|
Süpermarketin ne olduğunu 1980'den sonra öğrenenler, o 1963'lü yıllarda Sönmez Arap'ın marketini görmeleri gerekirdi...
Benim yaşamımda karşılaştığım ilk süpermarket onların marketiydi...
Sönmezler zenciydi, ama Türktüler...
Babaları Sami Dayı, İngiliz'den emekliydi...
Üç kardeştiler, Sönmez en büyükleriydi...
Marketin de patronu oydu...
En küçükleri ise biraz durgundu, ona takılmak için yanına sokulur ve şu soruyu sorardık; "Okkadan üç önge çıkınca ne kalır" diye...
Galiba adı Somer'di, iri gözlerini açarak ve kendine özgü bilge tavrıyla "önge" diye cevap verirdi...
Sönmez, Sümer ve Somer çikolata renkli birer alemdiler...
***
Akşamın ilk saatlerinde, biraz da batan güneşin kızıllığında bir hüzün çökerdi insanların yüreğine...
Muharrem Apartmanı yıkılsa da değişen bir şey olmazdı, bu nedenle kaderini sanki o beton yapı yazmışçasına öfkelenip; "yıkılsın bu apartman" diyenlere her zaman gülecektim.
***
Bir arkadaşımız vardı...
Adı Yunustu...
Ama hiçbir zaman Yunus Emre olamayacaktı...
Onun adı sadece Yunus'tu...
Belki karaya vuran bir yunus balığı çaresizliği yaşıyordu...
Belki de o günlerde yaşadıkları özlemlerine cevap veremezdi...
Süklüm büklüm bir vaziyette oturur, kendi kendine "kaçacağım" diye mırıldanırdı...
Koşucuydu Yunus...
Önü açık bir atletti...
Yaşadığı günler onu güzel günlere götürmeyecekti ve o buna inanmıştı...
Bir sabah Yunus'un kaçtığını duyduk...
O günlerde kaçmak için fazla engel aşmaya gerek yoktu; benim görev yaptığım mevzi düşman arasında sadece iki piyade tüfeği boyu mesafe vardı...
Sonradan başkaları da kaçacaktı...
Oysa ki kaçmak kurtuluş değildi...
Kaldı ki ülkenizi severseniz...
|