|
Bir sabah kalktığınızda, her gün geçtiğiniz sokakta açılan diz boyu çukurlar.
Kaldırımın üzerine dökülen ve yola taşan inşaat malzemeleri.
Hiçbir güvenlik tedbiri alınmadan inşa edilen binalar.
İç organları etrafa saçılmış kedi veya köpek leşleri.
Şehirlerarası yolda hiçbir işaret konulmadan yapılan çalışmalar.
Yol kenarına dökülen ve bir ev boyuna yükselen çöpler.
Taşıdığı taşı veya kumu döke döke giden kamyonlar.
Piknik yaptığınız alanlarda aylarca toplanmayan çöpler.
Her geçtiğinizde dağları biraz daha kemiren, ormanları yok eden taş ocakları.
Yeni ekilen ve büyüme savaşı veren fidanlar içinde dolaşan başıboş keçiler.
Ücretsiz girilen kumsallarda diz boyuna varan envai çeşit pislik.
Yanan çöplükler, leş kokan dereler, açıkta akan lağım suları.
Tüm bunları gördüğünüzde "bu memleket sahipsizdir" duygusuna kapılıyor musunuz?
***
Dünya çevre gününde yine beylik nutuklar atıldı.
Okul çocuklarının ellerine tutuşturulan poşetlerle sahiller temizlendi ve "çevremizi temiz tutmamız" gerektiğine ilişkin vaazlar verildi.
Sanıldı ki okul çocuklarının çöp toplaması çevreyi katledenin devlet olduğu gerçeğini perdeleyecek.
Televizyonların akşam haberlerinde, gazetelerin renkli sayfalarında poz poza çöp toplamakla bu memleketin yaşadığı çevre rezaleti gözlerden saklanacak.
Ve böylece bir dünya çevre günü de savuşturulmuş olacak.
***
Şehirler köstebek yuvalarından farksız oldu.
Dileyen dilediğince pisliğini istediği yere bırakabilmekte.
Bitmek bilmez inşaat furyasında yayaların can güvenliğini tehlikeye atarcasına, araçlara kaza yaptırma pahasına inşaat malzemeleri aylarca kaldırımları ve yolları işgal etmekte.
Şehirlerarası yolların kenarları çöp yığını ve hayvan leşleriyle dolu.
Taş ocakları ise tam bir felaket.
Onca söylenene karşın ormanların en büyük düşmanı taş ocakları.
Çıkardıkları tozlar ağaçları nefessiz bırakıyor, patlattıkları dinamitlerle her gün ormanlar biraz daha yok oluyor.
Bu ülkede her köşeden pis kokular yükseliyor.
Tüm bunları ya devlet yapıyor ya da devlet temizlemiyor.
Düşündükçe "bu ülke sahipsizdir" duygusuna biraz daha teslim oluyoruz.
Öğretilmiş çaresizlikle umursamaz oluyoruz.
Bunca felaket kaderimizmiş sanıyoruz.
Artık hiçbir şeyin düzelmeyeceği düşüncesi genlerimize kadar nüfuz ediyor.
Ve bu ülkeyi kaybediyoruz gerçeği anlımıza sürülmüş kara bir leke gibi sürdürüyoruz yapay gündemlerle tatlandırılmış hayatlarımızı...
|