|
Birbirleriyle sorunları bulunan Türkiye ile Ermenistan arasında oynanan maç centilmence geçince, maç öncesi ve sonrasında istenmeyen olaylar yaşanmayınca birçok köşe yazarı "sporun dostluklar yarattığı", "dostlukları pekiştirdiği" yönünde yazılar yazdı.
Ermenistan- Türkiye karşılaşması "sporun özellikle de futbolun dostluk demek olduğuna" yönelik çok yanlış bir örnektir.
Bu maça yönelik, her iki taraftan taraftar ve futbolcular "dostça davran" baskısı altındaydı, "aman bir şey olmasın" diye her iki tarafın futbolcuları ve taraftarları sıkı sıkı tembihlendi, barışçıl ortam olsun, sırf bu yönde psikolojik etki yaratsın diye iki ülkenin cumhurbaşkanları maçı birlikte izledi.
O kadar ki neredeyse maç, "hazırlık maçını" andırıyordu, neredeyse "aman 0-0 bitsin, dostluk kazansın" diye dua eder olmuştu, her iki tarafın siyasileri.
Küs insanları barıştırmak için yapay bir ortam yaratırsınız ya işte onu andırıyordu.
Tribünlerden bir grubun İstiklal Marşı'nı yuhalaması dışında da gerçekten istenildiği gibi dostça başladı, dostça bitti bu maç ama suni bir dostluk ortamıydı.
Genelde son dönemlerde hem ülkemizde, hem Türkiye'de hem de dünyada müsabakaların o kadar dostça geçmediği görünen bir gerçek.
Karşılaşmalar aynı zamanda "para" demek olduğu, işin içine sponsorlar, reklamlar, bahisler, televizyon kanallarının rekabeti girince, "kazanma hırsı" bir başka boyut kazanıyor ve maalesef dostluk geri planda kalıyor.
Tabii konuya kişilerin, başta yöneticiler ve futbolcuların o ölümcül kazanma hırsı ve yenilgiye tahammülsüzlüğü de eklenenince spor, spor olmaktan çıkıyor.
Üstelik bugün kavgalara, taşkınlıklara FİFA- UEFA'nın ciddi cezalar vermesine rağmen, yine de istenmeyen olaylar yaşanıyor.
"Kazanmak tek yol, tek seçenek" gibi gösterilince, hem futbolcular, hem taraftarlar bundan etkilenmektedir.
Futbol fanatizmi öyle tehlikeli bir illettir ki "milli bir davayı" bile bertaraf edebiliyor.
Bence bugünlerde futbol adına tartışılacak örnek Ermenistan- Türkiye maçı değil, Kıbrıslı Rum futbolseverlerle Yunanlı futbolseverlerin savaşına yol açan Avrupa kupası karşılaşmalarıdır.
Kıbrıs Rum takımlarının Avrupa kupalarında Yunan takımlarını elemesi, Yunanlı taraftarları çılgına çevirdi ve "milli dava", "soydaş", "Rum- Yunan kardeşliği" demeden Kıbrıslı Rumlara saldırdılar, küfrettiler.
Hem de hiçbir ülkenin taraftarlarına yapmadıkları kadar.
Önce Kıbrıs Rum takımı Anorthosis, Yunanistan'ın üç büyüklerinden Olimpiakos'u eleyerek, Şampiyonlar Ligi'ne girmesini engelledi, ardından da yine Kıbrıs'tan Omonia, Yunan takımı AEK'i UEFA kupasının dışında bıraktı.
Normal olan Yunan takımlarının galip gelmesiydi ama futbol bu, bazen zayıf gibi görünen de kazanabiliyor.
Yunanlılar; Akdeniz'in bu küçük ülkesinin, tam profesyonel bile sayılmayacak bir ligdeki zayıf takımlarının, ünlü Yunan takımlarını kupalardan elemesini hazmedemedi.
Bu nasıl bir Rum- Yunan dostluğuydu, nasıl oluyor da anavatanlarının takımlarını kupalardan eleyebiliyordu bu küçük ülkenin küçük takımları!
Anavatan takımına bir kıyak yapılamaz, hatır şikesine yatılamaz mıydı, önü açılamaz mıydı?
Ama olmaz işte, futbol bu; mübarek Eurovision Şarkı Yarışması değil ki bir birlerine tam puan versinler.
Birinden biri yenecek, diğerini kupa dışına itecekti, başka yolu yoktu...
Bunu yapan da iki Kıbrıs takımı olunca yer yerinden oynadı.
Yunanistan'a giden bir avuç Anorthosis taraftarının otobüsü, Olimpiakos'un motosikletli taraftarlarınca saldırıya uğradı, tekmeler atıldı, küfürler edildi, tehditlerde bulunuldu.
Stat yakınlarında ise 200 kadar Anorthosis taraftarı, 400 kadar Olimpiakos taraftarının saldırısına uğradı, taşlar, şişeler, plastik masa ve sandalyeler havada uçuştu, konuk taraftarlar meydan dayağı yedi.
Statta da Olimpiakos taraftarları rakip takıma yönelik ağza alınmayacak küfürler etti.
Anorthosis'li futbolcular sahaya çıktığındaysa ev sahibi takımın taraftarları çılgına döndü.
Bir yönetici; "Yahu biz Türkiye'de de oynadık, böyle şeyler görmedik" demiş, haklı olarak.
Yunan takımı AEK'in taraftarları da Kıbrıs Rum takımı Omonia'ya elenmeyi hazmedemedi.
Benzer olaylar bu iki takım taraftarları arasında da yaşandı.
Yunanistan'da ve Güney Kıbrıs'ta sağduyulu insanlar şaşkın, iki futbol karşılaşmasının, kader birliği etmiş, ilişkilerini "milli dava temeline" bağlamış iki kardeş toplumu nasıl da bir birine düşman ettiğine anlam veremiyorlar.
UEFA'nın ceza baskısına ve tarihten gelen derin bağa rağmen, nasıl oldu o inanılmaz kavgalar ve nasıl sarf edildi o küfürler?
Sporda, özellikle de futbolda artık "dostluk" kavramı göstermelik.
Siz zanneder misiniz ki Kıbrıs Türk takımları Avrupa kupalarında oynayabilse ve örneğin Çetinkaya, Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligi'nin dışında bıraksa aynı şeyler yaşanmayacak?
Yaşanacak; neler söyleneceğini de tahmin etmek güç değil...
"Biz sizi 1974'te kurtardık, sizin için şehit verdik, askerimiz sizi Rum'dan koruyor, her ay Anadolu halkının hakkından kesip size para gönderiyoruz ve utanmadan bizi kupalardan eliyorsunuz, ne nankör toplumsunuz!" diye taşlayacaklarına emin olabilirsiniz.
İki konu var burada, birincisi futbol fanatizmi "milli dava" tanımaz, diğeri de yavru vatanlar, anavatanları nezdinde hiç rüştünü ispat edemeyecek, hep kendine muhtaç, daha düşük seviyede yaratıklar olarak görülecek ve hep şükran edilmesi beklenecek...
AB'ye girmiş Kıbrıslı Rumlara dahi Yunanlıların halen "hiç büyümeyen çocuk" muamelesi yapması, alt tabaka insanlar gibi bakması tuhaf değil midir?
Rumlar, daha rahat belki bize göre ama bu ülkede Kıbrıslı Rumlarla, Kıbrıslı Türklerin kaderi aynıdır, bu nedenle müzakere masasında akıllı davranmaları gerekmektedir.
Keşke her hafta Yunanlılarla Kıbrıslı Rumların maçı olsa, belki gerçeği görmeleri daha kolay olur. Tabii bizim de öyle...
|