|
Acılar elbette hayatın bir parçasıdır...
Ölüm, kaçınılmaz sondur...
Büyüklerimizi; önce nenemizi, dedemizi, sonra annemizi, babamızı, ya da o yaşlardaki sevdiğimiz insanları kaybedeceğimizi biliriz, bu sonla yüzleşeceğimizi bildiğimizden kendimizi hazırlarız...
Hazırlarız da yine de kolay olur mu insanın sevdiklerini kaybetmesi, yaşlı dahi olsalar?
Elbette hayır, ölüm ölümdür ve keder verir insana, ölen kişi 90- 100 yaşında olsa dahi.
Ama bir tesellimiz var değil mi; nasıl olsa uzun bir ömür yaşadılar, ortalama insan yaşamı ne kadarsa oraya kadar vardılar ve beklenen son gelmiştir...
Bir yerde bir tesellidir bu.
Ama ya genç ya da çocuk yaşta kaybettiklerimiz?
İşte dayanılmaz olan budur, işte bizi isyan ettiren budur, kabul edemediğimiz budur...
Ve isyan ettik önceki gün, "olmaz", "olamaz" dedik, kahrolduk ama yapabildiğimiz tek şey mani olamadığımız gözyaşlarımızdı.
Hasan Hastürer abimizin 19 yaşındaki kardeşi çocuğunu kaybetmesinin şokunu daha atlatmadan yeni bir acıyla sarsıldık.
Arkadaşım Hüseyin Ekmekçi'nin en acı günlerinden biriydi önceki gün, İngiltere'de yaşayan abisinin 5 yaşındaki çocuğu vefat etti.
Cemalcığı kaybettik...
Bizim için de çok zor bir gündü, daha bir buçuk ay önce oğullarımın sünnetini yapmıştık, o gün ilk dakikadan çocukları sünnet ettiğimiz ana kadar Cemalcık yanımızdaydı...
Sorular sorup duruyordu sünnetle ilgili, çünkü bir hafta sonra kendisi sünnet olacaktı, Kıbrıs'a geliş nedenlerinden biri de bu sünnet işini bitirmekti.
Büyük oğlum Umut'la aynı yaştaydı Cemal, bolca sohbet ettiler, oynadılar.
Oğullarım; Umut ile Ufuk'u atla gezdirdik, Cemal da babasının omuzlarında atın arkasından geldi.
Bir hafta sonra da Alaniçi'nde Cemal'ın sünnet töreni vardı, o da ata bindi, köyde gezdik, son derece sağlıklı görünüyordu.
Böyle bir şey aklımızın ucundan dahi geçmiyordu.
İngiltere'ye dönme zamanı geldi ama Cemalcık birdenbire rahatsızlandı, zamanında dönemedi, bir süre Kıbrıs'ta hastanede yattı, hastalığının ne olduğunu anlayamadı doktorlar.
İngiltere'ye götürdüler sonra onu ama kurtarmak mümkün olmadı...
Halbuki daha birkaç gün önce iyilik haberlerini almıştık...
Cemalcık yanılmıyorsam henüz bir yaşına bile basmadan annesini kaybetmişti, anne nedir bilemedi, halası Sevgili Münüse baktı ona, ağlarken anne diye değil hala diye ağlardı ve bu bile duyanların yüreğini dağlardı.
Hüseyin Ekmekçi'nin abisi Gökmen, çocukluk arkadaşımdır, çok şeyler paylaştık onunla, Londra'ya göçünü bile birlikte planlamıştık.
Kurtuluşun Londra'da olduğuna, mutluluğu orada bulacağına inanmıştı, öyle de oldu, orada dünya iyisi bir kızla evlendi, ama öyle abartılı bir söz değil bu "dünya iyisi" sözü...
Gerçekten öyleydi, tanıdığım en mütevazı, en tatlı insanlardan biriydi, melek gibi bir insandı.
Birdenbire hastalandı, hastalığının ne olduğunu bile anlayamadık ama hastalığa yenik düştü, arkada gözü yaşlı bir eş ve üç çocuk bıraktı.
İşte Cemalcık bu üç çocuktan en küçüğüydü...
Londra, Gökmen'e önce mutluluk, sonra da dayanılmaz bir acı verdi, önce eşi ve sonra da eşinden kalan son yadigar sevgili oğulcuğunu kaybetti...
Bir insana bu kadar acı biraz fazla, acılar elbette hayatın bir parçasıdır ama bu kadarı da haksızlık artık...
Eğer gerçekten varsa tanrı bir yerlerde ve gerçekten her şeye kadirse, çok yanlış yapıyor, böyle dünya iyisi, dünya tatlısı insanları neden aramızdan alıyor, neden dünyanın bütün acılarını Gökmen'e veriyor?
Nedir yani bu, Gökmen'in sabrı, dayanma gücü mü sınanıyor, önce canı gibi sevdiği eşi, sonra canından bir parça olan çocuğunu kaybediyor...
Üzgünüm ve öfkeliyim ama kime öfkeleneceğimi, kime kızacağımı da bilemiyorum.
Sevgili arkadaşıma sabırlar diliyorum ve kimse böyle acı çekmesin diyorum.
|