|
"Yürü oğlum, yürü" diye bağırdı arkamdan...
Kendini siper edecek bir fedai gibiydi...
"İki paralık Rum bizi önüne kattı" dedi sonra....
Ben yürümüyordum, koşuyordum...
Yüzlerce merminin insanın kulağını sağır eden o karmaşada, yürümenin değil de, koşmanın doğru olduğunu saptamışım demek...
***
Bir kilometrelik veya bir millik yolu, kaç dakikada geçtiğimi hiç hatırlayamayacaktım...
Bütün insanların evlerine çekileceği, bizim sokaklarda unutulacağımız geceyi yaşayacaktık o gün...
Nefesler tutulmuş, hiç gelmeyecek düşmanın son darbeyi nereden vuracağını beklemeye başlamıştık...
Ses yoktu, kimse konuşmuyordu...
Kadınların gözbebekleri korkudan büyümüştü...
Sanki yüzlerindeki tüm kan çekilmiş gibiydi...
İnanılmaz bir oyunun son sahnesini izliyorduk sanki, oyun sahnesine konan bir bombanın paniğini yaşıyordu insanlar...
Bir gün değil, bir dakika sonra neler olacağını kimse kestiremiyordu...
Tıpkı Bekir Sıtkı Erdoğan'ın ünlü Marya şiirinde dediği gibi; "Hani birdenbire etrafınızı sapsarı bir şüphe sarar ya, işte öylesine berbat bir hal var. Hiçbir şey düşünmek istemiyorum."...
Düşüncenin bittiği yerdi bizim yaşadığımız o anlar...
Gelmesi muhtemel bir saldırının, kimlerin yaşamına mal olacağının tedirginliğiydi bu...
Oysa olanlar olmuştu...
***
O küçük yapısıyla kime hizmet verecekti Hamitköy, eski adıyla Mandrez veya Hamit'in mandıraları...
Kendisine ihanet edip birkaç kilometre öteye geçen öz varlıklarına mı, yoksa en büyük varoşun telaşlı adımlarla koşup geldiği beklenmeyen misafirlerine mi?...
Tek belirsiz nokta buydu aslında...
Binlerce insanın kapısına dayanması inanılmaz bir olaydı...
Gözlerindeki hayret ifadesi, meseleyi tüm canlılığı ile ortaya koyuyordu...
***
Saatler öğle vaktini gösteriyordu...
Ölüme dair kuşkulu bekleyiş devam ediyordu...
Oysa ki, insan bir defa ölüyordu ve kendi hesabına ölüyordu...
Yaşarken en büyük kötülükleri yapan insanoğlu, ne acıdır ki, ölüm karşısında acizleşiyor ve bir utanç abidesine dönüşebiliyordu...
Bu nedenle birçok kişinin Hoca Teğmen dediği ve benim büyük saygı duyduğum Üsteğmen Mustafa Orhan, İskele savunmasında, teslim olmamış ve bayrağa sarılarak düşmanının bile hayret dolu bakışları arasında intihar çıkışı yaparak şehit olmuştu...
Bazı kendini bilmezler "Bunlardan asker olmaz" dese bile, bunların yarattığı destanların gerisinde kalmanın utancını yaşayacaklardı...
SÜRECEK
|