Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
'Ecstasy'ye 8 yıl
UBP Genel Sekreterini seçmedi
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



Sol'un "hasımsızlığı"

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Ağustos 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Meşhur neo-Marksist düşünürler Michael Hardt ve Antonio Negri, "Çokluk" (Multitude) adlı eserlerinde, genel anlamda "Sol" mefhumuna değindikleri sırada, günümüz Solcularına bir uyarıda bulunurlar: "Bir zamanlar "Solcu insanları" oluşturan tüm cemiyetler artık yok olup gitmiştir", der Hardt ve Negri. Yirmi birinci yüzyılda varlığını sürdürmeyi ve tarihine karşı dürüst olmayı hedefleyen bir Sol politika bu gerçekle yüzleşmek zorundadır.

Dahası, bu "Solcu cemiyetlerin yok olup gitmesi" durumu, yalnızca Sovyetler Birliği'nin çöküşünden ve gerçekte varolan (ideallerde yaşatılmayan, ütopik olmayan, iktidara oynayan) sosyalizmlerin umutsuz deneylerinden kaynaklanmamaktadır. Aksine bu gibi "reel politik" faktörler, Hardt ve Negri'ye göre, olsa olsa bir pratik eksikliğe, yani Sol politika için uygulamada referans alınabilecek somut bir çerçevenin olmayışına işaret etmektedir.

Dolayısıyla, Hardt ve Negri'nin vurgulamak istedikleri başka bir mesele vardır. Evet, reel sosyalist ülkeler başarısız olmuşlardır, fakat somut tarihsel rejimlerden bağımsız olarak tartışılan, felsefesi yapılan, ve yaşatılan sosyalizmin hâlâ giderme şansına sahip olduğu bir eksikliği vardır: Hardt ve Negri'nin sözleriyle, Sol'un ne olduğuna ve ne olabileceğine dair bir "kavramsal eksiklik"...

Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, Hardt ve Negri'nin "Sol'un eksikliğine" dair temel kaygısı (ki bu kaygı "Çokluk" adlı kitabın nüanslarında hissedilmektedir) daha acı ve basit bir gerçeğe dayanmaktadır: Sol'un geleneksel ve tarihsel olarak bugüne kadar hasmını, yani düşmanını "gayet net bir şekilde" tanımlamış olduğu gerçeği... Bugüne kadar.

Bugüne kadar burjuva egemenliği ve kapitalizm, Sol'un esas düşmanları olarak düşünülmüşse de, yirminci yüzyılın başı, daha korkunç bir hasmın kendisini, benzersiz bir ısrarla, ikiyüzlü fakat etkili bir anti-kapitalist söylemle konuşlamasına ve çoğunlukla küçük burjuvaziden oluşan bir kitleyi mobilize etmesine şahit olmuştur. Faşizm adlı bu şeytani düşman, Sol'a Sol'un kendi söylevsel ve örgütsel silahlarıyla, yani anti-kapitalizm ve kitlesel mobilizasyonla saldırmış, ve böylece Sol'un gelmiş geçmiş en kötü -daha doğrusu, en iyi (?), acımasızca başarılı- hasmı oluvermiştir.

İkinci Dünya Savaşı sonunda, faşizmin yenilmesinden sonra, Soğuk Savaş'ın gölgesinde bile, Sol'un düşmanını ya ABD emperyalizminde ya da Sovyet totalitarizminde görerek, demokrasi ve özgürlük hedeflerine bağlılığını canlı tuttuğunu söyleyebiliriz. Fakat yirminci yüzyılın sonları, "hasımsızlık" şeklinde ortaya çıkan "Sol'un kavramsal krizinin" başlangıcı olmuştur.

Bu krizin yaşandığı esnada, anlaşılabilir bir şekilde, Sol'un eski bir Nazi Partisi üyesi olan ve siyasal olanın "dost ve düşman arasındaki ayrımı yapabilme" yetisinden ibaret olduğu kuramını geliştiren Alman düşünür Carl Schmitt'in çalışmalarına ilgisi aniden artmıştır. Sol, "düşman edinme sanatını" hatırlamak için, Nazi iktidarının baş-hukukçusu, anti-sosyalist Schmitt'ten, kısacası "düşmanından" medet ummaktadır.

Hardt ve Negri'den hareketle özetlediğimiz bu tarihsel-kavramsal süreç, Kıbrıslı Türk Sol'un da hangi çıkmaz sokaklarda volta attığını aydınlatmaktadır. Düşmanını tanımlamayan Sol, "barış" ve "çözüm" gibi dostane kavramlara sığınmakta ve bu kavramların suya sabuna dokunmayan, rahatlatıcı etkileri sayesinde tamamen "kapitalizm yanlısı" olabilmektedir. Sahiden, eğer hâlâ öyle bir politik özne varsa, günümüz Kıbrıslı Türk Sol'u neye, kime, neden karşıttır, düşmandır?

Gerek çözüm, gerekse çözümsüzlük ortamlarında, anti-kapitalizme dayalı bir Sol'un, en azından Kuzey Kıbrıs özelinde, ortaya çıkmayacağı aşikârdır. Halbuki kapitalizmin gelişmesini savunan bir Sol pozisyon da Solcu gelenek içerisinde hep olagelmiştir. Bu bilgiye rağmen, Kıbrıslı Türk Sol'u "kapitalizmin gelişmesinin" ekonomik-politik etkilerine dair hiçbir şey söylememekte, "sağdan soldan dost edinme" telaşı içerisinde eleştirel ve tutarlı hiçbir pozisyon sunmamaktadır. Hasımsızlık güzelce hazmediliyorsa şayet, Sol'un güler yüzlü, hınzır sermayedarlar ve somurtkan, mutsuz kitleler yaratmaktan başka bir işlevi kalmadığı düşüncesi, kendisine "Solcu" diyebilen herkesi üzmeli ve yeniden düşündürmelidir.

   849 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital