Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı
Hem aldatıldılar, hem hapse gittiler
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor
Başkanlık konusunda uzlaşamadılar
Evraklarını yeğenine verdi polise "kaybettim" dedi
Tatbikatlar iptal
Ertuğruloğlu: Herkes mesajı aldı,UBP tek başına iktidara yürüyor
Esnaf tükenme noktasında, acil önlem şart
Öztürk: Ülkede toplanan sütün yüzde 20'sinin fiyatı borsada belirleniyor
Kıbrıs sorununun çözümü, AB'ye katılıma da yardımcı olacaktır

YORUMLANANLAR
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor [1]
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı [2]
KTÖS: Bakanlıkla konuyu netleştirene dek yıllık planlar yapılmayacak [2]
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki" [1]
Avcı: Su sorunu, Anavatan Türkiye'nin desteğiyle çözümlenecek [4]
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek [2]
Güzelyurt kökenli Rumlar, sözde "işgale" karşı yürüyüş düzenledi [5]
Cumhuriyet Meclisi'nin izleyici konumuna sokulması kabul edilemez [1]
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz [5]
İnşaatlar durdu müteahhitler çoğaldı [1]



Auctoritas, non veritas...

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Haziran 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Politika gerçeğe düşman mıdır? 20. yüzyılın belki de en önemli ve kesinkes en "farklı" düşünürlerinden Hannah Arendt bu soruyla yüzleşmek zorunda kalmıştı. Yahudi Soykırımı "Holocaust"un ("total yangın" demektir) mimarı olarak bilinen Nazi yarbay Adolf Eichmann 1961 yılında Kudüs'te yargılanırken Hannah Arendt bir muhabir olarak davayı izlemiş ve Eichmann'ın bir "canavar" olmadığı "gerçeğiyle" karşı karşıya kalmıştı.

Eichmann, Arendt'e göre, "kötülüğün banalliğinin" simgesiydi, çünkü Yahudilerin Nazi ölüm kamplarına yerleştirilmelerini sistematik bir şekilde gerçekleştiren bu yarbay "yalnızca yasalara uyduğunu, yasayla belirlenen görevini yerine getirdiğini" iddia ediyordu. Trajik olan ise şuydu: Eichmann "yalan" söylemiyordu. Birçoğumuzun en büyük politik erdem olarak sorgusuz sualsiz kabul ettiği şeyi yapan, yani "yasalara uyan" biriydi Eichmann. Birçoğumuz gibi sıradan bir insandı, "normal" bir vatandaştı.

Bu "soğuk" ve "rahatsız edici" gerçeği aktaran Arendt çeşitli tepkiler almıştı. Bu tepkilerden biri de (ki Arendt'e "politika gerçeğe düşman mıdır?" diye sorduran da bu tepkiydi) şuydu: Eichmann'ın normal ve sıradan bir adam olduğu "gerçek" olsa bile, "Holocaust" denen korkunç acılar ve suçlar yumağı karşısında "gerçeği" söylemenin ne anlamı vardı ki? Yoksa Arendt "dünya yok olacak olsa bile, gerçek açığa çıksın, konuşulsun" (Latincesi: fiat veritas, et pereat mundus) ilkesine körü körüne inanıyor muydu?

Bu, önemli bir sorudur ve güncel politikaya kıyısından köşesinden bulaşan herkesin kendi hesabına cevaplaması gereken bir sorudur. Politik meselelerin gerçeklerle ne alıp vereceği olabilir/olmalıdır? İçinde yaşadığımız dönem, "gerçeğin" şahsa göre değişen bir "görüşe" tekabül ettiğini, "fikir sahibi" sayısı kadar politik "gerçek" olabileceğini ima ediyor.

Gerçekten öyle mi peki? Gerçek, kaypak ve kaprisli bir mefhum mu? Arendt'e göre, hiç de öyle değil: Değiştirilemez hakikatler, doğruluklar var. "Naziler Yahudileri katletmedi" diyemezsiniz. Hoş, bunu ima eden manyaklar yok değil. Ama bu denli bariz bir gerçeğin inkâr edilmesinden çok, Arendt'in dikkat çekmek istediği şu: Politikanın (politik alanın, politik yaşamın) gerçekleri/olguları göreceleştirmeye, "tartışılabilir görüşler" düzeyine çekmeye tehlikeli bir yatkınlığı var.

Her toplum politikanın gerçeği tahrip etme yatkınlığına maruz kalır aslında. Her toplumda halkın kesin olarak "bildiği" ama dile getirmekten çekindiği "sözde sırları", "sessiz gerçekleri" vardır. İşte tam da "susturulmuş gerçekleri" olan toplumlarda "gerçek" mefhumuna pek yüz verilmez. Gerçek yoktur; tartışılabilen ve bireysel muhakeme yetimizin (dolayısıyla çıkarlarımızın ve gelip geçen heveslerimizin) insafına bırakılan görüşler vardır.

Herhangi bir görüşün gerçekliğini seçme ya da seçmeme, kabullenme ya da reddetme hakkımız saklıdır, hep vardır. Ama somut, değişmez, "olmuş bitmiş" gerçek yoktur. Varsa da, bireyseldir, yeniden gözden geçirilmeye açıktır; yani "toplumsal bir olgu" değildir. Bu fikri, yani "toplumsal olguların en kötü ihtimalle yokluğunu, en iyi ihtimalle tartışılabilirliğini" esastan kabul eden bir toplumda ise, "toplumsal yaşamdan" bahsetmek abestir; çünkü bireylerin ortak bir paydadan hareketle "birliktelik" oluşturabilmelerini sağlayan, "paylaşılan" bir gerçeklik yoktur.

Dolayısıyla Arendt'in günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan bir uyarısı vardır: Kesinleşmiş, kanıtlanmış, verili bilgiler ışığında herkesin üzerinde uzlaşabileceği gerçekler korunmuyorsa, bu gerçekler yadsınıyorsa, bu gerçeklerin unutulması teşvik ediliyorsa; o zaman "fikir/düşünce özgürlüğünü" savunmak büsbütün maskaralıktır. Çünkü tartışılamazlığı açık, varlığı net olan gerçeklerin yokluğunda, politika ancak yalanların ve örtbasların tartışıldığı bir alan olabilir. Teslim ettiğimiz gerçekler olmazsa, politik fikir/duruş sahibi olma hakkımız yalan olur.

Kuzey Kıbrıslılar bu meseleyi iyi düşünsünler. Nesnel ve tarihsel olarak hangi gerçeklere sahipler? Bunları açıkça söyleyebiliyorlar mı? Söyleyemiyorlarsa, buna ne engel oluyor? Geçen hafta saygıyla andığımız Thomas Hobbes'un hatırlattığı gibi politikayı politika yapan veya Nazi yarbayın bile uyduğu yasayı yasa yapan, "gerçek" değil, "otorite" midir (auctoritas, non veritas)? O halde, kimin verdiği, kimin uyguladığı otorite? En azından bu soruya "gerçek" cevaplar verebilmemiz dileğiyle...

   832 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3916 1.4014
1 STERLİN 2.3972 2.4150
1 EURO 1.8957 1.9090



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

İSTESEK DE İSTEMESEK DE (*)

Ali Baturay

"BİZE BİR ŞEY OLMAZ ZATEN!"

Hasan Hastürer

Az bilgi çok laf...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Aman şeytan karışmasın!..

Ahmet Tolgay

KADINSIZ SİYASET... (2)

Bilbay Eminoğlu

74'ten bir anı ve düşündürdükleri

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Görevi bırakmaya hazırlanan İnce'nin ö...

Dilek ÇETEREİSİ

Sigaralar bu kez bahçede yandı

Aysu Basri

SAVAŞ SUÇLARI ve ARKASINDAKİ ACILAR

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Kâvânin (Yasama) Meclisi





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital