|
Bir bahar akşamıydı...
Yıl 1965...
İçimizdeki yeşil dalların birer birer kırılacağı dönem...
Bir akşam üzeri...
Çiçek kokularının insanları teslim aldığı saatler...
Son kontroller yapıldı, yarım saat sonra izne çıkacağız...
İzin dediğimiz de Girne Kapısı'nda bir tur atmak...
Dört yanı denizle kaplı bir adada maviye hasret geçen yılların bir akşam üzeri...
***
Birden buz gibi bir ses gecenin sessizliğini bozdu...
"Kimse izne çıkmayacak..."
Ses, Necip Komutan'ın sesiydi...
Ona Necibo derlerdi...
Karpazlı'ydı ve iyi bir insandı...
Ama kararı kesindi...
Kimsenin gıkı çıkmadı...
O sessizliğin içinde bir tek ben "neden" diye sordum...
***
Bir yazımda pahalı çakmak kullanmanın adetim olmadığını yazmıştım...
Çavuşlardan birinin "Ronson" marka çakmağı çalınmış ve bizim izinler bu nedenle kaldırılmıştı...
"Bir pire için bir yorgan yakılmaz" dediğimi hatırlıyorum...
Sonra da, bir düello sahnesine vuruşmak için çıkan iki silahşor gibi avluda ikimiz kalmıştık...
Komutan ve ben...
Ve sonunda da ben zararlı çıkacaktım...
***
Zararın neresinden dönülse kârdır derler...
Buna hayatımın hiçbir devresinde inanmadım...
Necip çok iyi bir insandı, ancak belli ki gururu incinmişti...
Bir er asla bir emre karşı gelemezdi ve yeni ısınmaya başladığımız askerliğin kuralı da buydu...
***
Çok sürmedi, yaklaşık iki saat sonra rahmetli Yıltan Muslu geldi...
Bu ülkenin yetiştirdiği en güzel insanlardan biriydi...
İlk sıcak çatışmada sessizce yanıma sokulmuş ve dikkatli olmamı söylemişti...
Devamlı olarak kalp çarpıntısından şikayetçi idi, sonradan genç denecek yaşta hayata veda edecekti...
Şahsi arabası ile gelmişti...
Dağa sürgün edildiğimi hâlâ anlayamamıştım...
Hem de hangi hırsızın çaldığı bilinmeyen bir çakmak yüzünden...
|