|
Soğuk savaşın hüküm sürdüğü, kolonilerin karanlık kahramanlarının vatanseverlik edebiyatı altında masum insanlara namluları yönelttiği yıllardı...

O bir öğretmendi...
Adı Leman'dı...
Köy halkı arasında adının deliye çıkması, herhalde eşinin o zamanların sendikacıları arasında bulunmasından kaynaklanacaktı...
O dönemlerde adam karalama, şimdiki dönemden çok daha kolaydı...
Alnınıza bir kere vurulan "kara damgayı" silmek öyle pek kolay değildi...
İşte, bu "Deli Leman" denilen kadın, bizim anaokul hocamızdı...
İyi bir eğitimci, taviz vermez bir disiplinciydi...
Bu nedenle, yaptığım muziplikler nedeniyle beni cezalandırdığında ona kızsam bile, aradan uzun yıllar geçince onu haklı bulacaktım...
Çocukluğun verdiği o uçarılıkla dayak attığımız sınıf arkadaşlarımızın ağlaması, bizi o günler mutlu etse bile sonraki yıllarda epeyce üzecekti...
Acaba, bazı masum insanları vurarak cinayet işleyen karanlık adamlar hiç yaptıklarından pişmanlık duydu mu, bilemeyeceğim, ama çoğunun gece yarıları ürpererek uyandıklarından eminim...
* * *
Soğuk savaşın hüküm sürdüğü yıllardı ve emperyalistler kendi ülkelerinde sendikacılar için gösterdiği hoşgörüyü ne hikmetse kolonilerinde göstermiyordu...
Nedense herkes, kendi kapısının önünü temiz tutarken, hizmetkarların kapısının önünü kirli bırakmayı yeğliyordu o yıllar...
Ve paralı hizmetkarlar, kendilerine ucuz edebiyatlarla militan buluyorlardı...
İşte, Leman hoca ile eşi Ahmet Sadi ki, daha sonra Erkut adını alacaktı, bir akşam vakti vurulmuşlardı...
İşin ilginç yanı ise o vurulma olayında, ancak filmlerde görülecek bir dramın yaşanmasıydı zihinlere kazınacak olan...
Leman Hanım, saldırganlara vücudunu siper edecek ve mermilere kendisi hedef olacaktı...
İşte bu cesur girişim, hem kendinin hem de kocasının hayatını kurtaracaktı...
Ve biz, günlerce o sekilerdeki kan izlerine biraz da ürpererek bakacaktık...
Birçok insan ise o yıllarda, vurulmaktan kurtulamayacak, hatta bazıları gazete sayfalarına ilan verdikleri günün gecesi vurulacak ve vurulma olayı ertesi gün artık fayda etmeyecek ilanlarla aynı gazetede yer alacaktı...
Kapıdan çıkarken büfenin üzerinde duran fotoğrafa bakıyorum...
Aslından büyütülmüş bir fotoğraf...
Altındaki tarih 1953...
Yani elli üç yıllık bir anı fotoğrafı...
Leman Hanım ortada ve tam yirmi çocuk kollarının arasında...
On yedi erkek ve üç kız...
Kimi önlüklü kiminin bayramlık giysileri sırtlarında, sonradan yaşayacaklarının bilinmezliği içinde bakıyorlar objektife...
Kimler yok ki aralarında...
Onların hikayelerini yazarsak, hepsinin kendine özgü bir hikayesi vardır kuşkusuz...
Boşuna dememiş adam; "Hayatım roman" diye...
Aslında en güzel romanlar gerçek hayat hikayeleridir bana göre...
Not: Bu fotoğraftaki kişilerin bazıları rüzgara savrulup gitmiş, bazıları her türlü koşula karşı direnmiş, bazıları ise adressiz kaçaklara benzemiştir..
|