|
Sayın Serdar Denktaş, "Politikada Tutarsızlık" yazımla ilgili uzun bir açıklama gönderdi.
Denktaş'ın tepkisine ve karşı eleştirilerine saygı duyarım ama bir noktasına değinmeden edemeyeceğim.
Sayın Denktaş, yazının bir yerinde, DP ve UBP'ye yaptığım eleştirinin ve ÖRP'nin kurulmasıyla ilgili Şaban Dişli'yi hatırlatmamın "CTP'yi korumak amaçlı" olduğunu söyledi.
Denktaş, ÖRP kurulduğunda CTP'yi çok sert bir dille eleştirdiğimi, daha birçok yazımda eleştirimi sürdürdüğümü, daha birkaç gün önce sırf CTP'yi ele alan eleştiri yazım olduğunu, cevap yazdığı "Politikada Tutarsızlık" yazısında dahi bu partiye eleştiriler yaptığımı gördüğü, bildiği halde böyle haksız bir suçlamada bulundu. Sayın Denktaş bunu aslında; "Sen benim canımı yakarsın ha, ben de böyle bir iddia ile seninkini yakarım" niyetiyle yaptı ya neyse!
Bir de toplumun politikadan soğumasında medyanın da rolü olduğunu söylüyor Sayın Denktaş, bence halkın politikacılardan soğumak için medyaya ihtiyacı yok, inanın medya, şu ya da bu nedenle bazı politikacıların gerçek yüzünü ortaya koymuyor ya da koyamıyor ama halk her şeyi biliyor.
Bir de merak ediyorum, eğer CTP-DP hükümeti bozdurulup ÖRP kurdurulmasaydı, yani DP'nin ve Serdar Denktaş'ın bu kadar canı yanmasaydı, gerçekleri söylemede aynı cesur tavrı gösterecek miydi, yoksa bu sistemin içinde, sistemden sonuna kadar yararlanmaya devam edecek miydiler?
Daha söyleyeceğim çok şey var aslında ama çok bile yazdım, cevap hakkı verdiğim sayfada daha fazlasını yazmak Sayın Serdar Denktaş'a saygısızlık olur.
İşte Serdar Denktaş'ın cevap yazısı:
"Ali Kardeşim,
Bir kez daha sana yazmak durumunda kalıyorum. Halkımızın yanlış bilgilendirilmesi herhalde artık olağan kabul ediliyor. 17 Eylül tarihli köşe yazın da maalesef dezenformasyon uygulamalarından biri. Siyaset sahnesinde olduğumuza göre elbette birileri düşüncelerimizi, uygulamalarımızı eleştirecektir. Bu eleştiriler bir gerçeğe dayandığı takdirde son derece saygı duyarım ve yapılan eleştiriden de bir fayda elde etmeye çalışırım. Ancak yapılan eleştiri veya suçlamanın herhangi bir gerçeğe dayanmadığını görürsem, veya eleştiri yapılırken araya çarpıtmalar sıkıştırılırsa elbette bu hem beni üzer, hem de o eleştiri/suçlamayı yapanın saygınlığı gözümde azalır.
Fikirsel ayrılıklara son derece saygılı bir insanım. Eğer bu ayrılıklar olmasa demokrasinin de anlamı kalmaz zaten. Ancak fikirsel ayrılıklar nedeni ile yaşananları yaşanmamış addetmek veya halen yapılmakta olanları yapılmıyor gibi göstermeye çalışmak, kelimenin tam anlamı ile fikirsel karşıtına düşmanca yaklaşmaktır. Böylesi bir yaklaşımı ne kişi olarak ben, ne de partimin hak ettiğine inanmıyorum.
Yazınızda sizin de tespit ettiğiniz 'toplumun politikadan soğukluğu' bir gerçektir. Bu soğumada siyasilerin olduğu kadar medyanın da rolü büyük olmuştur. Tespitin doğruluğuna rağmen nedenlerini sıralarken bunun sorumlusu olarak muhalefeti suçlamaya kalkışmak ve hele ÖP maskaralığındaki AKP rolü konusunda DP'yi ve beni sessiz kalmakla suçlamaya kalkmak kadar garip bir yaklaşımı, doğrusu hiç bir yazardan beklemezdim.
Eli kalem tutan siz dostların ana görevi diğer köşe yazarlarını okumak, siyasi partilerin basın bildirilerini didik didik etmek, vatandaşın politikadan soğuduğu için artık izlemediği siyasi tartışma programlarını yakinen takip etmek olmalıdır. Eğer bunu yapmıyorsanız ve sadece kendi köşenizde kendi hisleriniz ile yazıyorsanız, bu ülkeye ve insanına yazık ediyorsunuz demektir. Katıldığımız her programda, düzenlediğimiz her basın toplantısında CTP'nin daveti ve AKP yönetiminin açık müdahalesi ile kurdurulmuş olan ÖP maskaralığı hakkında en başta ortaya koyduğumuz tavrı aynen devam ettirmekte olmamıza rağmen, 'talimatla suspus oldular' gibi bir suçlamayı asla kabul etmeyiz.
AKP Merkezine ziyaret yaptığımız doğrudur. Ve eğer gazeteleri televizyonları takip ediyor olsaydınız, AKP ziyaretinden sonra bir basın toplantısı düzenleyerek orada görüştüğümüz yetkililere, 'tek tek transfer uğraşlarınız büyük zahmet oluyor size, işte bütün seçilmişlerim burada, toplu pazarlık yapın' diyerek toplantıya başladığımızı ve 'Beni siyaset sahnesinden silmeyi başarsanız da Denktaş ismini tarihten silemezsiniz' diyerek oradan ayrıldığımızı kamuoyu ile de paylaştığımızı bilecektiniz.
Demokrat Parti o ziyaret sonrasında meclis boykotunu ileri safhalara taşımaya hazırlanırken, UBP'nin meclise dönüş kararı alması elbette bu ülkede yara almış demokratik kurumun bir seçim yolu ile yeniden iyileştirilmesini engellemiştir. Meclisten istifamız bu nedenle gerçekleştirilmiştir. Demokrasimize yapılan müdahalelere boyun eğme niyetimizin olmadığını göstermek içindir o istifa. Katıldığımız her programda konu ile ilgili soru olmasa bile, yapılan müdahaleyi gündeme getirerek hatırlatma yapmakta olmamız bunun içindir. Ve bilinmesi gereken bir başka husus da 'Mal Tazmin Komisyonu Yasa Tasarısı' ile ilgili olarak bize 'susun ve aynen kabul edin' talimatını dinlemeyerek, o tasarıyı Anayasamıza uygun hale getirmiş olmamızdır AKP için bardağı taşıran son damla. Bunun ayrıntılarını alenen tartışmaya benim devlet adamlığı anlayışım elverişli değildir.
CTP hegemonyasını içselleştirip her istediklerini kabul etmiş olsaydık, zaten bugün hala daha hükümetteki ortaklığımız 'hık deyici' olarak devam ederdi.
Yapmadık çünkü partisel duruşumuz da kişisel karakterlerimiz de buna uygun değildi. Her türlü yanlışımız konuşulabilir. Ama 'evet efendimci' suçlamasını kabul etmemiz, mümkün değildir. Kapalı kapılar ardında yaşanan ve konuşulanları kamuoyu ile paylaşmak bize yakışmaz. Ancak geçersiz suçlamalara da suskun kalmak her şeyden önce kendi kendimize saygımızı yitirmemize neden olur. Bu nedenle yazınıza cevap verme ihtiyacı hissettim.
Şaban Dişli, ÖP maskaralığı operasyonunda kullanılan çarkın dişlerinden birisiydi sadece. Türkiye'de ve bana göre Türkiye kamuoyunu ilgilendiren bir konuyu alarak, sırf bağcı dövmek için onun adı üstünde politika yapacak kadar alçalmış değilim. Kaldı ki, çarkın esas dişlileri burada ve kendi içimizdeyken onunla uğraşmak, sadece kendi halkımızın gözünden CTP yöneticilerinin bu konudaki yaklaşımlarını kaçırmama yarar.
Belki de yazınızda bizi Şaban Dişli'yi eleştirmemekle, onun adı etrafında siyaset üretmemiş olmakla ilgili suçlamanızın altında yatan esas neden de budur... Yani CTP üst düzeyinin bu konudaki rolünün unutulmasını sağlamaktır, bilemiyorum.
Kendi ülkemizde, kendi insanlarımızın bu büyük demokrasi ayıbını, sizin tabirinizle 'ballandıra ballandıra' değil, son derece yalın ve net bir biçimde halkımızla paylaştık, paylaşmaya da devam edeceğiz. Geçmiş söylemlerine tamamen ters düşecek şekilde, iktidara gelince, neredeyse 'bizim demokrasimize müdahale edin' diye yalvarmış olan CTP yöneticileri bu ayıptan kolay kolay kurtulabilecek değildir.
Size bir görevinizi hatırlatmak isterim. İddia ettiğiniz, 'dün öyle söylediler, bugün böyle yapıyorlar' suçlamanızı tek tek bu halka ispat etmeniz gerekmektedir. Mecliste bulunan 4 partiyi ele alınız. Muhalefet/iktidar ve aynı şekilde iktidar/muhalefet dönemlerinde ne dediler, ne yaptılar. İddianızı halka yine basın arşivlerinden hareket etmekle ispatlamak durumundasınız. Sizi okuma zahmetine katlanan vatandaşlarımıza borcunuzdur bu. Ve bunu yaparken de geçmişte halkımızı uyutmak için hazırlattırılmış olan yalana dayalı yorumlara değil, bizzat o partilerin kendi söylem ve icraatlarına dayanarak bu bilgiyi hazırlayın.
O zaman göreceksiniz ki, özü ve sözü bir olan bir partiyi yanlış yere suçlamışsınız... Ve işte o zaman sizden tek beklentim, demokratik değerler uğruna kuruluşundan itibaren ikinci kez meclisten istifa etme cesaretini göstermiş, onurundan ve kuruluş ilkelerinden ödün vermemiş Demokrat Parti milletvekilleri ve tabanından özür dilemenizdir.
Son olarak çok iyi anlamanızı isterim ki, hükümete gelmeyi Türkiye iktidarlarının dudaklarının ucunda olduğunu zannederek, bu halkın kendi iradesine saygı göstermeyen birileri varsa, o kişi ve kurumlar ile bizim işimiz olamaz. 1992'de kuruluşumuzdan itibaren demokratik tavır ve söylemlerimizde tek bir sapma yoktur ve olamaz. Yıllarca bizi 'üçüncü yol' ilkemizi uyguladığımız için, siyah-beyaz arasında da renkler olduğunu vurgulayarak her tıkanıklıkta bu renklerden birini o tıkanıklığı aşmakta uygulanabilecek bir yöntem olarak gördüğümüz için, bizi 'tutarsız' olmakla suçlayanların bugün düştüğü durum ve bunun karşısında Demokrat Parti'nin kurumsal tavrı, bize yönelttiğiniz bu suçlamanın kendi tutarsızlığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Kötü bir orijinal olarak var olan UBP'yi kopyalayarak çok daha kötü duruma düşen CTP bir tarafta, her ikisinden de farklı olduğunu duruş ve icraatları ile ispatlamış olan Demokrat Parti bir başka taraftadır. Aynı sepet içerisinde değerlendirilmeyi reddetmekteyiz.
Bileceksiniz ki, haklı olduğumuz konularda susmayarak direnmeye devam etme tavrımız bizim karakterimizdir.
Saygılarımla
Serdar R. DENKTAŞ
DEMOKRAT PARTİ
Genel Başkanı"
|