadolu" sigarası içmek, "Efes" yerine "Miller" tercih etmek, mini etek giymek, türban takmak; bunların hepsi bireyin nesneler vasıtasıyla sosyalleşmesini (öznenin nesneleşmesini) sağlayan ve bireyin ister istemez çevresine karşı takındığı politik tavırlar içermektedirler.
Zizek'in gündelik yaşamın ideolojisini anlamak için ele aldığı en kaba ama en somut örnek, "büyük abdesti gelen şahsın dışkısını vücudundan atması", yani amiyane tabiriyle "sıçma" eylemidir. Çılgın filozof, Batı'da üç tip tuvaletin bulunduğunu ve her tip tuvaletin "insan ve insanın dışkısı/kazuratı arasındaki ilişkiye" binaen belli başlı ideolojilere işaret ettiğini söyler.
(Laf aramızda, "dışkı" yerine "bok" diyesim var, ama teknik-bilimsel, yani soğuk-donuk kelimelerle anlatayım ki ne kadar "kaka" bir çocuk olduğum ayyuka çıkmasın. Ayrıca "sıçma" eylemine "büyük abdest" diyor olsam da, bu tercihimin ardında "dini bütün" bir ideolojik tutum bulunmadığını saygıdeğer okura arz ederim.)
Geleneksel Alman tuvaletinde hazneye düşen dışkı, çok ortada ve görünür bir haldedir, herhangi bir hastalık belirtisi için hemen incelenmeye müsaittir. Tipik Fransız tuvaletinde ise hazne öyle bir yapıya sahiptir ki dışkı düştüğü anda haznenin arkasına doğru kayar ve gözden kaybolur. Anglo-Amerikan tuvaleti ise bu ikisinin bir sentezi gibidir; hazne diğer tuvaletlere kıyasla daha fazla suyla doldurulmuştur, böylece hazneye düşen dışkı suyun içinde batmadan yüzer ama incelenmesi mümkün ve pratik değildir.
Zizek'e göre tuvaletlerin yapısındaki bu bariz farklılıklar tesadüfi değildir. Bireyin en itici biyolojik ürünü olan boku (oops!) ve kendisi arasındaki ilişki, bireyin içinde yaşadığı toplumun temel ideolojik yaklaşımına ışık tutmaktadır. Zizek, kendisine ve Lacan'a ilham kaynağı olan bir başka önemli filozoftan, Hegel'den yola çıkarak tuvaletlerin temsil ettikleri farklı yaklaşımları açıklar.
Zizek'e göre Hegel Almanya, Fransa ve İngiltere arasındaki varoluşsal farklılıkları ilk farkeden düşünürdü. Buna göre Almanlar "derin felsefi düşünceleriyle" ve dolayısıyla "ille derinlemesine düşünme kaygısından kaynaklanan tutuculuklarıyla", Fransızlar "devrimci acelecilikleriyle" ve dolayısıyla "radikal ve hırçın politik çıkışlarıyla" ve, İngilizler (ve Amerikanlar) ise "ılımlı, faydacı pragmatiklikleriyle" yani "daha liberal tutumlarıyla" bilinmektedirler.
İşte bu üç farklı varoluşsal yaklaşım o kadar güçlü ideolojilere işaret etmektedirler ki gündelik yaşamın en sıradan hatta en absürd mekanına, yani tuvalete bile yansımışlardır. Alman tuvaletinde ortada ve göz önünde olan dışkı, hakkında düşünülmesi için sabit durmaktadır. Fransız tuvaletinde dışkı hemen gözden kaybolmakta ve insan bu nahoş nesneden böylece hızla kurtulabilmektedir. Anglo-Amerikan tuvaletinde ise gözden kaybolsa da ortalık yerde dursa da sadece sıradan bir nesne olduğu düşünülen dışkının kendi halinde suda dolanıp, iş bittiğinde de üzerinde çok durulmadan, kanalizasyona aktarılması, yani ne derin düşünerek ne de aceleci davranarak, işin pratik yoldan halledilmesi söz konusudur.
Hemen bir soru: Türkiye için de gündelik yaşamın ideolojisini formüle etmeye çalışacak olursak, "alaturka tuvalet" bizlere nasıl bir varoluşsal yaklaşımı anlatacaktır? Elbette, 1- üzerimizdeki yükü boşaltırken oturup rahatlamanın gereksiz olduğunu (alafranga tabiriyle, "cool" olunamadığını), 2- daha önce başka kıçların temas ettiği bir oturağı reddedecek kadar titiz, fakat aynı zamanda oturaksız bir tuvaletin zemininin aşırı derecede kirlenmesine ses çıkarmayacak kadar murdar ve pis olunabileceğini ("100 numarada" bile "ikiyüzlü" olunabildiğini), 3- "biyolojik yük boşaltma" işleminin doğası gereği stres-yokedici ve rahatlatıcı işlevinin tamamen tersine döndürüldüğünü; ayak ve bacak kaslarına yüklenmekten ötürü, "kaka yapma" eyleminin bir "yük boşaltacağım derken kendi kendine yük olma" abukluğundan ibaret stresli bir eyleme dönüştüğünü, anlatacaktır.
Alaturka tuvalet, Türkiye'deki etkili politik ve felsefi yaklaşımın -yani "kaş yapacağım derken göz oymanın"; titizlik ve temizlikle gururlanıp en kirli işlere bulaşmanın; rahatlamanın, yükten kurtulmanın tabulaştırılmasının; bir ordunun yapamayacağını, bireyin kendi kendisine yapmasının- nesnel berraklığa kavuştuğu mekandır. KKTC'de (henüz) yaygınlaşmaması önemli bir politik göstergedir.
|