Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Sigara artık yasak
Annesini dövdü, tutuklandı
Mecbure Esen kurtarılamadı
Banka soygunu soruşturması sürüyor
Cinayette son 4 gün
Şimdi de Avrupa sallanıyor
Büyük Av açılmadan, kaçak av başladı
Greeny sarmaşıkları Girne'de tanıtıldı
"Cezaeviyle ilgili iki önemli hususta anlaşma sağlandı"
Futbolda transfer dönemi sona erdi

YORUMLANANLAR
Arasta'ya 6 milyon [1]
Piknik alanı değil çöplük [2]
Özmen Yılancılar baba oldu [2]
Türkiye'de saldırı, 15 asker şehit [1]
Güney zengin Kuzey pahalı [2]
Rum muhalefet kanadından gençlerin tutuklanmasına sert tepki [2]
BİR YASTIKTA 50 YIL [1]
Çağlar ve Özgürgün, AKPM'nin Kıbrıs kararını değerlendirdi: [2]
Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılar yapılıyor [2]
Lefkoşa'ya cami yapacakmış [19]
Tadı bozuk, yenecek pilav değil [1]
Cezaevini yaktılar [2]
Rumlar AKPM kararına tepki gösterdi [1]
Rapor tek taraflı [3]
Kermiya'da bayram izdihamı [4]



Egemenlik ve dalalet/küfür

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Haziran 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Malmesbury'li Thomas Hobbes 1651 yılında 'Leviathan' adlı büyük yapıtında şöyle demişti: "... kamusal olarak düşünülmesi tayin edilmiş bir görüş, dalalet ya da küfür (heresy: aykırı düşünce) olamaz; ne de bu görüşlere izin veren egemen prensler kâfirdirler. Çünkü kâfirler, meşru egemenlerin yasakladıkları bazı öğretileri inatla savunan özel/bireyci insanlardır."

   Günümüz politik dilinde, "egemenlik" terimi sıkça olumsuz bir anlam ifade etmeye mecbur bırakılmaktadır. "İnsan hakları" söyleminin kozmopolit duyarlılıkları bir taraftan, yerel-yöresel kimliklerin "çok-kültürlülük" adına talepleri diğer taraftan bastırmakta; "egemenlik" terimiyle özdeşleşen merkez otorite olarak "devlet"in, politik yaşamın çoğulcu ve biricik unsurlarını tekdüze varlığıyla tehdit eden baskıcı bir canavar olarak algılanmasına sebep olmaktadırlar.

   Bu yüzden bugün birçok uluslararası siyaset teorisyeni, analizlerine "egemen devletin çökmekte olduğu" varsayımıyla başlayabilmekte ve bu varsayımlarını "serbest piyasanın küreselleşmesi", "uluslararası kuruluşların etkinliklerinin genişlemesi", "teknolojinin ilerlemesi", "azınlıkların merkezi hükümete karşı ayaklanmaları", ya da "insan haklarının evrenselliği" gibi tezlerle destekleyebilmektedirler.

   Bu tip bir düşünce biçiminin kendi kendini baltaladığını düşünüyorum; çünkü, devlet egemenliğinin reddini gerekçelendirmek için kullanılan, yukarıda saydığım birkaç örnek, yeni egemenlik türlerinin ortaya çıktığını iddia etmek için bile kullanılabilecek kadar geniş ve muğlak örneklerdir. Serbest piyasa küreselleştiğinde, "sermayenin egemenliği"; uluslararası kuruluşlar aktif rol oynadıklarında, "uluslarüstü egemenlik"; teknoloji geliştiğinde, "teknik egemenlik"; azınlıklar isyan ettiklerinde, "azınlıkların egemenliği"; insan hakları savunulduğunda, "insaniyetperverlik adına egemenlik" gibi kavramsallaştırmalar mümkün olabiliyor.

   Dolayısıyla, egemenliğin yok olmaya yüz tuttuğu düşünülen alanlarda, egemenlik yeniden yükselişe geçebiliyor. İster alt-kültürler arası ilişkilerde olsun, ister devletler-üstü örgütlerin tepesinde olsun, egemenlik baki kalabiliyor. Demek ki "egemenlik" kavramının yalnızca tipik "ulus-devlet" birimine özgü bir politik nitelik olmadığını fark etmemiz gerekiyor. O halde, devleti aşan egemenliği nasıl tanımlayabiliriz?

   Egemenlik, bir alan üzerinde yaşayan insanlara uygulanan, geniş bir zemine yayılmış aşırı bir otorite biçimidir. Ulus-devlet sınırları içerisinde de, feodal bir krallıkta da, korsanların hüküm sürdüğü Ortaçağ deniz yollarında da, okul sıralarında da, merkezi bürokrasiye karşı çıkan bir köyde de egemenlik ilişkisini gözlemlemek mümkündür. "Egemenlik" kavramı, devletin resmiyetini temsil edebildiği gibi, zalim bir ebeveyn ile zavallı bir çocuk arasındaki asimetrik iktidar ilişkisini de açıklayabilir.

   Sonuç itibarıyla, tarihsel kökeni geç Ortaçağ dönemine uzanan bir kavramdan bahsediyoruz. Egemenlik "modern" bir kavram değildir; bu yüzden modern bir oluşum olan "devlet"e özgü değildir.

   Modernitenin trajik figürlerinden biri olan Malmesbury'li Thomas Hobbes'a dönelim. 'Leviathan'ı yazdığında, yani mitik bir deniz canavarı olan Leviathan'la "politik egemenliği" özdeşleştirmeye çalıştığında, Hobbes çok kaypak bir zeminde hareket etmeye çalışıyordu. Yukarıdaki sözlerini, biyografik bir bilgiyle bütünleştirmek lazım. Hobbes, "kâfirlikle", "dalalete düşmekle", yani "aykırı düşünmekle" suçlanmış birisiydi. Peki Hobbes'un teorisinde, Leviathan'ı, yani egemen otoriteyi birleşerek akit yoluyla, bir toplumsal sözleşmeyle oluşturacak insanlar kimlerdi?

   Bu sorunun yanıtı çarpıcı ve anlamlı: Yazının başında yaptığım alıntıda bahsi geçen "özel/bireyci insanlar", yani egemenin tasvip etmeyebileceği özel düşüncelere, kişisel görüşlere sahip olabilecek, her an dalalete düşebilecek bireyler, İngiliz düşünüre göre, egemenliği tayin etmeliydiler... O dönemin İngiltere'sinde Lordlar Kamarası'na girmiş birkaç piskopos tarafından "yakılmakla" tehdit edilen "kâfir birey" Hobbes, bir kamusal otorite olan egemenin oluşumunu, "her an kâfirleşebilecek bireyler ve onların inatla savundukları özel öğretileri" gibi kolayca sarsılabilecek bir temel üzerine inşa etmişti. Ölümünü isteyen kamusal egemenlerden özel fikriyat bazında intikam alırcasına...

   Günümüzde politika, hâlâ Hobbes'un yaşamında ve teorisinde yer alan bu temel, varoluşsal gerilimle beslenmektedir: Bu gerilimle yaşayabilmek için, Hobbes gibi, egemenin dalalete ve küfüre, yani aykırı düşünceye tahammül edebileceğini ummayıp; herşeye rağmen egemenin yukarıdan baktığı kâfirlerin, yani ayrıksı düşünürlerin desteğine eninde sonunda muhtaç olduğunu hatırla(t)malıyız.

   879 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır
02 Ağustos 2008, Cumartesi   Kara Şövalye ve siyasetin trajedisi



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3326 1.3419
1 STERLİN 2.3424 2.3598
1 EURO 1.8113 1.8240



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ...

Ali Baturay

CEZAEVİNDEKİ SORUNLAR

Hasan Hastürer

"Beş YTL'lik dana eti kuyruk yağı ...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Ya; Talat, KKTC'den söz etseydi?...

Ahmet Tolgay

Ülkemizdeki yabancıların sorunları...

Bilbay Eminoğlu

Görünen köy kılavuz istemez

Omaç BAŞAT

Sabır taşı çatlamaz...

Hüseyin EKMEKÇİ

Cezaevi mi?

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

KADINA SEKSİLİĞİNİ, ERKEĞE GÜCÜNÜ KAYBETTİ...

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

ABD hegemonyası zayıflıyor

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital