|
"Öyle dudak büzüp, hor gözle bakma...
Bırak küçük dağlar yerinde dursun"...
Ne küçük dağlar gördük yaşadığımız dünyada...
Bahara geç kavuşanlara hasret kalarak...
Ne kendini kubbe zanneden habbeler...
***
Şiir gibi yazdığımı söyleyenler var...
Şair olmayı hiç düşünmedim...
Boyumu aşan işlere kalkışmam da ondan...
*** ***
Ve sarılıp giderim hayata kendi felsefemle...
Oysa ki, aynı gökyüzü parlar tepemizde...
Ve güneş, ne kadar saklanırsanız saklanınız, aynı haşmetle doğar başınızın üzerine...
Yaşadığınız yer, Ortadoğu olarak yansısa bile Yakındoğu'dur aslında...
Bir bilinmez yelken açıştır sizinki...
Kızarıp giden gurup vakti, bir savaş çığırtkanlığının son perdesidir ömrünüzde...
Ve tükenen her ömrün arkasından dökülen gözyaşı, belki de sizin sonunuzu görmenizin o talihsiz ve tarifsiz kederidir...
Boşuna dememiştir adam; "Tarifsiz kederler içindeyim" diye...
Tarifsiz keder anlatılması mümkün olmayan bir derdin tutsağı olmaktır belki...
Bazense hiç yaşamak istemediği dertlerin tuzağına düşen insanın çırpınışıdır...
***
Boğulmak üzere olan veya son nefesini veren bir insan ne düşünür...
Son sözleri ne olur acaba...
Hep annesine mi çağırır, yoksa ateist olsa bile "Aman Allah'ım" mı der...
Bilemezsiniz ki...
Yoksa, acaba ilk yürüyüşü, ilk sevinci, ilk heyecanlanışı veya bakıp da mutlu olduğu bir çift göz mü gelip takılır aklına...
Bu da bilinmez bir sorudur...
Belki de bir alacakaranlık kuşağının garip yolcusudur insanoğlu...
Belki de çoğu zaman hiçbir şey olamadığının öfkesidir nabızlarında nefret yerine akan kan...
***
Bazen havada dönüp duran kuşların korkaklık derecesine varan önsezileri yanıltır bizleri...
Bazense, ince örülmüş bir ağdan kurtulmayı başaran kartalın hikayesi...
Ve, ben insanım diyen kazanır kavgayı...
Öyle veya böyle olması gerektiğinde ısrarlı olanlar görmeyecek olsa bile...
Hayat dediğiniz ne ki...
Bir uzun çizgi ve sonunda o acımasız nokta...
***
Yıl 1967...
Unutulmayacak bir kış...
Unutulmayacak olaylar, ne hal ise o yıla sığacaktı...
Ve biz hikayemize devam edecektik...
|