Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana
Rütbeler iki yıl sonra geri alındı
'Karar seçimlik'
Ölümlü trafik kazası sanığı itham edildi
30 milyon TL alacak var
Kime karşı alıyorsunuz?
Hırsızlıkla suçlanan çocuklar 5 gün daha tutuklu
Bıçaklı saldırı olayının zanlıları, 8 gün daha tutuklu

YORUMLANANLAR
Tam bir skandal [7]
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [2]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [2]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [3]
İngiltere donuyor [1]
Eroğlu: Erken seçim kararı mecburiyetten alındı [1]
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine" [1]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [7]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [2]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Talat, seçim sürecinde tarafsız kalacak [2]
Maaşlar yargıda! [5]
Avcı: ÖRP, kilit parti olacak [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [3]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]



Yaşama ağlayarak merhaba...

Hasan Hastürer

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Kasım 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Önce kucağıma almaktan korktum... Minik bir yavru sonuçta... Ama sonunda aldım... Uzun uzun baktım Lara'mızın yüzüne... Yolun tam başındaydı... Ve hiç ama hiç kimsenin bilemeyeceği, önceden kestirilemeyen bir yaşam yürüyüşünün ilk anları... Uzunluğunu da bilen yok... O nedenle değil mi ki, "Sağlıklı, mutlu ve başarılı uzun bir ömür" dileriz her doğan bebeğe...

 

  İnsanoğlu doğduğu zaman bilgisayardan benzetmeyle tertemiz bir hartdiske sahipmiş.

  Oraya yazmaya başlar yaşam gözlemlerini, deneyimlerini... Ama ne kadar ilginçtir yazılanlardan anımsananlar 5-6 yaşla başlar.

  Halbuki uzmanlar çocuğunun kimliğinin 3-4'lü yaşlardan en genel hatlarıyla şekillendiğini söyleyip, ana babayı uyarır...

  Kimse doğumunu anımsamaz.

  Anımsanmayan doğum ve anımsanmayan bebeklik, ilk çocukluk günleriyle ilgili anı dinlemek ayrı bir tad taşır herkes için.

  *            *            *

  Benim ebem bir Rum'du.

  K. Kaymaklı'da 1940'lı 50'li yıllarda doğan pek çok kişinin ebesi Büyük Kaymaklılı Rum Ebe Theodora'ydı. Dümen ile sella dediğimiz oturma yeri arası kavisli, ebe velesbiti dediğimiz bir bisikleti olduğunu daha sonra anımsarım.

  Kerpiçten evimizde ebenin sorumluluğunda rahmetli Huriye Aba'nın katkılarıyla, kardeşlerimin en sonuncusu, en küçüğü olarak dünyaya geldim. Bu nedenle benim için, " Tekne kazıntısı" diyenler var...

  Yıllar geçti bu kez önce 1976'da oğlum Serkan'ın ardından 1980'de kızım Seran'ın doğum heyecanını yaşadık. İkisi de Mustafa Erbilen'in ellerinde yaşama merhaba dedi.

  Ailemin çoğu Londra'da olduğu için çocuklarımın doğum heyecanını eşimle yalnız yaşadık... Çok hoş bir duyguydu... Ancak insan çocuklarının geleceğini düşündüğü zaman sorumluluğun ağır bir yük olduğunu daha o an hisseder.

  *           *          *

  Yıllar su gibi akıp geçer.

  İnsan pek çok şeyi kontrol eder de zamanı durdurarak kontrol etmek olası değil. Zamanı durdurmak mümkün değil... Bütün mesele akıp giden zamanı en iyi şekilde değerlendirip, kazanılmış hale getirmek.

  Zaman göz açıp kapayana kadar geçti, çocuklar evlendi...

  Şimdikilerin genelde acelesi yok...

  Sonunda Serkan ve eşi Esra karar verdiler... Aile çoğalacaktı... Hamilelik haberini getirdiler önce... Sonra kesinleştirmek için bazı tahliller daha... Dr. Musa Olgu, doğum yolculuğunun kaptanı seçildi.

  Önce hamilelik... Sonra cinsiyet merakı... Kesinleşene kadar gel gitler... Erkek egemen toplumun doğal sonuçlarından biri Serkan, erkek çocuk istedi... Ama sonuçlar "Kız" dedi.

  *          *          *

  Tıpta ilerlemeyi bu süreçte yaşayarak gördüm.

  Bebeğin gelişimi her kademede gözlendi.

  LETAM'da ki ileri tetkikte Serkan ve Esra benim de orda olmamı istedi, gittim. Çocuğun başından, ayak ucuna kadar tüm tetkikleri yapıldı... El - ayak yapısı, cinsel organı, böbrekleri, diyafram, kalp yapısı, kapakçıklar, ciğer yapısı, beyin.. Kısaca her şeyi... Bazı hastalıkların varlığı da öğrenilebiliyormuş meğer...

  *           *        *

  Tartışılır yanı ağır basmasına rağmen sezeryan tercih edildi. Öyle olunca gün de belirlendi... On birinci ayın, on biri...

  Dün aile boyu o müthiş heyecanı yaşadık.

  Bu yazdıklarım aslında benzer süreci yaşayan herkesin yaşadıkları... Onların serüvenidir de bu yazdıklarım...

  Anne adayı Esra, ameliyathaneye alındı... Tüm ekip içerde... Ve ansızın içeriden bir çocuk sesi... Genelde ağlamak, hüznü, sıkıntıyı, acıyı çağrıştırır... Sevinç gözyaşları akla gelmiyor ağlamada önce...

  Ama doktorun ellerinde anne rahminden çıkarılan minik yavrunun yaşama merhabası ağlayarak oluyor işte... O ağlama, "Hey neredesiniz ben doğdum" diye seslenir gibi...

  Eminim gülmeyi bilse ağlamak yerine kahkaha atardı...

  *          *           *

  Şimdi görsel teknoloji ilerledi... Hem fotoğraf hem hareketli görüntülerle o an kayıt altına alınıyor... Daha ameliyathaneden çıkmadan görüntülerine bakıyoruz...

  Hayat bağı olan, göbek bağına sıkı sık sarılmak istiyor... Tutuyor da... Ne bilsin ki artık anne karnında beslenme yok... O bağın işlevi bitti...

  Dışarı uzatılıyor... Çocuk Doktoru Şaziya Hanım, "Maşallah" deyince, "Kız - erkek farketmez, yeterki sağlıklı olsun" temennisi de yanıtını buluyor...

  Kucaktan kucağa bir tur ve yatağına uzanıyor...

  Gözleri açık... Fıldır fıldır etrafa bakıyor... Tıp ne derse desin sanki de duyduklarıyla, gözünün önünden geçenlerle yaşamı gözlüyor...

  Önce kucağıma almaktan korktum... Minik bir yavru sonuçta... Ama sonunda aldım... Uzun uzun baktım Lara'mızın yüzüne... Yolun tam başındaydı... Ve hiç ama hiç kimsenin bilemeyeceği, önceden kestirilemeyen bir yaşam yürüyüşünün ilk anları... Uzunluğunu da bilen yok... O nedenle değil mi ki, "Sağlıklı, mutlu ve başarılı uzun bir ömür" dileriz her doğan bebeğe...

  ... Yazılarımın merkezinde ben hiç olmadım... Ama yazdıklarımda yaşadıklarımın ruhu hep var... Dün gündem gene doluydu... Gün başlarken dert yüklü insanları gene dinledim... Kıbrıs konusu gene konuşuldu, ama bu yazdıklarımı paylaşmak istedim sizlerle...

 

  Günün sözü:

 

  Sevgisiz yaşam, acı suya benzer

   655 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
09 Ocak 2009, Cuma   Gaderi gara Lefkoşam...
08 Ocak 2009, Perşembe   19 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı seçimi de olamaz mı?
07 Ocak 2009, Çarşamba   Sevgi çemberiyle ortak insani dayanışma
06 Ocak 2009, Salı   Hade hayırlısı olsun...
05 Ocak 2009, Pazartesi   Dikilitaş hukuğunun bedeli...
04 Ocak 2009, Pazar   K. Kaymaklı'daki çıkmaz sokağımızı konuştuk...
03 Ocak 2009, Cumartesi   Siyasi çoban iyi ya da kötü olmuş ne fark eder?
02 Ocak 2009, Cuma   Kıbrıs sorunu "out" iç sorunlar "in"...
01 Ocak 2009, Perşembe   2008'in son gününde Londra'ya dokunurken...
31 Aralık 2008, Çarşamba   Şöyle bir geriye dönüp bakınca...


Yorum Sayısı:   3
  AZİME YEŞİLPINAR         - MAGOSA 27 Aralık 2008, Cumartesi 11:06 
Sevgili Hasan Hastürer,toplum konularına en duyarlı gazeteci sizsiniz ve bunun için size çok teşekkür ederim.Ama benim canım arkadaşım MELEK İNSAN ZELİŞ için hiçbirşey yazmadınız.Ben onunla 1993 yılında İstanbul a üniversiteye okumaya gittiğim zaman tanıştım.4 yıl aynı evi paylaştık birgün dahi tartışmadık öyle bir insan düşünün melek içim yanıyor neden o diye o da eminim gittiği yerden aynı soruyu soruyor.Sizden istediğim bu olayların unutulmasına ve bir daha tekrarlanmasına izin vermemeniz.Hiç kimse böyle bir ölümü hak etmez ama benim rakadaşım hiç hak etmezdi.Onu tanısaydınız ne anlatmaya çalıştığımı daha iyi anlardınız. Onun gökyüzüyle buluştuğu zaman sizde dede oldunuz siz o günüzünü düşünün ve birde ZELİŞ İN ailesine yaşatılan acı düşünün ve bu olayın unutulmasına ve tekrarlanmasına izin vermeyin.Canım arkadaşım ZELİŞİM SENİ SEVİYORUM.Umarım bu konuyu tekrar dile getirirsiniz ve benim arkadaşım boşu boşuna ölmemiş olur .Şimdiden çok teşekkür ederim .Lütfen bu yazızı HASAN HASTÜRERE İLETİLSİN.
  yalçın e.         - lşa 13 Kasım 2008, Perşembe 13:00 
hayırlı olsun daha nice torun sevgisi görmeniz dileğiyle....görmeyi bekleyipde göremeyen anneleri unutmayalım...
  Sevilay Sadıkoğlu         - Lefkoşa 12 Kasım 2008, Çarşamba 12:01 
Sevgili Hastürer, torun sahibi olmak hakikaten dünyanın en güzel duygusu. Hayırlı olsun, sevgiler.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5451 1.5560
1 STERLİN 2.3340 2.3513
1 EURO 2.0988 2.1136



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Ortak devlet gibi ortak demeç de olmaz!

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Hasan Hastürer

Gaderi gara Lefkoşam...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (54)...

Akay Cemal

'Karasuları', Rus tatbikatı ve ...

Ahmet Tolgay

Klasik Sinema Kuşağımızda yarın akşam: WES...

Bilbay Eminoğlu

Bu ne biçim dünya?... Bu ne biçim insanlık...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

SİNAN AYGÜN VATANDAŞ MI OLACAK?!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital